"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Böyle ebeveynden böyle evlat beklenir

17 Nisan 2018, Salı
Bir hazan mevsiminde dört mekân, dört su -18

Küçük Said’in hocası Seyyid Nur Mehmet Efendi, anne babasına onu nasıl yetiştirdiklerine dair sorduğu sualler sonucunda aldığı cevaplarara binaen, “Elbette böyle bir anne ve babadan böyle bir evlat beklenir” diyerek  o gece Nurs’ta misafir olur.

Bediüzzaman’ın ebeveyninin bulunduğu Nurs kabristanından hazin, fakat şevk ve ümid dolu duygularla ayrılıyoruz. Köye doğru giderken Nurs’un cevizini, elmasını, ayvasını da tatmak, yapılan ikramlarla nasip oldu. Hazan mevsimi olmasına rağmen, Nurs’ta çok fazla soğuk olmayan tatlı bir hava hakimdi. Nurs, Nurculuk cereyanının içerisinde olan, Risale-i Nurlarla Kur’ân’a, imana, İslama hizmeti kendilerine şiar edinmiş olan Nur Talebelerini bu manevî atmosferi solumak üzere bekliyor.

Bediüzzaman’ın anne ve babasının ismi geçmişken, ikisiyle alâkalı bir hatırayı aktarmak isteriz: Hocası, on iki yaşında olmasına rağmen Said’in mertliğine, ilme olan merakına ve fevkâlade kabiliyetine hayran olduğu için, merakla bu çocuğu yetiştiren anne ve babayı görmek ister. Yanındaki birkaç kişiyle Nurs köyüne Said’in evine gelen hocasını evde Nuriye Hanım karşılar. Kendisine babası Sofi Mirza’yı görmek istediklerini söylerler. Nuriye Hanım, efendisinin tarlaya çifte gittiğini, gelme zamanının yaklaştığını söyler. Evin önüne sergiler serer ve beklemelerini rica eder. Biraz sonra Mirza Efendi ağızları bağlı iki inek ve iki öküzüyle çıkagelir. Selam ve tanışmadan sonra Hoca Efendi Sofi Mirza’ya hitaben, “Bizim köyde de hayvanların ağzını harman zamanı harmanda bağlarlar, fakat şimdi hem harman zamanı değil, hem de hayvanlar harmanda değil. Böyle ağızlarının bağlı olmasının sebebi nedir?” der. Mirza Efendi mahçup  bir eda ile, “Efendim bizim tarla biraz uzaktır. Yolda gelirken birçok kimsenin tarla ve mahsulünden geçerek geliyorum. Eğer bu hayvanların ağzı bağlı olmazsa yabancıların mahsulünden yemek ihtimalleri var. Bu sebepten ekmeğimize haram lokma karışmaması için böyle yapıyorum…” diye cevap verir. Sofi Mirza’nın bu yüksek ahlâk ve faziletine şahid olan Küçük Said’in hocası Seyyid Nur Mehmet Efendi,  bu sefer annesi Nuriye Hanıma sorar, “Siz bu çocuğu nasıl yetiştirdiniz?...” Nuriye Hanım, “Ben Said’e hamile kalınca abdestsiz yere basmadım. Said dünyaya gelince de bir gün olsun onu abdestsiz emzirmedim…” der. Hocası Seyyid Nur Mehmet Efendi ve yanındakiler, “Elbette böyle bir anne ve babadan böyle bir evlat beklenir…” diyerek  o gece Nurs’ta misafir olurlar ve ertesi sabah geri dönmek için yola çıkarlar.

ROTAMIZ HORHOR

Ahmet Yaprak ve Halil Öngel ağabeylerle birlikte fazla karanlığa, geç vakte kalmamak için son bir defa Üstad’ın su içtiği çeşmeden su içip sevinçli ve ümitvar bir şekilde ayrılıyoruz. Son ziyaret mekânımız ve son içeceğimiz su ise: Van Kalesi, Horhor Medresesi ve Horhor suyu… Van’a ulaştığımızda zaman epey ilerlediği için ziyaretlerimize ara vererek, akşam Van dershane-i  Nuriyesinde Nur sohbetine iştirak ettik. Allah hepsinden razı olsun; onları hizmet-i Kur’âniye ve imaniyede daim, muvaffak ve muzaffer eylesin inşallah.  Ve sabah uzaktan uzağa sülüetini gördüğümüz Van Kalesine doğru gidiyoruz. Hemen dibinden çıkan Horhor suyunu ve Üstad’ın medresesinin kalıntılarını görmek istiyoruz. 

“BU MUKADDES HİZMETTE VARDIR ÇOK HİSSESİ

YEKPARE TAŞTAN OLAN MEŞHUR VAN KALESİ”

(HASAN ŞEN)

Seyyah Evliya Çelebi’ye göre Van Kalesinin görünümü; “Uzaktan çökmüş bir deve görünümündedir.” Uzaktan bakılınca farkediliyor. Van Kalesi çeşitli medeniyetlerin zamanında kullanılmış ve onarımları yapılmıştır. Sırasıyla Urartular, Asurlular, Selçuklular, Safeviler ve Osmanlılar zamanında  kale olarak kullanılan Van Kalesinin etrafında Ermenilerin yakıp yıkmalarına kadar Van Vilayeti yer almaktaydı. Üstad Van Kalesi için “yekpare bir taş şeklindedir” diyor.

Van Kalesinin etrafında çeşitli su kaynakları bulunmakla birlikte en meşhuru Bediüzzaman’ın medresesinin de bulunduğu mevkiden, hemen kayalıkların dibinden kaynayan ve hor hor hor diye sesler çıkaran Horhor Suyudur.

Bediüzzaman Hazretlerinin Birinci Cihan Harbine kadar talebelerine ders verdiği, ilim tedrisatında bulunduğu medresesi de Van Kalesinin dibinden kaynayan Horhor Suyunun yanı başındadır. Harpte Ermeniler tarafından yakılıp, yıkılmış, tahrip edilmiştir… Elimizde Harp’ten hemen sonraları çekilmiş bir fotoğrafı mevcuttur. Zamanımızda ise tamamen yıkılmıştır, sadece yeri bellidir.

BEDİÜZZAMAN TESELLİ VERİYOR

Savaş yıllarına yakın, ümitsizlik içerisindeki halka çeşitli sohbetlerinde Bediüzzaman teselli vermiştir.

Bediüzzaman, “Ümitvar olunur, şu istikbal inkîlabatı  içinde en yüksek gür sâdâ İslam’ın sadası olacaktır” dediği vakitte, etrafındakiler, “Sen rüya görüyorsun, hayali hakikat zannediyorsun ve bizi aldatıyorsun…” demeleri üzerine Bediüzzaman onlara şöyle cevap verir, “Neden dünya herkesi terakkî dünyası olsun da, yalnız bizim için tedennî dünyası olsun? Öyle mi? İşte ben de sizinle konuşmayacağım, şu tarafa dönüyorum, gelecekteki insanlarla konuşacağım.

“Ey üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve susarak Nur’un sözünü dinleyen ve gaybî, gizli bir nazarla bizi temaşa eden Saidler, Hamzalar, Ömerler, Osmanlar, Tahirler, Yusuflar, Ahmedler vesaireler!  Size hitap ediyorum… Başlarınızı kaldırınız ‘sadakte doğru söyledin’ deyiniz. Böyle demek sizlere borç olsun. Şu muasırlarım varsın beni dinlemesinler. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizinle konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim kışta geldim, sizler Cennetasa bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır. Biz hizmetimizin ücreti olarak sözden şunu bekliyoruz ki: Mazi kıt’asına geçmek için geldiğiniz vakit, mezarımıza uğrayınız, o bahar hediyelerinden  birkaç tanesini medresemin mezar taşı denilen ve kemiklerimizi misafir eden ve Horhor toprağının kapıcısı olan kalenin başına takınız (Medreset’üz-Zehra’nın Van’daki numunesi olan ve vefat eden Horhor Medresesi’nin mezar taşı hükmünde bulunan Van Kalesi demektir.) Kapıcıya tenbih edeceğiz; Bizi çağırınız. Mezarımızdan ‘Heniyyen leküm’ (Mübarek olsun, ne bahtiyarlık ve saadet sizlere) sâdâsını işiteceksiniz. “

DİZİ: RİFAT OKYAY

rifatokyay@hotmail.com

-DEVAMI YARIN-

Okunma Sayısı: 2902
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı