"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bursa-Van hattı ve Bediüzzaman Mevlidi (22)

06 Ekim 2017, Cuma
Elbetteki Bediüzzaman Said Nursî’nin Van’daki hatıraları, yaşadıkları, yaptıkları, akrabalarıyla, dostlarıyla, talebeleriyle, halkla ve devlet erkânıyla alâkalı anlatılacaklar, söylenilecekler ve yazılacaklar bunlarla, bizim dar zamanda ulaşabildiklerimizle sınırlı değildir.

İnşaallah bütün bir şekilde ve ayrıntılarıyla Hz. Bediüzzaman’ın Van hayatını yazmaya Cenâb-ı Hak fırsat verir…

Üstad’ın, Van’da kaldığı zamanlar telif ettiği, yazdığı kitaplardan da kısa kısa bahsetmek isteriz: 

1913 senesinde telif ettiği ve bir mantık kitabı olan Ta’likat eserinden Kastamonu Lâhikası’nda şu şekilde bahsetmektedir: “Eski Said’in ilm-i mantık noktasında bir şaheser hükmünde bulunan gayr-i matbu Ta’likat’tan süzülen i’cazlı bir îcaz-ı harika da müdakkik ulemaları hayret ve tahsinle dikkate sevk eden matbu Kızıl İ’caz nâmındaki risale-i mantıkiye, Risale-i Nurla bağlanmasına ve şakirdlerinin, âlimler kısmının nazarına göstermek lâyık gördüm; fakat çok derindir. Bu günlerde Feyzi’ye bir parça ders verdim. Belki bir zaman Feyzi kendisi, başkasının da anlaması için dersini Türkçe kaleme alacak…” Feyzi Ağabeye Ta’likat’ın Türkçe dersini kaleme almak nasip olmamıştır. Bu kitabın kâtipliğini merhum Molla Habib yapmıştır…

1911 yılında kaleme aldığı Münâzarât kitabında ise İkinci Meşrûtiyetin ilânından sonra şarktaki aşiretler arasında yaptığı sohbetler sırasında kendisine sorulan sorulara verdiği cevaplar mevcuddur. İlk baskısı 1911’de yapılmıştır. 1950-1951 senelerinde bizzat kendisi tarafından gözden geçirilerek ve tashihatla yeniden basılmıştır. 

Bediüzzaman Hazretleri Münâzarât’ın ilk baskısının başında “İfade-i Meram ve Uzunca Bir Mazeret” başlığıyla şu bilgileri verir: “Ey okuyucu! İyilikleri kötülüklerine, doğruları yanlışlarına üstün gelenler, mağfiret ve affa müstehaktırlar. İşte iki inkılap -Birinci ve İkinci Meşrûtiyet- beni iki telif-i müşevveşe mecbur etti. İki rıhlet dahi, iki kitabı (Münâzarât ve Muhakemat) ilham ettirdi. Şu eserlerden her birisi, Kürt olduğu gibi, aynı halde Türk, aynı vakitte Araptır.” 

Münâzarât’ta bu günlere seslenen Bediüzzaman: “Ey yüzden ta üç yüz  seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş, sâkitane benim sözümü dinleyen ve bir nazar-ı hafiyy-i gaybi ile beni temaşa eden Said’ler, Hamza’lar, Ömer’ler, Osman’lar, Yusuf’lar, Ahmet’ler vs. size hitap ediyorum. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgraf ile sizin ile konuşuyorum. Ne yapayım acele ettim, kışta geldim. Siz inşallah cennet-âsâ bir baharda gelirsiniz. Şimdi ekilen Nur tohumları, zemininizde çiçek açacaklar. Sizden şunu rica ederim ki, mazi kıt’asına geçmek için geldiğiniz vakit mezarıma uğrayınız. O çiçeklerin birkaç tanesini mezar taşı denilen, kemiklerimi misafir eden toprağın kapıcısının başına takınız. Yani İhtiyarlar Risalesinin On Üçüncü Rica’sında beyan ettiği gibi, Medresetüzzehra’nın mekteb-i ibtidaisi ve Van’ın yekpare taşı olan kal’asının altında bulunan Horhor Medresemin vefat etmesi ve Anadolu’da bütün medreselerin kapatılması ile vefat etmelerine işaret ederek umumunun bir mezar-ı ekberi hükmünde olmasına bir alâmet olarak, o azametli mezara, azametli Van Kal’ası mezar taşı olmuş. Ey yüz sene sonra gelenler! Şu kal’anın başında bir Medrese-i Nuriye çiçeğini yapınız. Cismen dirilmemiş, fakat ruhen bâki ve geniş bir heyette yaşayan Medresetüzzehra’yı cismanî bir surette bina ediniz, demektir. Zaten Eski Said ekser hayatı o medresenin hayaliyle gitmiş ve o matbu risalenin yüz kırk yedinci sahifeden ta yüz elli yedinci sahifeye kadar Medresetüzzehra’nın tesisine ve faydalarına dair ehemmiyetli hakikatları yazmış…”

Münâzarât’ta yer alan bazı veciz ifadelerinden: “Hakkın hatırı âlidir, hiçbir hatıra feda edilmemek gerektir.” “İslâmiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez, gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar.” “Azametli, bahtsız bir kıt’anın; şanlı, talihsiz bir devletin; değerli, sahipsiz bir kavmin reçetesi İttihad-ı İslâmdır.” “Eski hal muhal, ya yeni hal veya izmihlâl.” “Hürriyetin; şeriatın adabı ile edeplenmiş ve süslenmiş olması lâzımdır. Yoksa sefahat ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir. Belki hayvanlıktır, şeytanın istibdadıdır. Nefsi-i emmareye esir olmaktır.” “İman rabıtası ile Sultan-ı Kâinata hizmetkâr olan adam, başkasına karşı zillete düşmeye tenezzül etmez ve başkasının hürriyet ve hukukuna tecavüz etmeye dahi, iman-ı şefkati bırakmaz. İşte Asr-ı Saadet.” “Velâyetin, şeyhliğin, büyüklüğün alâmeti, tevazu ve mahviyettir; tekebbür ve tahakküm değildir. Demek tekebbür eden şeyh geçinen bir çocuktur, siz de büyük tanımayınız.” “İstibdat tahakkümdür, muamele-i keyfiyedir. Kuvvete istinat ile cebirdir, rey-i vahittir (tek kişi yönetimidir), suistimalâta gayet müsait bir zemindir, zulmün temelidir, insaniyetin mâhisidir…” “Eğer zekiler, zekâlarının zekâtını; zenginler de velev zekâtının zekâtını milletin menfaatına sarf etseler milletimizde başka milletlere yolda karışabilir…” “Bir adam için sevilmez; belki, muhabbet sıfat ve san’atı içindir. Öyle ise her bir Müslümanın her bir sıfatı Müslüman olması lâzım olmadığı gibi, her bir kâfirin dahi her bir sıfat ve san’atları kâfir olmak lâzım gelmez…”

Okunma Sayısı: 658
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı