"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman ve esma

Osman KOYUNCU
26 Ağustos 2018, Pazar
Allah’ı en geniş manasıyla tanıyıp anlamak için, Kur’ân, Hz. Muhammed (asm) ve kâinat kitaplarını birlikte çok iyi okumak lâzımdır.

Bunları da anlayabilmek için Arapça ve belâgat gibi pek çok dini ilimlerin yanında fen bilimlerini de iyice incelemelidir. Çünkü her bir fen dalı Allah’ın bir veya birkaç ismine dayanır nihayet bulur. Bütün bu ilimlere bir kişinin vakıf olması mümkün olmadığından, bu ilimlere kısmen vakıf bir heyet bu konuyu ele almalıdır. Her insan, kendi ilim ve kapasitesine göre kısmen Kur’ân ve Allah’ı tanıyıp anlamaya çalışabilir. Ebu Cehil bile Allah’ı biliyordu. Allah’ı sonsuz isim ve sıfatlarının tecellisi ile birlikte tanıyamadığından, Allah’ı uzakta maddî bir varlık tasavvur ettiğinden ve putları O’na ortak koştuğundan müşrik ismini almıştır. O’nu tam olarak anlamak ve anlatmak için bir şahs-ı manevî lâzımdır. (her asırda görevlendirilmiş vehbi ilim sahipleri müstesna. Bediüzzaman bu mânada Allah’ı ve O’nun esmasını güzel bir şekilde anlatmıştır.) Kalem gibi elle tutulan nesnelere somut, akıl, rüya, hayal ve düşünce gibi maddî olmayan şeylere soyut varlıklar denir. Allah maddî olmayan sonsuz soyut bir nurdur. Allah sonsuz bir nur olduğundan, Allah’ın eli gibi maddî şeylerin çağrışımları ile Allah vasıflanıp tanımaya çalışmak yanlıştır. Nasıl ki güneş doğsa, güneşin yüzü veya gözü göründü deriz. Güneş nur olduğundan, güneşe gerçek manada ne yüz veya ne de göz olur, güneşin yüzü veya gözü kendisidir. Allah sonsuz nurdur, bu sonsuz nurun yarattığı yani şekil verdiği ve somutlaştığı sonsuz tecellisine (dünyevî ve uhrevî) ise Rahmaniyet deniyor.

Fen ilimleri, maddenin enerjiye dönüştüğü gibi enerjide maddeye dönüşebilir diyor. Bugün ilim adamları, enerjinin maddeye nasıl dönüşeceği üzerinde çalışıyorlar. Yani Allah’ın maddeyi nasıl yarattığını inceliyorlar. Maddenin enerjiye dönüşüm esnasında çok büyük bir enerji açığa çıkmaktadır. Bir kg uranyum nükleer enerjiye dönüştüğünde yaklaşık bir buçuk milyon ton kömürün yanması ile oluşan enerjiye eş bir enerji açığa çıkıyor. Bugün bilim, enerjiden nasıl ve ne kadar madde meydana gelebilir konusunun üzerinde çalışıyor. 

Allah’ın maddeyi nasıl yarattığını din âlimleri şu şekilde açıklıyorlar. Allah bir şeyi yaratmayı irade ettiği zaman, Allah’ın ilminde olan şeye Allah’ın Kudreti taalluk eder (Allah’ın Kudretini bir enerji gibi düşünebiliriz) ve o şey yaratılır. Mutlak manada yokluk, yoktur çünkü Allah’ın ilminin dışı olamaz, hâşâ o zaman başka bir ilahın varlığı hatıra gelir. Yoktan yaratmak, şekil vermek demektir. Kâinattaki bütün atom ve bileşik çeşitlerinin her birinin mükemmel birer şekilleri vardır şekilsiz hiçbir varlık yoktur. Demek ki Allah kâinattaki her şeye en güzel ve mükemmel şekiller yaratandır (şekil verendir). İsra Sûresi’nin 110. Âyetinde, “de ki ister Allah diye çağırın, ister Rahman. Hangisi ile duâ ederseniz, edin bütün güzel isimler O’nundur…” Allah’ın iki tane özel ismi vardır bunlardan birisi sonsuz nur dediğimiz ALLAH diğer o sonsuz nurun tecellisinin şekil verilmiş yani yaratılmış şeylerin toplamına Rahmaniyet denir. Bu isimler insanlara verilemez.

İmam-ı Rabbani (ra) demiş ki: “Letâif-i Cennet, cilve-i esmanın temessülâtıdır.” (yani Cennetteki bütün güzellikler, Allah’ın isimlerinin yansımasıdır) Bu kâinat, Allah’ın isimlerinin gölgelerinin gölgeleri olduğuna göre, bu kâinat ve Cennet ve Cehennem Rahimiyet’in tecellisidir. Bediüzzaman dünyanın üç yüzü vardır der, bunlardan birisi ahiretin mezrası yani Cennet burada kazanılır. Diğeri Allah’ın isimlerinin tecelli ettiği yerdir, açlık olmazsa Rezzak ismi, hastalık olmazsa Şafi ismi gibi isimlerinin tecellisi bilinemezdi. Demek ki bu dünyanın yaratılmasının amaçlarından birisi de güzel isimlerin tecelli etmesidir. Diğeri ise gafil insanların oyalanma ve eğlence yeridir. Bediüzzaman, insana dünyanın ahiretin mezrası ve esma-i İlâhiye aynası olan iki güzel yüzüne karşı sevgi ve muhabbet verilmiştir ve buna karşılık dünya kadar, fakat dünya gibi fani olmayan baki bir Cennet verilecektir der. İşte insan gafletinden dolayı bu kadar büyük mükâfatı bazen kaçırıyor. İnsanın kabiliyetleri o kadar büyüktür ki bu koca dünya o kabiliyetlerin gelişmesine uygun olmadığından, kabiliyetlerinin gelişmesi ve esmanın tam anlaşılabilmesi için Cennet yaratılmıştır. Nasıl ki bir küçük saksıda büyük bir çınar ağacının gelişmesini tamamlayamayacağı gibi bu dünyada da insanın kabiliyetleri olgunlaşıp kemale ermesine uygun yer değildir, onun için Cennet yaratılmıştır. Esmanın gelişmesinin bir kısmını dünyada diğer kısmını da ahirette tamamlayacaktır.

Okunma Sayısı: 1886
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı