"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bursa-Van hattı ve Bediüzzaman Mevlidi (21)

04 Ekim 2017, Çarşamba
Halil Öngel Ağabeyimize acaba Üstad Bediüzzaman’la birlikte olduğu Kastamonu’da kayınpederi Çaycı Emin Ağabeyden onun ibadetleriyle alâkalı hatıralar da dinleyip dinlemediğini, varsa anlatmasını rica ettik.

O da bizleri kırmadı sağolsunlar… “Üstad, ikametgâhından çıkıp dağa giderken hemen peşine polis ve bekçiler düşerdi. Dağda ne yapacak diye? Dağda oturur, ibadet eder, eserlerini yazar, tashih eder ve dönerdi. 

Sabahları erkenden evine gidip sobasını yakardım. Yine böyle bir gün gitmiştim. Çok soğuk bir gündü. Farkına varmadan sabah ezanından iki saat önce gitmiştim. Seccadenin üzerinde ibadet ediyordu. Mum ışığında, seher soğuğunda, hazin bir sesle duâ ediyor, için için yalvarıyordu. Ben heyecan içerisinde tam bir buçuk saat ayakta bekledim. Bu ulvî hali titreyerek, ürpererek seyrettim. Nihayet ezan sesleri uzaklardan gelmeye başladı. Ama o zaman malûm Türkçe ezan sesleri… Dönüp bana dedi: “Emin sen çok büyük hata ettin! Kasem ederim ki, benim bir vaktim vardır, o vakitte melaike de gelse kat’i bir surette kabul etmem. Sen çok yanlış ettin. Bir daha böyle hareket etme, bu kadar erken gelme, ezan okunmayınca gelme!..” dedi. Ben de “Efendim affedin, kusura bakmayın, ay ışığı dolayısıyla vakti bilemedim. Erken gelmişim. Bir daha ezan okunmadan önce gelmem” dedim. 

Bir gün ikindi namazını kıldık. Namazdan sonra tesbihatta iken: “Kambur, kambur ben mi haklıyım, yoksa sen mi haklısın?” diye birisine hitap ediyordu. Ben yine birçok zaman olduğu gibi hayretler içindeydim. Odasında benimle kendisinden başka kimse yoktu.    Benim merakımı görünce, meseleyi şu şekilde izah etti: “Onuncu Söz, haşir ve ahiret hakkındadır. Ben o eseri bir vakitler Barla’da yazıyordum (1926 senesi). Baktım o günlerde bir İslâm düşmanı, ıslâhı gayr-i kabil…  Arefeye birkaç gün vardı. Ben onun hakkında bedduâ ettim. Benim bedduâma karşılık bütün Hicaz Velileri ve Hicaz’daki Kutb-u A’zam ise onun ıslâhı için duâ ediyorlardı. Benim duâm ferdi kaldığı için iade ediliyordu. Aradan uzun seneler geçti baktım bu sene (1938) bana nihayet hak verdiler. Ben halbuki bunun ıslâhının gayr-i kabil olduğunu biliyordum. Onlar nihayet bu sene başladılar bedduâ etmeye. Benim konuştuğum Kutb-u A’zamdır; Mekke-i Mükerreme’dedir. Bütün Hicaz’la  birlikte bedduâ etmeye başladı. Bana hak verdi, sen haklıymışsın, dedi. Ben ona hitap ediyordum…” Üstad’la bu sohbetimizden çok az bir zaman sonra bütün Anadolu’da yer yer şiddetli zelzeleler başladı. Erzincan yerle bir olmuştu. (26 Aralık 1939) Uzunköprü şiddetli sallanmıştı. Bütün Türkiye korku içinde kalmıştı.

Çaycı Emin Ağabeyle alâkalı bir çok hatıra bulunduğunu ifade eden damadı Halil Öngel Ağabeyimize çok teşekkürler ederken; Hz. Bediüzzaman’ın Çaycı Emin Ağabeye yazdığı mektuplarından bir tanesini ikisine de rahmet dileklerimizle buraya alıyoruz; 

“Aziz Sıddık Kardeşlerim!

Evvelâ Leyle-i Mi’racınızı tebrik ve içinde ettiğiniz duâların makbuliyetini rahmet-i İlâhiyeden niyaz ederiz. Ve bu havalide Mi’rac gecesinden bir gün evvel ve bir gün sonra müstesna bir surette rahmetin yağması işarettir ki, bu vatanda bir umumî rahmet tecelli edecek, inşallah…

Saniyen: Van’daki eski talebelerimle ziyade alâkadar ve merak ettiğim ve bugünlerde Kastamonu’nun Süleyman Rüşdü’sü olan Çaycı Emin, Van’da bulunup o eski mübarek talebelerimin ellerine Nurların yetişmesine çalışması ve o mübarek eski kardeşlerimin hayatta olduklarını bilmediğim ve merak ettiğim ki beraber onların hayatta ve Nurlar’a müştak olduklarını mektupla haber vermesi beni çok ziyade memnun eyledi. Ve çok ferahlı ve bir hüzün ve hazin bir eski hatıra-i sürur verdi. Ben buradan oraya muhabere edemediğim için benim bedelime Safranbolulu kahramanları muhabere etse iyi olur.

Salisen: Otuz seneden beri siyaseti bırakıp havadislerini merak etmediğim halde, mu’cizatlı Kur’ânımızı iki buçuk sene müsadere edip bize vermemekle beraber dünyada emsali vukuû bulmamış bir tarzda Afyon Mahkemesi bizi tazip ve kitaplarımızın neşrine mani olmak cihetiyle ziyade beni incitti. Ben de beş on günde iki üç defa siyasete baktım. Acip bir hal gördüm. Müdafaatımda dediğim gibi; istibdat-ı mutlak ve rüşvet-i mutlaka ile hareket eden bir cereyan-ı zındıka, masonluk, komünistlik hesabına bizi böyle işkencelerle ezmeye çalışmış. Şimdi o kuvveti kıracak başka bir cereyan bu vatanda tezahüre başladığını gördüm. Fazla bakmak mesleğimizce iznim olmadığından daha bakmadım…” (Emirdağ Lâhikası)          

Okunma Sayısı: 500
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı