"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Adâlet” üzerine bir kaç söz...

Orhan Ali YILMAZ
18 Ağustos 2016, Perşembe
Bir Âyet: “Ey iman edenler! Allah için adaleti ayakta tutan, hem de muhafaza edenler olun! Ve “adâletli” şâhitler olun! Bir kavme, bir topluluğa olan kininiz, öfkeniz ve de nefretiniz sakın ola ki, sizi ‘adaletsiz davranmaya’ sevk etmesin! Âdil olun, ki, gerçekten bu takvaya en yakın olanıdır. Allah’tan korkun ve O’nun yasakladıklarına karşı gelmekten sakının! Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” 1

Diğer bir Âyet: “Ey iman edenler!  Eğer tanımadığınız, güvenirliğini tam bilmediğiniz birisi (fâsık) size bir haber getirecek olursa, onun doğruluğunu, güvenirliliğini iyice bir araştırın! Yoksa bilmediğiniz hâlde bir topluluğa, bir kavme zararınız dokunur da, sonra da siz bu yaptığınıza gerçekten pişman olursunuz…”2

Sonuncusu: “Ey iman edenler! Zannın (yani kesin bilgiye dayanmayan, ihtimal üzere konuşmanın) çoğundan sakının! Çünkü bir kısım ‘zan’ vardır ki şüphesiz ki günahtır. İnsanların gizli, mahrem hâllerini araştırmayın ve birbirinizi gıybet etmeyin; insanları arkalarından çekiştirmeyin, dedikodularını yapmayın! Sizden hangi biriniz, ölü bir kardeşinin etini, hiç tiksinmeden, severek yiyebilir; bundan hoşlanır mı!?.. Bakın, nasıl da hemen ondan tiksindiniz, ikrâh ediyorsunuz!?.. Allah’tan korkun! Şüphesiz ki Allah, tövbeleri çokça kabul eden ve kullarına karşı da pek çok merhametli olandır.” 3

Yaklaşık bir ay önce, menfur bir darbe teşebbüsü oldu şu güzel ülkemizde. Halkımız ise, sokaklara, meydanlara dökülüp göğsünü siper etti bu cânilere, akamete uğrattı bu zâlim teşebbüsü. 240 civarında şehidimiz ve 3.000’e yakın da yaralımız var. Şehitlerimize Cenâb-ı Hak’tan rahmet temenni ediyoruz, onların asıl mükâfatı ise şüphesiz ki Allah katındadır, yaralı gazilerimize ise ‘geçmiş olsun’ diyor, hem de ‘âcil şifalar’ diliyoruz. 

Seçilmiş bir hükümet, darbe ile değil, ancak “yeni bir seçimle” ve de “meclis kararı ile” değiştirilebilir. Bizim inancımız budur. Ki, Kur’ân-ı Kerîm’in bize emrettiği de odur: “Onların aralarındaki işleri Şûrâ, yani Danışma Meclisi iledir.” 4

Bunun dışındaki bütün alternatif seçenekler ise âyette emredilen Şûrâ’ya aykırı olduğundan, elbette reddedilir.

Ve tarihin bize gösterdiği en önemli bir gerçekte, ilk dört halifenin Şûrâ, yani Danışma Meclisi ile iş başına gelmiş olmasıdır.

Darbe teşebbüsü sonrasında, darbeyle bağlantılı olduğu düşünülen, ağırlıklı olarak Özel Eğitim Kurumlarında çalışan, bunun yanı sıra Millî Eğitim’e bağlı okullarda kısmen istihdam edilen toplam 20 bin civarında personel söz konusu gerekçeyle meslekten ihraç edilmişlerdir. Bununla ilgili; sağlam bilgi, belge ve de deliller, hem devletin hem de ilgili kurumların elinde mevcuttur, ona göre karar verilmiştir, diye düşünüyorum, tahmin ediyorum. Ama bir de o sayıya yakın, bir o kadar insan açığa alınmıştır ki, bunların öncekiler gibi, kesin bilgi ve belgelere bağlı olarak değil de, “şüphe” ya da “ihbar” üzerine olduklarını zannederim.. Bunlar hakkındaki iddia ve ihbarların iyice, âdeta bir dedektif edasıyla araştırılıp, en kısa zamanda sonuçlandırılması lâzımdır ki, içlerinde olması çok kuvvetle muhtemel, suçsuz, mâsum insanlar, özellikle de tamamen bunlara bağlı olan, geçindirmekle yükümlü oldukları aileleri, çoluk çocukları mağdûr ve perişan edilmesin ve mazlûm duruma düşürülmesin. Darbe teşebbüsünde şehit düşen vatandaşlarımızın ailelerine ve gazilerimize gösterilen jest ve de kolaylığın bir benzerini muhtemel suçsuz insanlara da, “gecikmeden” göstermek “hukuk devleti olma hassasiyeti”nin bir gereğidir diye düşünüyorum. Bu konu, gerçekten hassas ve de nazik bir konudur. Yoksa altından kalkılmaz büyük bir vebal ve de yük olur/olabilir devletin omuzlarında. 

Buna aynı durumda olan, polis teşkilâtı ve askerî personelimizin yanı sıra diğer bütün kamu veya özel kurumlarımızdaki personelimiz de dâhildir. Çünkü devlet, “hukuk” ile hareket eder (etmesi gerekir)  “Adalet” ise olmazsa olmaz şartıdır bunun. 

“Suçun şahsîliği esastır. Cezanın infazı için, suçun unsurlarının teşekkül etmesi ve kişi hakkında sabit olması şarttır. Kişi, suçu sabit oluncaya kadar mâsumdur; dokunulmazdır.” Bunlar ise herkesin bildiği “en temel” evrensel hukukî kriterler, ilkelerdir.

Ayrıca, OHAL de olsa, gerek tutuklu gerekse tutuksuz yargılanan herkes için, yasaların kendilerine tanıdığı bütün hak arama yolları “sonuna kadar” açık olmalı ki, herhangi bir küskünlüğe, bir hayal kırıklığına sebep olmasın. Bu ise hem toplumsal barış hem de kardeşlik duygusunun yanı sıra, en önemlisi de, halkın, yani vatandaşın devletin “adaletine” duyduğu güveni açısından gayet ehemmiyetli ve gereklidir diye düşünüyorum.

BİR NOKTA-YI SİYAH…

Bir ülkede, mâsumların zarar “görmemesine” olan vurgu, zâlimlerin cezalandırılmasından az ise, orada bir “duygusallık” olduğu kesindir..

Adalet Müessesesi ise “duygusallığı” kaldırmaz.

Sözün özü: Azlar’a, özellikle de adâlet’e yardım etmek lâzımdır, vesselâm…

YENİ ASYA mı; o zaten o yolda...

Okunma Sayısı: 3624
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı