"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Madde, enerji ve kader

Osman KOYUNCU
14 Kasım 2017, Salı
İlk başta bunların aralarında ne ilişki vardır diye düşünebilirsiniz. Çünkü kader, Allah’ın sonsuz ilmi ile yaratılmış ve yaratılacak her şeyi bilmesi ve kuşatmasıdır.

Zaman mahlûktur ve yaratılmıştır, geçmiş ve geleceği bir bütün olarak göremeyen kader konusunda yanılabilir. Yaratma işi de kuantum fiziğinin en derin meselesi olduğu için fen ilimlerine tam vakıf olmayan kaderi tam anlayamaz. O halde aklımdan ne geçiyor, ne hayal ediyorum ne planlar yaptım ve yapıyorum, ne düşünüyorum bunların hepsini Allah biliyor demektir. İnsan, iradesinin dışında yaratılan ve yapılan şeyden mesul olmaz. Buradaki püf noktası, yaratmak Allah’a ait olduğuna göre, kendisinin yarattığı şeylerden ben nasıl mesul oluyorum, eğer yaratılan şey şer ise, şerri de yaratmak yine Allah’a aittir. Bu yaratmakta benim cüz’î irademin bir katkısı var mı, yoksa başka bir sebepten dolayı mı mesul oluyorum? Eğer iradenin, şer dahi olsa yaratmada küçük bir katkısı olursa, hâşâ o zaman irade Allah’a şerik (ortak) olmuş olur.  

Bediüzzaman “Bir şey vâcib olmazsa, vücuda gelmez.”1 diyor. Yani, illet-i tâmme bulunacak; sonra vücuda gelebilir. İllet-i tâmme ise; ma’lûlü (mutlaka olur), bizzarure ve bilvücub iktiza ediyor (yani mutlaka meydana geliyor). O vakit ihtiyar kalmaz (o zaman insanın iradesinin hükmü olmaz.). 

İlleti Tamme: Bu yaratılmış bir maddedir dememiz için illeti tammesi bulunacak. Şimdi bir kalemi ele alalım. 1) Bu kalemin maddesi var mı? Evet, ağaç ve karbondan yapılmıştır. 2) Şekli var mıdır? Evet, silindir şeklindedir. 3) Ustası var mıdır? Evet, elbette birisi yapmıştır. 4) Bir amacı var mıdır? Evet, yazmak için yapılmıştır. O halde kalemin illeti tammesi vardır ve bir maddedir. Yani bir şeyde bu dört illet varsa demek ki Allah’ın ilmindeki şeyi yaratmak irade etti ve kudreti de o şeye taalluk etti o da yaratıldı yani o şeyin mutlaka meydana gelmesi vacip oldu. Bunlardan birisi olmazsa ona illet-i nâkısa denir. Hiçbir illet yoksa buna da madum denilir. Bediüzzaman Allah’ın ortağı yoktur yerine, bazen ilmî bir tabir olan “Allah’ın şeriki madumdur” der. İllet-i nâkısaların gerçi madde ve şekli yoktur, fakat gayesi ve faili olduğundan (kanunlar: imamı mübinin akisleri. Kuvvetler: Kitabı mübinin akisler gibi) bunların varlığı vicdanen bilinir. Kaderdeki ihtilâf bu illet-i nâkısaların hangileri insana, hangileri Allah’a verilmesi noktasındadır. 

Emr-i nisbî denen şeyler, aslı var olmayan, fakat Allah’ın ilminde var olup, kudretinin henüz (bizzat) taalluk etmediği şeylerdir. Eğer kudret taalluk ederse o zaman madde olur ve şekil alır. Bunlar mezhepler arasındaki ihtilâfları oluşturur. Kimisi diyor ki bu Allah’ın ilminde var kudreti bizzat taalluku yoktur. Diğerleri, hayır Allah’ın kudreti taalluk etti ve yaratıldı o halde bu konu kula verilemez. Burada Allah’ın kudretinin taalluk olup olmaması mezhepler arası ihtilâftır. 

Fizik, hava bir maddedir der, kuantum seviyesinde düşünürsek ışıkta, bazılarına göre madde, bazılarına göre enerjidir. Hem enerjidir hem de bir maddedir diyenler de vardır, yaratılma yani madde olup olmama noktasında ihtilâf vardır. Kader noktasında da emr-i nisbîlerde bu şekilde ihtilâflar vardır. Kaderde asıl olan, neyin yaratılmış neyin yaratılmamış olmasının yanında, insanın cüz’î iradesinin etkisinin olup olmaması ve mesul tutulması meselesidir.

İnsan hayalinden mesul olur mu? Eğer iradesi ile bilerek hayal kurmuşsa bu hayal iyi ise mükâfatı, kötü ise cezası vardır. Çünkü hayal da beyinde oluşan elektrik gibi belki ondan daha ince bir akımdır o da yaratılmıştır. Demek insan iradesi ile hayalinde bilerek kötülükleri canlandırmışsa mesul olması lâzımdır. Peygamberimiz(asm) mealen, “zina insanoğlu üzerine yazılmıştır… ya eli ile ya gözü ile veya hayali ile zinayı işler” diyor.  

Hayrı ve şerri Allah yarattığına göre insan niçin mesul oluyor? Her iki hak mezhebe göre cüz’î (cüz’î tercih) irade yaratılmamıştır onun için kulun kendisine verilen ve iradesi ile yaptığı fiillerden mesuldür dediler. Meyelana (cüz’î iradeyi harekete geçiren hafif meyil) gelince; İmam-ı Maturidi, “meyelan mahlûk değil yaratılmamıştır o halde insan meyillerinden sorumludur” demiş. İmam-ı Eşari ise “meyelan mahlûktur yani yaratılmıştır, insan meyillerinden sorumlu değildir, fakat o meyil içindeki tasarruf emri itibarıdır (yaratılmış olmayan, aslı olmayan iş) ve yaratılmamıştır, o halde insan meyillerinden değil de meyil içindeki tasarruflarından mesuldür” dedi. İşte iki hak mezhebin ihtilâf ettiği temel nokta budur. Muhakkak her ikisi de doğrudur.

Sonuç: Allah her şeyi hayrı ve şerri yarattığına göre bizler niçin mesul oluruz? Yaratılan şey hayır ise, bu hayrı gerekli görende Allah, yaratan da Allah, insan, cüz’î iradesi ve cüz’î kudretinden oluşan kesbi ile talep edebilir. Eğer yaratılan şey şer ise, bu şerri insanın nefsi gerekli görür ve kendi kesbi ile ister, Allah da hikmetinin gereği bunu yaratır. Onun için insan hayırlı işlerden övünmeye hakkı yoktur, yaptığı şerlerden ise mesuldür.

Dipnot: 1- Sözler, 759.

Okunma Sayısı: 1230
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Nahit Topaloğlu

    14.11.2017 09:41:46

    "…hava bir maddedir der, kuantum seviyesinde düşünürsek ışıkta, bazılarına göre madde, bazılarına göre enerjidir." "ışık da" şeklinde yazılmalı ki mana bozulmasın.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı