"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tüm’den geliyim, Tüm’e varayım?

02 Eylül 2018, Pazar 01:05

Eyylence

Değerli kardeşlerim,

Dokuz günlük bayram süresince dış mihraklar, ekonomimize herhangi bir etkide bulunamadılar. Bayram harçlıklarını dolar ile değil, TL ile veren halkımıza selâm olsun. Bayram tatili boyunca rahattık madem, sene sonuna kadar komple tatil ilân etmeyi de değerlendireceğiz. Dış mihraklar, bu süre içerisinde doları yükseltememenin hıncını başka şekillerde çıkarmaya çalıştı.

Görmüşsünüzdür, İzmir’i ziyarete gelen Japon turistler, elinin kirine bakmadan ülkemizde çöp toplamak suretiyle bizi tahkire başladılar. Eyyy Japonya, senin ülkende ne var, hara-kiri! Sen o kiri bitirdin mi ki, gelmiş ülkemize ders vermeye kalkıyorsun? Ayıptır, dostumuzsunuz dedik, o yüzden siz Japonlara yakıştıramadık. Yani, Barış Manço’nun hatırı olmasa daha ağır şeyler söylenir de, neyse. Üst aklın sizi kandırmasına ve kullanmasına izin vermeyin, yoksa önce Rabbim, sonra halkım sizi affetmeyecek, ona göre...

Tabiî bizi sıkıştıran güçlere karşılık vermediğimizi düşünmüyosunuz değil mi? Meselâ, resmî televizyonumuz olan TRT artık kovboy filmlerini yayınlamama kararı aldı. Hele Pazar sabahları çıkan Johny’li filmlerin çıkmayacak olması Trump’ı deli edecek, biliyorum. Eyyy Con Veyyyn! Yıllarca bu memlekette filmlerin yayınlandı, “aynen, Con Vaynen” gibi deyimlerimizin içine de girdin, ama şunu bilesin ki, necip milletimiz her zaman o filmlerde Kızılderililerin tarafını tuttu, gringoların değil. Millî iradeden kaçabileceğini mi zannettin?

***

Bayım

- Taksiciler şu sıralar epey bir isyan halindeler. Önce korsan taksiler, sonra Uber, şimdi Suriyeli taksiciler. Taksiciler de haklarını savunmaya çalışıyorlarmış bayım. 

Üzerlerine düşen görevi hakkıyla yerine getiremedikleri, yıllarca kalitesiz hizmet verdikleri, diğer birçok hizmet sektöründeki personel, eğitim alarak çalıştığı halde bu arkadaşların bir çoğu eğitimsiz ve özensiz davrandığı için çok ah aldılar. Şimdilerde kendileri ah vah demeye başladılar. Araçların rengini değil, şoförlerin kafasını ve davranış rengini değiştirmek gerekiyor. 

- Zalimler çok azıttı, korkutuyorlar beni bayım. 

Korkmamalısın. Zalim elinde bulundurmak zorunda kaldığı topuzu, kırbacı tutmak için çaba sarf ediyor. Bağırmak kızgın olmak için vücudunu geriyor. Kendi iktidarını çevresine neşretmek için büyük gayret peşinde. Sen dümeni Rab’bine bırak ve mutlu ol. Bu düzeni yaratandan daha iyi kontrol edebilen mi olur? (Ahmet SAFA)

***

''Pool''luk

Taktakvim: “Ahlat Ağacı filmi ile Oscar beklerken, Ahlat Otağı ile Anadolu’yu geri almak isteyen Bizans’a ‘O sıkar!’ mesajı veriyoruz...”

Sabbah: “Uzmanlar, sanayide çakmaları yapılan F-35’lerin kendine hayrı olmayacağını söyledi” 

Bihaber: “Dünya eğitim kalitesi sıralamasında ilk yüze girmeyi başardık!”

***

Çedile Hanım

Tüm’den geliyim, Tüm’e varayım?

Merhabalar, arkadaşlar. Ay pardon bir an ne yazdığımı unuttum baştan alıyorum: HERKESE HARİKA PAZARLAR DİLİYORUM PEK SEVGİLİ PAZAROLA OKUYUCULARI!

Bugün sizlere dolardan ve onun gelgitli ruh hali yüzünden olduk olmadık yer ve zamanlarda artıp durmasından bahsetmemeye çalışacağım. Çünkü öncelikle, hiç param olmamasına rağmen ekonomi konuşmaktan gına geldi. Bayramda elime geçen bir miktar harçlığı da çarçur ettiğimden daha fazla ekonomiden bahsetmek istemiyorum. Ve ikinci olarak, her ne kadar artık yetişkin, oy kullanan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olsam da denk geldiğimde haber bültenlerini değiştirip çizgi film açıyorum ve haberleri izlemek ve tasalanmak büyüklerin işiymiş gibi davranıyorum. Bu konuda dedem de benimle aynı fikirde. Haberleri asla takip etmiyor artık. Onun yerine Hint dizileri izliyor, beni de izlemeye teşvik ediyor, ama ben teşvik olmuyorum tabi. 

Evet, şimdiye kadar çok başarılı bir şekilde dolardan (dolar yazmak sayılmaz) bahsetmedim. Şimdi hep beraber çok daha büyük bir resme bakıcaz, hazır mısınız? Arkadaşlar çok özür dilerim yazarken telefon çaldı da ben ne yazdığımı unuttum. Heh dur hatırladım. Şimdi bu para ne için kullanılır? Alım-satım için. Ne alıp satıyoruz? Yiyecek, giyecek, barınacak, bi de akbil. Akbil önemli. Bunları neden alıp satıyoruz? Yaşamak için. Yaşamak için nelere ihtiyacımız var? 

1- Yaşayacak sağlıklı bir bedene, 

2- Yaşayacak sağlıklı bir çevreye. 

Bu tüme varım mı oldu, tümden gelim mi oldu anlayamadığım şeyin yegâne amacı şudur; YAŞAYACAK BİR DÜNYA OLMAKSIZIN DOLARIN 7 BİN 900 TÜRK LİRASI OLMASI BİR EHEMMİYET ARZ ETMİYOR.

Ekonomi gereksizdir, dolardan bize nedir demiyorum asla, hobi olarak onu da yapalım tabi, ama kafayı dolarla bozup 7/24 bunu konuşup, arkadan Dünya’yı mahvetmeye hakkımız yok. Hele ki Türkiye gibi tarih boyunca birçok önemli medeniyete kucak açmış bir yurdun, böyle kötü bir muamele görmesi eminim Fatih’in, Yavuz’un kemiklerini sızlatıyordur. Ruslar yerimizde olmak için neler vermezdi haberiniz var mı sizin? Helâk oldu adamlar helâk! Sıcak denizlere, sıcak denizler diye rüyalarına giriyor her gece. Peki, biz bu Cennet vatanımıza nasıl sahip çıkıyoruz? Öncelikle mümkün olduğunca yeşil alan bırakmamaya özen gösteriyoruz. Numunelik, her nasıl olabildiyse, es kaza yangın çıkmayan yeşil alanı da günübirlik mangal sefalarımız için kirletip mahvederek yok ediyoruz. Böylece bu alanlara da bina dikilebilir. Tarihî dokuya sahip çıkmakta hele üstümüze yok. Kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına ne kadar tarihî eser varsa mutlaka ‘Bize her yer Trabzon’ ‘Emre <3 Ayşe’ (Emrelerle Ayşeler üzerine alınmasın) ‘Vefasızmışsın be vefasız’ şeklinde akılda kalıcı kalpten götürücü ibareler yazıyoruz/kazıyoruz. Yalnızca son 3-5 günde haberlere çıkan birkaç örnekle yazımı sonlandıracağım.

1- Tuzgölü’nde su seviyesinin azalması ve besin kaynaklarının azlığından dolayı ölen çok sayıda yavru flamingo,

2- Sivas’ta telef olan büyükbaş hayvanlar, bu hayvanlardan enfeksiyon kapan insanlar ve şarbon tehlikesi dolayısıyla karantina altına alınan bir köy. (böyle yazınca da düşük bütçeli yerli korku filmi fragmanı gibi oldu),

3- Denizli’de baraj göletinde toplu balık ölümlerinin gerçekleşmesi,

4- Ve son olarak benim yüzümü kızartan bir haber. Japonların önce İzmir’de daha sonra Kapadokya’da tatilcilerin bıraktığı çöpleri temizlemeleri. 

Bu haftayı böyle biraz hüzünlü sonlandırıyorum. Allah bize yeniden birlik ve beraberlik, ayrıca Hacı Şakir kokularıyla içiçe olduğumuz güzel Türkiye’mizde yaşamayı nasip etsin.

***

 

Bi'zahmet

Saraya saraya bulsam izini...

Teröre en iyi cevap olarak üçüncü köprüyü, bizi kıskananlara nispet olsun diye üçüncü havalimanını yapan Türkiye, dış güçlerin saldırısına, mükemmel bir zamanlama ile üçüncü Cumhurbaşkanı sarayıyla karşılık vermeye hazırlanıyor. Üç ile güç arasında nasıl bir ilişki var bilmiyorum, ama mevcut hükümet, üçüncüsünü yaptığı/yapacağı her şeye muazzam bir güç atfediyor. 

Malazgirt Zaferi’nin 947. yıl dönümü münasebetiyle yapılan törenlerde, bizzat Cumhurbaşkanı tarafından Ahlat’ta 10 dönüm alanda, 1071 metrekare oturma alanına sahip bir saray yapılacağı müjdesi verildi. Hadi bakalım Bizans, şimdi ne Diyojen bu işe? Yaaa, işte böyle alırlar adamın aklını. Tabiî, metrekare veya oda sayısında milâdî 1071 tarihi yerine Hicrî karşılığı olan 463 sayısı da kullanılabilirdi, ama tasarruflusu pek makbul karşılanmayan itibar, sayıca daha büyük olan 1071’i gerektiriyor. Sarayı yaptıracakların da devlet teamüllerine uyarak “Ben sarayın zevkli, çelik konstrüksiyonlu ve Ahlatlı olanını severim” diyeceklerini tahmin ediyorum. Saray diyoruz, ama “otağ” yapılacağını söyleyen de var. Üç-dış güç, otağ-karanlık odak uyumuna bakılırsa o da olumlu. 

Her İle Bir Saray!

Dış saldırılara karşı insanımız çok hassas davranıyor. Dolar 7 TL civarına geldiğinde bütün dövizlerini bozarak oyunu bozmaya çalışan hamiyetperver vatandaşlarımız var biliyorsunuz. Oyun büyüdükçe doların daha büyük rakamlara ulaşmasını beklerler. Hatta döviz bozma işlemi de yetmeyebilir. Bu durumda B planına geçip saray yapımına ağırlık verebiliriz. (B planı ismi, dolar kurunu indirmek üzerine sıradışı bir çözümü bulunan Necmettin Batırel’in tekniğinden ilham alınarak geliştirildiği için soyisminin baş harfi kullanılarak oluşturulmuştur) B planı şudur: Ben olsam şak, on ilde saray inşaatı başlatırım. Dış güçler şaşırır, sonra şak diye on ilde daha saray inşaatı için düğmeye basarım. “N’oluyor?” derler, şaaak bir on saray daha, hatta sırayla her ile bir saray derim, çil yavrusu gibi dağılırlar. Zaten milletin olacak diyorlar saraylar için, bence imkân varsa her ilçeye bile yapılabilir. Biz de vatandaşlar olarak şunu deriz: “Saraya saraya bulsam izini / Hafriyat tozuna sürsem yüzümü”.

ABD’ye Karşı Kozlarımız

ABD’ye karşı kullanabileceğimiz kozlarımızdan birinin Kanal İstanbul olduğunu söyleyenler var. İhraç mallarımıza ek vergi mi koydular, hemen büyük bir kanal daha yapalım, Sinop’tan Akkuyu’ya... İki şehirde de nükleer santral olacağı için, santrallerde ısınan sular kanalda gidip gelirken soğumuş olur. Yollar gibi, kanal da duble olacak tabi. Kanalın her iki tarafı boydan boya imara açılır, üstüne de onlarca köprü yaptın mı, gelsin inşaatlar... Köprülerin hepsine de on yıllarca geçiş garantisi verildi mi tadından yenmez. Torunlarımız “ne kan almış” diyerek AKP’yi yâd ederler artık... Böyle üç tane daha kanal yapsak Anadolu ada dolu bir coğrafya olur. Hatta Artvin’den başlayıp Hakkâri’ye kadar sınır boyunca bir kanal yapılır, oradan da batıya Akdeniz’e kadar güney sınırlarımız boyunca uzatılırsa sınırlarımızı da daha emniyetli hale getirmiş oluruz.

F-35 vermemekle bizi tehdit ettiler ya, gerekirse kendimizin geliştireceğini söyleyerek cevabı yapıştırdık. Bence çok isabetli ve doğru bir karar. Katma değeri yüksek ve çok para kazandırabilecek bir ihraç ürünümüz olur, fena mı? Antalya oto sanayii bu işe talip olduğunu söylemişti galiba. Şahsen, İzmir Karşıyaka sanayisinden de F-35.5 hamlesi bekliyorum, yakışır... Hatta İzmir’de geliştirilene EFE-35.5 desek daha güzel olur sanki... Peki, bir çok ülkenin katılımıyla, milyarlarca dolar paralar harcanarak ve yıllar süren çalışmalarla geliştirilen uçağı yerli ve millî ürün ve metotlarla acaba nasıl geliştirebiliriz? Kâğıttan yapalım desek, ülkede kâğıt üretilmiyor hep ithal ediyoruz. Kâğıdın en ucuzu saman kâğıttı diye hatırlıyorum. Bu kâğıt samandan mı yapılıyor bilmiyorum, ama diyelim ki onu yapmak için de saman kullanılsın. İyi de, biz saman da ithal ediyoruz? Yerli saman için buğday üretmeye karar verdik diyelim. Tohumu dışardan aldığımız, gübresi ithal olan buğday ne kadar yerli olacak ki samanı millî olsun? Savunma sanayimizi ve teknolojik imalatımızı geliştirmek istiyorsak işe topraktan başlayalım derim, gerisi gelir zaten...v

Adnan Nacir

adnannacir@gmail.com

 

Okunma Sayısı: 985
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı