"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Küçük dairede büyük, büyük dairede küçük hizmet nasıl olur?

Osman KOYUNCU
12 Ocak 2017, Perşembe
Malûm olduğu üzere, her zaman çok amel çok sevap demek değildir.

Bir asker düşman karşısında nöbette iken bir kurşun ile şehit olur Cennette kazandığı makamı bir başkası yıllarca ibadet etmekle kazanamaz, büyük ve geniş dairede, küçük hizmet ve karşılığında az sevap olabilir. 

Şeriat namahreme bakmayı haram kılar. Haramın terkine vacip der ve bir tek vacip yüzlerce sünnetten üstün olduğunu vurgular. Bir insan genç veya yaşlı, caddede yürürken yüzlerce açık saçık kadınlarla karşılaşır, her birini görünce birer saniye başını eğer, namahreme bakmaz yüz vacip işlemiş olur. Her bir vacip için belki birer ay nafile oruç tutmuş gibi sevap alır. Bugün bir insan, yüz saniyede yani yaklaşık iki dakikada eski zaman velisinin yüz aylık nafile oruç sevabını kazanabilir. 

Birisi, arkadaşına hakkı anlatır, o kişi onun anlattıkları ile hakka ısınır, tövbe ederek hak yolu bulur. Bu kişinin kazandığı sevabı belki bir başkası ömür boyu kazanamaz. Geniş dairede şan ve şöhret ağır basabilir, büyük kitlelere hitap, insana gurur verip o ameldeki sevabı giderir belki günaha da sokabilir. 

Bazı insanlar, kalabalık toplumlara konferanslarla hitap etmek, siyasetle büyük kitlelere dini anlatmak, çok insanlara ulaşmakla çok sevap alacağını sanır. Hâlbuki büyük kitlelere hitapta alkış, şan ve şöhret var, bu durum nefsin hoşlandığı şeylerdendir. Yapılan işin hayır olması, sevap kazandırması için Allah rızası için ihlâsla yapılması lâzımdır. Şan şöhret için siyasilerin peşinden koşmak, büyük kitlelere ulaşmak, ömür sermayesini boşuna tüketmek, Allah rızasından uzaklaşmak manasına da gelebilir.

Bediüzzaman, mealen şan ve şöhretin kalbi öldüren bir zehir olduğunu söylüyor, hem de  “Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çoktur. Birbiri içinde mütedâhil dâireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden ve ceset ve hane dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve küre-i arz ve nev-i beşer dairesinden tut, tâ zîhayat ve dünya dairesine kadar, birbiri içinde daireler var. Her bir dairede, her bir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük en büyük ve ehemmiyetli ve daimî vazife var. Ve en büyük dairede en küçük ve muvakkat ara sıra vazife bulunabilir. Bu kıyasla, küçüklük ve büyüklük makûsen mütenasip (zıt orantılı) vazifeler bulunabilir. Fakat büyük dairenin câzibedarlığı cihetiyle  küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, mâlâyani ve âfâkî işlerle meşgul eder. Sermaye-i hayatını boş yerde imha eder. O kıymettar ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür. Ve bazen bu harp boğuşmalarını merakla takip eden, bir tarafa kalben taraftar olur. Onun zulümlerini hoş görür, zulmüne şerik olur.” (İman ve Küfür Muvazeneleri 217)

Müflis, iflâs etmiş kişi demektir, Kur’ân’da Müslümanlar için müflis tanımı kullanılır. Müslüman’ın müflisi ise, çok ibadet edip hayır ve hasenat yaptığı halde mizanda bu amellerinin karşılığının olmamasıdır. Bir insan bir cinayet işler, sen de hiç gereği olmadığı ve işin gerçek yüzünü bilmediğin halde “oh ne güzel yaptı” dersin, onun cinayetine ortak olursun. Mizanda defterine bir cinayet yazılır. Sen, “ya Rab ben cinayet işlemedim” dersin. O, “oh” demen senin cinayetindir. 

Kendimize faydası olmayan mâlayani işleri bırakmak lâzımdır. İçteki siyasî boğuşmalar ve dünyadaki zalimlerin satranç oyunları gibi dünya siyasetine yön verenlere kalben taraftar olur zulümlerine şerik olursun. Bediüzzaman’a dünya siyasetine karışmadığının sebebi sorulunca, “o geniş ve büyük dairede vazife az ve küçük olmakla beraber, câzibedarlık cihetiyle meraklıları kendiyle meşgul eder, hakikî ve büyük vazifelerini onlara unutturur veya noksan bıraktırır. Hem her halde bir tarafgirlik meylini verir, zâlimlerin zulümlerini hoş görür, şerik olur diyor.”  (Emirdağ Lâhikası, 85)

Sonuç: İnsanlara kin ve nefretle değil, yumuşak bir lisanla ihlâsla, karşındaki insanın baban, kardeşin, oğlun olduğunu hayal ederek anlatmak, kabiliyetlerin anlayışların farklılıklarını nazara almak lâzımdır. O insanın ille de senin partinden senin meşrebinden senin mesleğinden olması gerekmez.  Cenâb-ı Hak, Ali İmran Sûresinin 159. âyetinde buyuruyor: 

“Ey Habibim! Yumuşak davranman da Allah’ın merhametinin eseridir. Eğer katı yürekli, kaba birisi olsaydın insanlar senin etrafından dağılıverirlerdi. Öyleyse onların kusurlarını affet ve onlar için mağfiret dile.”

Okunma Sayısı: 2398
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • özdamar

    12.01.2017 11:33:40

    Allah Razı olsun kardeşim ne güzel prensipler bunlar.Üstat zaten işin hakikatini yazmış.Cadde-i Kübrayı çizmiş.Fakat biz dar ve çıkmaz sokaklarda boğuluyoruz.Kardeşime siyasete girme derken ben kendime bakarım.Bana göre siyasetçiyi eleştirmekte,hem de bunu yıllarca sürdürerek yapmak bir nevi muhalif siyasetçiliktir.Hiç bir şey yazmayalımmı?Elbette yazalım.Ölçü üstatta.Ne diyor;büyük dairedeki vazife küçüktür.Nur talebesinin zamanını harcamasına bile değmez.Küçük dairede büyük işler var.Peki biz buna ne kadar emek,ne kadar zaman,ne kadar sayfa,ne kadar hizmete ayırıyoruz?Yoksa doru bilip yanlış mı yapıyoruz? Gazete yazarları çok ama çok dikkat etmeli.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı