"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Secdeye susayanlar

15 Haziran 2017, Perşembe
Bir Cami, Bir Soluk

NUR’U UNUTMADIK!

Geçen yıl Ramazan Sayfamıza orijinal yazılarıyla katkıda bulunan Nur Ener’in bir an önce aramıza dönmesine vesile olması ümidiyle bir yazısını tekraren yayınlıyoruz. 

***

Evvel refîk bade'l-tarîk demiş büyükler. Evvelâ yol arkadaşı, sonra yol… Yoldaştan emin olunca yola koyulmak da zor olmuyor. Çantadan çıkan iki domatesin bile en küçüğünü kendine almaya çalışan 5 yıllık bir refik ile çıkıyorum yola. Bir Ramazan’ı daha İstanbul’da eda etmenin lütfunu başımıza taç ederken yol arkadaşım Merve'yle İstanbul'u yeniden keşfe niyet ediyoruz. İlk adıma Üsküdar'dan başlıyoruz. “Üsküdar, mukaddes bir belde olup bütün Anadolu, Arap, Acem, Hind, Sind ülkelerinin geçididir. Bu bakımdan limanı gayet büyük bir şehirdir. İstanbul’dan altı mil mesafe uzaklıktadır” diyor Evliya Çelebi Üsküdar’ı anlatırken. Asya Kıt’asının en eski yerleşim birimi olan Üsküdar’da susuyoruz Ramazan’ın ilk secdesine. İftar saatinde yuvasına yetişmenin sadâkatiyle yollarda koşan kalabalıkları geçerek Mihrimah Sultan Camii’ne ulaşmaya çalışıyoruz. Mihrimah Sultan Camii’ni ziyarete gidenler arkasındaki dar sokağı ve paralelindeki dik yokuşu bilirler muhakkak. Tarihin oya gibi işlendiği, babaannemin çeyiz sandığı gibi kokan bu sokakta soluklanıp, caminin tarihini yeniden okumaya başlıyoruz. 

Romantik tarih hikâyeleri gerçek mi?

21. yy’ın muhafazakâr gençlerinin en büyük hastalıklarından birisi de her buldukları boşluğu Vavlı Elifli sun’î aşk hayaletleri ile doldurmak. Mihrimah Sultan Camii’nin tarihini okurken de böylesi 'rivayetler' çıkıyor karşımıza. Caminin tarihini anlatan bir çok kaynak “Mimar Sinan'ın Mihrimah Sultan’a aşkından” bahsediyor. Kalbimizin bir yanı böylesi efsunlu bir hikâyeye inanmak isterken, aklımız bir adım öne geçiyor ve tebessümle devam ediyoruz gerçekleri okumaya. İskender Pala’nın da 'mecaz anlatım' kullanarak kaleme aldığı bu aşk hikâyesi öylesine yayılmış ki, Kanunî'nin kızı Hürrem Sultan adına yaptırdığı bu caminin tarihini anlamamızın önüne geçecek adeta. 

Tarihçileri harekete geçirir inşallah

Tarihi romantikleştirmekten arındırmak.

Harvard Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Gülru Necipoğlu bu ‘aşk hikâyesinin’ ortaya çıkışını anlatıyor bizlere. Kuyuya atılan bu taşı kaç akıllı birleşirse kurtarır bilemiyorum, ama Prof. Necipoğlu’nun anlattıkları haricinde başka bir kaynak bulamadık maalesef… Prof. Necipoğlu bu hikâyenin ilk kez Arthur Stratton isimli bir yazar dile getirildiğini belirtiyor ve “Stratton 1972 yılında Londra’da yayınladığı Mimar Sinan’ın biyografik romanında bir aşk kurgusu yapmış. Ancak dilden dile dolaşan bir hikâye bu. Tarihle ilgili bir şey söyleyeceksek tarihi belgeler üzerinden konuşmalıyız. Bu konuda herhangi bir kaynak olmadığı için bu hikâyenin tamamen uydurma olduğunu düşünüyorum” diyor. Mihrimah Sultan Camii’nin esas hikâyesini  tarihi romantikleştirmekten arındırdığımız zaman öğrenebileceğiz sanırım. Yayılan bu rivayetler ekseninde Osmanlı’nın edeple yoğrulan ediplerinin, mimarlarının edep dışı hallerle izah edilerek, romantik hikâyelere kurban verilmesinin hakikî tarihçileri harekete geçirmesini umud ediyoruz. 

Secdeye susayanlar

Ezanın okunmasına dakikalar kala hareketli cami bahçesi yerini kimsesizler, yalnızlar ve fakirlere bırakmıştı... İstanbul'a kucak açmış, sulara anlatılan bütün dertleri sinesine doldurmuş gibi duran Mihrimah Sultan Camii orucun sabrını secdeyle taçlandırmak isteyenleri içine almıştı... Akşam ezanının okunmasının hemen ardından secdeye susayan 4-5 mü’min caminin içerisine giderken bahçede meczuplarla kala kalmıştık... 

Rabbimizin ikramı 

Yol arkadaşımla iftarı beklerken bir an kendimizi yemek sohbeti içinde bulmuş ve canımızın o an çektiği bir şeyden söz geçirmiştik. En sonunda istediğimizi almamakta karar kılmış ve kanaatte elimizdekilere şükretmiştik. Bu mülâhazalarla akşam namazının ardından Üsküdar’a gelmişken Aziz Mahmut Hüdai Hazretleri’ni de ziyaret etmeden gitmeyelim dedik. Ziyaretimiz sonrası bir sokak çaycısında iki bardak çay yudumlarken olanlar oldu… Rabbimiz canımızın çektiği o nimeti bir kulunun eliyle bize ikram etti. Çaylarımızı yudumlarken işletme sahibi hanımefendi elinde bir tabakla yanımıza geldi. Şaşkınlığımızı gizleyemeyerek teşekkür ettik ve ikramını kabul ettik. Yüzümüzdeki tebessümle “Rızkı verenin yalnız Allah olduğunu” bir kez daha hatırladık.

Hazırlayan: N. Nur  Ener

Etiketler: nur ener
Okunma Sayısı: 723
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı