"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İnsan, kainatın fihristesi

03 Aralık 2018, Pazartesi 00:12
İnsan kâinatın küçük bir fihristesi olduğu için, insanda bulunan numunelerin büyük asılları ve sosyal uzanımları âlemde de bulunacaktır. İnsan kalbi, manevî, maddî, içtimaî birçok alan ile irtibatlandırılabilecek sırlarla yüklüdür.

Kalpteki Atım Merkezinin Cemaat-Devlet ve İttihad-ı İslâm’daki İzdüşümü 

Prof. Dr. Ömer Önbaş Nahİt Topaloğlu

Sâni-i Hakîm, Rubûbiyetinin ve Ulûhiyetinin lâzımı olarak kâinatı mükemmel bir uyum içinde yaratmış, Vahdetinin muktezasınca, bütün mevcudatı atkı ipleri ile birbirine hadsiz münasebetler ile bağlamıştır. İnsan kâinatın küçük bir fihristesi olduğu için, insanda bulunan numunelerin büyük asılları ve sosyal uzanımları âlemde de bulunacaktır. İnsan kalbi, manevî, maddî, içtimaî birçok alan ile irtibatlandırılabilecek sırlarla yüklüdür. 1 

Maddî kalp, kasılarak kanı vücuda pompalar. Bu görevi hiç ara vermeksizin günde 100 bin kez yaparak 9 bin litre kanı pompalar. Atmaktan yorulmaz, çalışırken dinlenir. Her atışında kendisini de besler.

Kalp atımı, elektriksel bir uyarı sistemidir. Mili volt değerine yükseltildikten sonra ancak EKG olarak kaydedilen bu nurlu ileti, kalp için çok özel bir öneme sahiptir. Bu elektriksel ileti, kalbin dört odacığından biri olan sağ kulakçığından başlatılır. Sağ kulakçıktaki özel bir alanda, kalp kası hücreleri farklı konfigürasyonda dizilmişlerdir. Birbiriyle bağlı olan bu hücreler topluluğu, akımın ilk başlatıldığı merkezdir. Bu topluluktan çıkan elektriksel akım, özel bir yolla kalbin dört bir tarafına dağıtılır.

Aslında kalbin her hücresi, elektriksel akım üretme kapasitesine sahiptir.

Ancak fıtrî merkez, sağ kulakçıkta kümeleşen farklı dizilimdeki hücrelerin bulunduğu yerdir. Diğer kalp kas hücrelerinin görevi, fıtrî merkezden gelen sinyalin ritmine uygun kasılmaktır. Böylelikle kalp, uyum içerisinde vazifesini yapar, vücudun ihtiyacı olan kanı en etkin bir şekilde pompalar.

Bu uyumlu pompalama esnasında, kalp kas hücrelerinin kendisi de etkin bir şekilde beslenerek rızıklanmış olur.

Kalpteki her hücrenin elektriksel uyarı çıkarma potansiyeli, kalbin çalışma sistemi içinde anarşist akımlar doğmasına sebep olabilir. Bu kaos, kalbin başına gelebilecek en kötü durumlardan biridir. Çünkü ana merkez hilâfına, kendisi bir merkez gibi sinyal yayarak etrafındaki hücreleri de etkilemekle anarşist bir tutum içerisine giren bu hücre topluluğu, kalbi kalp yapan uyumun aksamasına sebep olur. 

Kalbin hastalıklı bölgesindeki hücreler, umumî kasılmaya eşlik etmedikleri gibi, birçok yalancı atım odaklarının doğmasını da tetiklerler. Artık uyum bozulmuş, hatta kaybolmuştur. Çok çalışıyor gibi görünen kalp, gitgide hakikî vazifesini yapamaz duruma gelir.

Normal bir kimsede kalp atımı dakikada 60-80 iken, mezkûr uyumsuzluk durumunda atım hızı 300’lere çıkmıştır. Ancak tenasüp bozulduğundan ana merkezin etkinliği tümüyle bitmiştir. Bu yoğun gürültü içerisinde fıtrî merkezden çıkan ses duyulmamaktadır. Çünkü her anarşist atım odağı, sanki fıtrî merkez kendisiymiş gibi bütün kalbin kendisine tabi olması için sesini giderek arttırmaktadır. 

Bu hâl, kalbin tir tir titrediği, fakat kanı vücuda pompalayamadığı, tıpta “fibrilasyon” denilen durumdur. Hasta şoka girmeye başlamıştır ve vücuda kan pompalanamadığından büyük bir acı duymaktadır.

Fibrilasyona giren bir kalp, artık kendi iç dinamikleri ile bu kaosu aşamaz. Dıştan bir hekim müdahalesine ihtiyaç vardır.

Yapılacak en etkili girişim “elektro şok” uygulanmasıdır. Çok çalışır gibi gözüken ancak uyumunu kaybetmiş kalbe, fıtrî atım da dâhil olmak üzere bütün akımları susturan çok güçlü bir şok akım uygulanır. Şoktan sonra bütün akımlar susmuştur; bir ölüm sessizliği… Kısa bir sessizlikten sonra sağ kulakçıktaki fıtrî merkez, kontrolü tekrar ele alır; bu hücre kümesinden ilk akım çıkar. Bütün kalp kas hücreleri, bu sese kulak verir ve senkronize kalp atımları başlar. Eğer bu dönüşüm gerçekleşmez ise hekim, voltajı arttırarak şokları tekrarlar. Eğer bu müdahalelere rağmen bir odak aykırı atımında ısrar ederse elektro fizyoloji ile anarşist odak tesbit edilir ve yakılır. 2 

İnsan hayatının devamında ritmik, uyumlu bir kalp nasıl zarurî bir ihtiyaç ise, toplum için de sürdürülebilir uyum öyledir. Bu ise ancak fıtrata uygun bir düzen ile mümkündür. Varlıkların her biri, zemin yüzüne o derece muntazam yayılmış ve sâir kardeşleri ile öylesine muntazaman karışmıştır ki, bütün mahlûkatı bir arada hak ve adaletle terbiye eden Rabb’in kanunları, kâinatın her tabakasında câridir.

Fıtrata uygun hareket eden kazanır. Zira “Ey evliya-i umur! Tevfik isterseniz, kavânîn-i âdetullaha tevfik-ı hareket ediniz. Yoksa tevfiksizlik ile cevab-ı red alacaksınız.” 3 hitabı, fıtratı iyi sorgulamamız gerektiğini bildiriyor. “Evet, Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın getirdiği şeriatın hakâikı, fıtratın kanunlarındaki muvazeneyi muhafaza etmiştir.

İçtimaiyâtın rabıtalarına lâzım gelen münasebetleri ihlâl etmemiştir. Zaman uzadıkça, aralarında ittisal (uyum) peyda olmuştur. Bundan anlaşılır ki, İslâmiyet, nev-i beşer için fıtrî bir dindir ve içtimaiyâtı tezelzülden vikaye eden yegâne bir âmildir.” 4

Kalbin hayret-engiz çalışma şekli, vücuttaki konumu, bize cemaat, devlet ve ittihad-ı İslâm’ın fıtrata uygun nasıl teşekkül edebileceğini düşündürdü.

Kalbin atım merkezinden ilham alarak bir cemaatin, bir devletin ve ittihad-ı İslâm’ın atım merkezleri konusunu Risale-i Nur ışığında yorumlamaya çalıştık.

Kalp ve cemaat

Kalbin atım merkezi

Kalp kası, özel tasarlanmış çizgili kas hücrelerinden oluşur. Diğer çizgili kas hücrelerinin aksine yorulmazlar ve hayat boyu vazifelerini yaparlar. Vazifeleri, bütün organ ölümlerinden sonra hitama erer ve en son ölürler. Kalp kası hücreleri uyumlu kasılmak için elektriksel bir sistemle (nuranî haberleşme) bağlıdır. Sistemin uyumu için kalbin sağ kulakçığında özel dizilişle konuşlandırılmış bir hücre grubu istihdam edilmiştir. Bu merkez sinyalin oluşturulmasında tek yetkilidir ve buradaki hücreler tamamen birlikte hareket ederler. Tıpta “öz-uyarılma” diye tanımlanan, kendinden sinyal üretme kapasitesine sahip olarak yaratılmışlardır. Sinyalin oluşumundan sorumlu bu merkezdeki hücreler, kendi içlerinde de bir tetik hücreye bağlı çalışmazlar.

Kalp vücuttan ayrılıp tek başına bırakılsa dahi bu merkezin akım üretmeye devam ettiği ve kalbin kasıldığı görülmüştür. 5  Birbiri ile sıkı bağlanmış bu merkez, dakikada 60-80 kez elektriksel uyarı çıkarır. Bu uyarı, özel yollarla -futboldaki Meksika dalgası gibi- bütün kalbe ulaştırılır.

İstişare, ailenin, cemaatin ve toplumların doğru atım merkezi gibidir. İttifak, hür meşveretlerden çıkan şahs-ı manevînin etrafında oluşacaktır.

Kalbin atım merkezinin bir hücreye bağımlı çalışmaması gibi, ferde bağlı olmayan bir cemaat manası da, ancak hür ve haklı istişare ile mümkün olacaktır.

Bediüzzaman, Asr-ı Saadetin bu temel anlayışını Nur hizmetinin anayasası yapmıştır. “Ben demeyiniz, biz deyiniz.” diyerek cemaat fikrinin ancak “biz” diyebilenlerle teşekkül ettiğini bildirmiştir. Peygamberimiz de (asm) istişare hakkında “Allah bunu (istişareyi) benim ümmetime bir rahmet kıldı. Onlardan her kim istişare ederse, doğrudan mahrum olmaz, her kim de terk ederse hatadan kurtulamaz.” buyurmuştur.

Mü’minlerin toplum idaresinde söz sahibi olmadığı bir dönemde Mekke’de nâzil olan Şûrâ Sûresi 38. âyette istişare etmek mü’minlerin vasıflarından birisi olarak sayılmıştır:

“…Onların işleri aralarında istişare iledir…” 6 Vahye mazhar Efendimiz (asm) “Ben vahiy gelmeyen hususlarda sizden birisi gibiyim.” buyurmuş ve “vahiy”le belirlenmemiş hususlarda, sosyal ve siyasî meselelerin çözümünde daima “istişare”yi esas almış ve hayatın her safhasında uygulamıştır.

Kalbin fıtrî akım merkezi mesabesinde olan istişareyi merci tanımayan cemaat ve cemiyetler, cesaret ve kuvvetlerini kaybedeceklerdir. Kastamonu Lâhikası’nda: “Zaman cemaat zamanıdır, ehemmiyet ve kıymet, şahs-ı manevîye göre olur. Maddî, ferdî ve fanî şahsın mahiyeti nazara alınmamalı” cümleleri, tecdit niteliğindedir. 7

Özünde ferdin ön planda olduğu şahıs merkezli yapılanmalar, cemaat olarak nitelendirilseler de aslında cemaat değildirler. Çünkü cemaat yapılanmasının merkezinde şahs-ı manevinin ma’kesi olan meşveret yerleştirilmelidir.

Bediüzzaman “Benim de şimdi bir reyim var.” 8 diyerek şahs-ı manevîyi ve onun metin hükmü olan meşvereti, hizmetinin tam orta yerine koymuştur. “Mümkün olduğu kadar geçici rüzgârlara ehemmiyet vermeyiniz, bakmayınız. Zaten mâbeyninizde samimî tesanüt ve meşveret-i şer’iye, sizi öyle şeylerden muhafaza eder; içinizdeki şahs-ı manevînin fikrini, o meşveretle bildirir.” 9 ifadesi, meşveretin önemini ve şahs-ı manevîdeki yerini net vurgulamıştır. Hürriyetin olduğu bir sistemde uyum varsa, meşveret çalışıyor demektir, ortak akıl iş başındadır.

DEVAM EDECEK

Etiketler: insan, kalp, cemaat, Bediüzzaman
Okunma Sayısı: 1321
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı