"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Maddî, manevî kanunlar ve kuvvetler

Osman KOYUNCU
26 Kasım 2017, Pazar
İmam-ı mübin Allah’ın kanunlarının yazıldığı ve ilmi programların toplandığı defteridir.

Bu defterde yaratılacak her şeyin hatta bir çiçeğin renk, şekil ve bütün özelliklerine kadar her şeyi yazılıdır, bunun akislerine kanunlar denir. Kitab-ı mübinde ise bu imam-ı mübindeki yazıların manevî kalıpları vardır. Allah ilmindeki bir şeyi yaratmayı irade ettiğinde, Kudreti ile o şeye “ol” der, o şey kitab-ı mübinde kalıptan zamansız aynı anda şekil alarak çıkar. İşte bu kitab-ı mübinin akislerine kuvvetler denir, kuvvet kudretin bir unvanıdır. İmam-ı mübin ve kitab-ı mübinde ve her şeyde Allah’ın zatı hükümran olmakla beraber, İmam-ı mübinde daha ziyade Zâtı ismi faal, kitab-ı mubinde ise Rahman ismi faaldir. Levhi mahfuz ise imam-ı mübin ve kitab-ı mübinden oluşur. Levhi Mahv isbat ise Levhi Mahfuzun yansıması yani gölgesidir, buradaki bilgilerde şartlara göre değişme olabilir, bu şartlar Levhi Mahfuzda yazılıdır, küçük veliler Lehvi Mahv isbattaki bilgilere kısmen muttali olur, büyük veliler Levhi Mahfuzdaki bilgilerin bir kısmına (izni İlâhî ile),  Allah’ın ilmine ise hiç kimse muttali olamaz. İmam-ı Mubin, âlemi gayba, Kitab-ı Mubin hazır zamana bakar. Kitab-ı Mubin de rahmaniyet tecellisi vardır, yaratılan her şey ya doğrudan ya da dolaylı olarak rahmettir. Allah abes bir şey yaratmaz.

Kanun, Allah’ın ilim ve iradesi ile bir şeyi tesbit etmesidir. Bu kanunlar soyut ifadelerdir yani maddî bir şekilleri ve vücutları yoktur. Bir bina gibi somut nesneler değiller. Kuvvetler ise bu kanunların yürürlüğe girmesidir, bu durum gayb âleminden ziyade şahadet âlemine bakar. Her insan kendi fenerinin ışığı ile Bediüzzaman’ın şu ifadelerini kendine göre yorumlayabilir ve bu meyvelerden istifade edebilir.

 “Evet, âlem-i süflînin mânevî destgâhları ve küllî kanunları, avâlim-i ulviyededir. Ve mahşer-i masnuat olan küre-i arzın hadsiz mahlûkatının netâic-i amelleri ve cin ve insin semerât-ı ef’alleri, yine avâlim-i ulviyede temessül eder. Hattâ, hasenat Cennetin meyveleri suretine, seyyiat ise Cehennemin zakkumları şekline girdikleri, pek çok emârat ve pek çok rivâyâtın şehadetiyle ve hikmet-i kâinatın ve ism-i Hakîmin iktizasıyla beraber, Kur’ân-ı Hakîmin işârâtı gösteriyor.

Evet, zeminin yüzünde kesret o kadar intişar etmiş ve hilkat o kadar teşa’ub etmiş ki, bütün kâinatta münteşir umum masnuatın pek çok fevkinde ecnâs-ı mahlûkat ve esnaf-ı masnuat, küre-i zeminde bulunur, değişir, daima dolup boşalır. İşte şu cüz’iyat ve kesretin menbaları, madenleri, elbette küllî kanunlar ve küllî tecelliyât-ı esmâiyedir ki, o küllî kanunlar, o küllî tecellîler ve o muhitesmâların mazharları da bir derece basit ve sâfi ve herbiri bir âlemin arşı ve sakfı ve bir âlemin merkez-i tasarrufu hükmünde olan semâvâttır ki, o âlemlerin birisi de Sidretü’l-Müntehâdaki Cennetü’l-Me’vâdır. Yerdeki tesbihat ve tahmidat, o Cennetin meyveleri suretinde—Muhbir-i Sadıkın ihbarıyla — temessül ettiği sabittir.” 1

“Ve keza, esbab-ı zahiriye pek basit, mahdut, fakir, câmid, şuursuz, iradesiz ve kanunlar kısmı da itibarî, mevhum şeylerdir. Havas ve hasiyetler dahi, kudretin tecellîyatına ve lem’alarına isim ve unvanlardır. Hem kanunlar ve nevâmis denilen şeyler, ancak ilimle irade ve emrin envâa olan tecellîlerinin isimleridir. Evet, kanun emirdendir, nâmus iradedendir.”2 

“Sabit, daim, fıtrî kanunlar gibi, ruh dahi, âlem-i emirden, sıfat-ı iradeden gelmiş ve kudret ona vücud-u hissî giydirmiştir, bir seyyâle-i lâtifeyi o cevhere sadefetmiştir...”.3 

“Ruha bir derece müşabih ve ikisi de âlem-i emirden ve iradeden geldiklerinden masdar itibarıyla ruha bir derece muvafık, fakat yalnız vücud-u hissî olmayan nevilerde hükümran olan kavânîne dikkat edilse ve o namuslara bakılsa görünür ki, eğer o kanun-u emrî vücud-u hâricî giyseydi, o nevilerin birer ruhu olurdu. Halbuki o kanun daima bâkidir. Daima müstemir, sabittir. Hiçbir tagayyürat ve inkılâbat, o kanunların vahdetine tesir etmez, bozmaz. Meselâ, bir incir ağacı ölse, dağılsa, onun ruhu hükmünde olan kanun-u teşekkülâtı, zerre gibi bir çekirdeğinde, ölmeyerek bâki kalır.

İşte, madem en âdi ve zayıf emrî kanunlar dahi böyle bekà ile, devam ile alâkadardır. Elbette, ruh-u insanî, değil yalnız bekà ile, belki ebedü’l-âbâd ile alâkadar olmak lâzım gelir. “ 4

Dipnotlar:

1-sözler 790

2-Mesnevi-i Nuriye, 81

3-Sikke-i Tasdik-i Gaybı 339

4-Sözler 699

Okunma Sayısı: 727
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı