"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Asr-ı felâkette Asr-ı Saadet örneği

Osman KOYUNCU
03 Mart 2019, Pazar
Nasıl ki aç, bir parça ekmeğe muhtaç birine, ona hiç hissettirmeden gururunu kırmadan en iyi baklava ve köfte gibi leziz yiyecekleri ulaştırırsan nasıl memnun olursa, Allah’ta bu ahir zamanda has kullarına keşif keramet göstermeden ve onlara hissettirmeden büyük mükâfatlarda bulunacak ve de bulunmaktadır.

Zaman, zaman aklıma geliyordu, sahabeler döneminde olduğu gibi bu zamanda da keşif ve keramet çok az görülüyor. Hâlbuki Abdulkadir’i Geylani, İmamı Gazali Muhiddin’i Arabi gibi geçmiş veli zatlarda çok sayıda keşif ve keramet Allah’ın izni ile zahir olmuştu. Mektubatta 6. Telvihi okurken bu meseleyi kısmen anladım. Peygamberimiz (asm) mealen “ümmetim, mübarek bir ümmettir ki evveli mi daha hayırlı yoksa ahiri mi, bilinmez diyor.” Aklıma geliyordu, eski evliyalardan pek çok kerametler anlatılıyor, acaba şimdi evliyalar yok mu veya şimdi ki evliyalardan kerametler meydana gelmiyor mu? Bediüzzaman, bu sırrı ihsan konusu içinde açıkladı.

İhsan, kelime olarak ikram ve iyilikte bulunmak anlamına gelir. Onun için insanın yaratılışında, ihsan ve iyiliklere karşı fıtrî bir sevgi göstermek meyli vardır. Buhari’de  geçen bir hadisi şerifte Peygamberimiz (asm), “İhsan, Allah’ı görür gibi ibadet etmektir; çünkü sen O’nun zatını görmesen de O seni görmektedir diyor.” Hz. Ali “ İnsanların değeri, işlerini ihsan ölçülerine göre yapmalarındadır der.” Demek ki insanın kıymeti, imanın özü, ruhu, kemali, ihsan ölçülerine uyarak yaptığı ihlâslı amellerinin değeri ile ölçülüyor. “Muhakkak ki Allah adaleti ve ihsanı emreder” der (Nahl 90) İhsan çok yönlü bir kavramdır. Allah’ın ihsanının mertebeleri olduğu gibi, insanın bütün maddî ve manevî yaratıklara karşı ihsanın da mertebeleri vardır. İmamı Gazali, “insan ihsanın kuludur” der. Büyük düşünürler, “Allah’ı cemalinden dolayı sevmek, ihsanından dolayı sevmekten çok daha yüksek bir mertebedir” derler.

Mu’cize gerekli görüldüğü zaman, iman ehlinin imanını arttırmak ve zor zamanlarında kullarına yardımda bulunmak için peygamberlerin eli ve Allah’ın izni ile gösterdikleri harikulâde hallerdir. Mu’cize gölgesiz ve saftır ve peygamberlere hastır. Keramette mu’cize gibi Allah’ın fiilî, hediyesi ihsanı ve ikramıdır, fakat mu’cize gibi saf değil gölgelidir. Bediüzzaman, “dünya bir hikmet ve hizmet yeridir, mükâfat ve ücret alma yeri değildir” der. Dünyada yapılan iyi amellerin mükâfat meyvelerinin karşılığı berzahta ve ahirette verilir. Onun için dünyada yapılan hayırlı işlerin karşılığını, dünyada keşif ve keramet şeklinde istenmez. Eğer kerametler istenmeden verilirse gururla veya memnuniyetle değil de mahzunane kabul etmek gerekir. Cennette meyveler koparıldıkça yerine yenileri gelir, iyi işlerin meyveleri de Cennette bakıdır bu fani dünyada onlar istenilmemelidir ki baki meyveler fani bir şekilde zayi olmasın. Bunun için büyük veliler, ağır hizmetleri, zorlukları, meşakkatleri ve musîbetleri hoş karşılamışlar, şikâyet etmemişler. Büyük velilere keşif, keramet, zevkler ve Nurlar verildiği vakit bunları birer iltifatı İlâhî bilip, bunları örtmeye, gizlemeye çalışmışlar. Bunun için daha çok kullukta bulunmaya gayret göstermişler. Bu velilerden çoğu, Allah’tan niyazda bulunarak bu hallerin gizlenmesini, açığa çıkmamasını talep etmişlerdi.

Geçmiş âlimler, Halilullah (Allah’ın dostu) ile Habibullah (Allah’ın sevgilisi) arasındaki farkı şöyle izah ederler:  Hz İbrahim (as) Halilullah’tır, Allah, ona ateşe atla dedi, oda hiç tereddüt göstermeden ateşe atladı. Hz. Muhammed (asm) ise Habibullah’tır, Allah’ın sevgilisidir, her şeyi O’nun (asm) için yarattı. O, rabbinden ne talep ederse Allah, O (asm) sevgilisinin hatırını kırmaz, mahzun etmez, isteklerini yapar, O’na (asm) Allah’ın ihsanı maksimum noktadadır ve hissettirmeden verir. Ahir zaman ümmeti olan Mehdinin askerlerinin mesleği sahabe mesleği gibidir. Peygamberimizin (asm) o zamanki ümmeti en hayırlı ümmet olduğu çok açıktır. Aynen bunun gibi, ahir zamandaki, Mehdi’nin komutasındaki ümmeti de hayırlı olacak, fakat bu ümmette Peygamberimiz (asm) zamanındaki ümmet gibi keşif ve keramet çok az görülecektir. Bediüzzaman mealen “makbul bir insan hakkında en büyük ihsanı İlâhî, o insana ihsanını hissettirmeden ihsanda bulunmasıdır” der. Allah bu zamanın has kullarına o kadar büyük değer veriyor ki sanki Allah bu mübarek kullarının (teşbihte hata olmaz) gururlarını kırmadan onlara büyük ihsanda bulunuyor. Eğer hissettirirse bu sefer niyaz makamından naz makamına, şükürden gurura düşme ihtimali olur diye bu şekilde yapıyor. Şimdide sahabe mesleğini devam ettirenlerde de keşif keramet yoktur, fakat dünya ve ahirette ihsan ve ikramı sahabeler gibi olacaktır.

Nasıl ki aç, bir parça ekmeğe muhtaç birine, ona hiç hissettirmeden gururunu kırmadan en iyi baklava ve köfte gibi leziz yiyecekleri ulaştırırsan nasıl memnun olursa, Allah’ta bu ahir zamanda has kullarına keşif keramet göstermeden ve onlara hissettirmeden büyük mükâfatlarda bulunacak ve de bulunmaktadır. Bu zamanda yapılan gösterişsiz hizmetlerin karşılığı da bu şekildedir.

Sonuç Hz. Muhammed (asm) ahirzamanda bütün insanlık için gelmiş ve evrenseldir ve âlemlere rahmettir, aynı şekilde ahirzamanda gelecek Mehdi de (as)  Peygamberimizin (asm) gerçek varisi gibi evrenseldir. Yani görevi, fesada girmiş âlemi (yalnız Müslümanları değil) ıslah etmekle mükelleftir.

Okunma Sayısı: 1825
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı