"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ürkütmeyin, ümitlendirin

11 Nisan 2018, Çarşamba
Bir hazan mevsiminde dört mekân, dört su - 12

Bediüzzaman Hazretleri Nurşin Camii’ne gelenlere vaaz u nasihatte bulunurdu. Âlimlere, şeyhlere, mollalara ve hocalara cemaate ve millete şefkatle, merhametle muamele etmelerini tavsiye eder, tembihlerdi. 

Erek Dağı ve Zernebat Suyu’nun Van’daki ilim sohbetlerinin hatıraları zikredilirken, Bediüzzaman’la Erek’ de beraber kalan, Nurşin Camii sohbetlerine katılan Molla Resul Ağabeyimizden de bahsetmemek olmaz. Hasan Ekinci, Halil Uslu, Mustafa Şahin, Ahmet Yaprak, Halil Öngel Ağabeylerimizden dinlediğimiz hatıralar ışığında, Molla Resul Gavri Ağabeyimiz Siirt’in Şirvan kazasının, Garzen Köyü’ndendir. Van’daki Horhor Medresesi’nden Üstad’ın eski talebelerindendir. Yaşı Bediüzzaman’dan birkaç yaş fazladır. Üstad Van’dan ayrıldıktan sonra çeşitli yerlerde imamlık, vaizlik ve müderrislik yapmıştır. Çok âlim ve fazıl, açık yürekli, mert, sözünün eri bir zattır. Bediüzzaman’ın sohbetlerinde soru sorarak meselelerin vuzuha kavuşmasını sağlayanlardan birisidir. Bu haliyle de Bediüzzaman’dan kendisinin çok istifade ettiğini söyler.

Molla Resul Ağabeyle ilgili Mustafa Şahin Ağabeyden dinlediğimiz hatıra şöyle: “Molla Resul Ağabeyin torunu köy imamı ve sık sık Mustafa Şahin Ağabeyi işyerinde ziyaret edermiş. Bir gün şöyle bir hatıra anlatmış. ‘Dedem âlim bir zattı. Çevresindekilere, benden büyük âlim yoktur, manasında sözler sarfederken, birisi ‘senden daha âlimi Molla Said-i Menşur’dur, der. ‘Kim bu zat’ diye sorar. O da ‘Kendisi ya Van Kalesi’nde Horhor Medresesi’nde ya da Nurşin Camii’nde bulunur’ demiş. Molla Resul Ağabey mutlaka ‘bu zatı görmem lâzım’ diye bir gün Horhor Medresesi’ne gider. Sağa bakar sola bakar, aradığı kişi orada yokmuş gibi aramaya devam eder. Molla Resul Ağabey kendi zannıyla, sakallı, sarıklı, cüppeli etrafında müritleri olan birisini ararmış. Halbuki Üstad Hazretleri’nin o dönemlerdeki kıyafeti farklı; Başında kalpak, ayaklarında çizme, üzerinde cepken ceket, belinde kama ve rovelver tabanca v.s. Üstad Hazretleri Molla Resul Ağabeyi yanına çağırarak ‘Kardeşim gel o aradığın zat benim” demiş.

Nurun İlk Kapısı’nın ilk kâtibi

Horhor Medresesi’nin hatıralarını yâd etmek ve sohbet etmek için devamlı olarak Erek Dağı’na Üstad’ı ziyarete gelmiş, bazı ziyaretlerinde de çilehanede üç-dört gün kaldıktan sonra Van’a inmiştir. Erek Dağı’na geldiğinde Bediüzzaman’la  birlikte Van Kabristanı’nı ve Çoravanis Köyü Kabristanı’nı ziyaret edip eski talebelerinden vefat edenleri yad ederlermiş.

Risale-i Nur Külliyatı’nın ilk eseri olan “Nurun İlk Kapısı”nın ilk yazılışı Ankara’dan Van’a dönen, Bediüzzaman’a kâtiplik yapan Molla Resul Ağabey tarafındandır. Molla Resul’ün ilk kâtipliğini yaptığı bu “Nurun İlk Kapısı” Risalesi daha sonra Burdur’da yazılarak tamamlanmıştır.

Molla Resul’ün itirazı

Dinleyebildiğimiz ve yazabildiğimiz Molla Resul Ağabeyle alâkalı hatıraların bir kısmını, Molla Hamid bölümünde zikretmiştik. 

Bir kısım hatıralarından da yine bahsetmek isteriz. Molla Hamid Ağabeyden naklen: “Üstad’la birlikte tefsir okunuyordu. Üstadımız bir âyetin tefsirini yaparken Molla Resul itiraz etti. Tasannu, riyakârlık ve sözü eğriltip bükmeyi bilmeyen Molla Resul kafasına takılan bir şeyi hemen söylerdi. ‘Seyda! Ben tefsirlere bakıyorum, senin verdiğin mana yok!’ dedi. Seyda da ‘Bu tarz okuyacağız!..’ diye cevap verdi. Molla Resul, ‘Öyleyse o kitapları kaldıralım, ne lüzum var? Sana mı, yoksa kitaba mı itibar edeceğiz?‘ diye sordu. Üstad, ‘İkisine de bakın!..‘ deyince, Molla Resul, ‘Olmaz, biz bu kitaplarla yetişmişiz.‘ diyerek itirazını devam ettirdi. Bunun üzerine Seyda sağ elini, sol elinin üzerine vurarak (kızdığı zaman böyle yaparmış), ‘Sen beni hâlâ Eski Said biliyorsun. Ben bütün musanniflere başvurdum. Karşımda kimse duramadı. Yalnız Şeyh Muhiddin-i Arabi durdu; ‘Biraz konuşalım’ dedi. Şimdi onunla  konuşuyorum. Allah’a kasem ederim ki, Cenâb-ı  Hak, aczime binaen, bana öyle lütfetmiş ki, bu kitapları yazanların ilmi deniz olsa Said’in topuğuna ulaşamaz!.. Mesuliyet bana ait, sana ders veriyorum. Öyle oku!‘ dedikten sonra bu tarz konuştuğu için üzülerek istiğfar etti, la havle çekti, devamla,  ‘Niçin beni konuşmaya mecbur ediyor, kendi halime bırakmıyorsunuz? Madem beni hoca kabul ettiniz, beni dinleyin, mesuliyet bana aittir!..‘ dedi. 

Bunun üzerine Molla Resul, ‘Affet Seyda biz bilemedik!..’ dedi. 

Dersimiz bitmişti, kitapları kaldırdık. Üstad abdest tazelemek için dışarı çıkmıştı; Molla Resul, “Yahu hakikaten Seyda’nın eski hali, şimdiki halini tutmuyor. Tavır ve hareketi, yemesi içmesi, herşeyi zerre miskal Sünnet-i Seniyyeden ayrılmıyor!..‘ dedi. 

Üstad’ı methetmeye devam ederken Seyda içeri girdi, ‘Neden hazır olmayan Müslümanın gıybetini yaparsınız?‘ dedi. 

Molla Resul, ‘Biz methettik, gıybet yapmadık‘ diye karşılık verdi. 

Camiye gelenleri korkutmayın

Yine Molla Hamid Ağabeyden naklen: “Efendimizin (asm) ahlâkını, sevgi ve şefkatini en iyi gösteren ve takip eden, yaşıyan oydu. Nurşin Camii’ne gelenlere vaaz u nasihatte bulunurdu. Âlimlere, şeyhlere, mollalara ve hocalara cemaate ve millete şefkatle, merhametle muamele etmelerini tavsiye eder, tembihlerdi.  ‘Vaaz ve nasihatlerinizde milleti, camiye gelenleri korkutmayın, ürkütmeyin, ümitlendirin!..’ derdi. 

Molla Resul’e kalabalık bir âlim cemaatinin olduğu bir vakitte Üstad: ‘Kardeşim fikirlerinizi yenileyin. Sizden soruyorum, size günahkâr bir genç teslim edilse, bütün imkân sizin elinizde olsa, bunu ıslâh ve terbiye edin denilse, siz ne kadar uğraşsanız genç namaz kılmasa, oruç tutmasa, şer’i kuralları uygulamasa, ne yaparsınız?’ diye sordu. 

Orada bulunan âlim ve fâzıl zatlar:  ‘Seyda! Vallahi bu feraizi yerine getirmezse biz önce tehdit ederiz, olmazsa döveriz. Daha da olmazsa o genci öldürürüz!’ dediler. 

Üstad onlara:  ‘Kardeşlerim! İşte burada benim fikirlerimle sizinki  uyuşmuyor, ayrılıyor.’ ‘Seyda siz ne ya- pardınız?’ diye sordular. 

Üstad, ‘Ben o gence önce iyilikle söylerim, sonra farzları yaparsan seni hediye ile taltif ederim derim, yine yapmazsa, bir tarafa çekilip ağlayarak, “Ya Rab, bu genci yakma merhamet et! Çünkü ıslâh etmek Senin elindedir!..” diye yalvarırım. Sizinki neye benziyor biliyor musunuz? Arkadaşlarınızla harbe gittiniz. Arkadaşınız kaza eseri düşmana esir düştü. İşte onu kurtarmaya çalışmayıp iyi oldu, yakalanmasaydı demeye benzer. Veya gezmeye çıktınız. Arkadaşınız suya veya bataklığa düştü. Elinden tutup çıkartırmısınız, yoksa bir tekme de siz vurup, “İyi oldu düşmeseydin mi?” dersiniz. İşte, mühim olan onu Cehennemden ve bataklıktan kurtarmaktır. Kurtaramazsanız, hem dünyası yıkılacak, hem Cehenneme yollanacak! İşte bu noktada benimle sizin fikirleriniz ayrılıyor!” dedi. 

Ruhum lezzet alıyor

Van’da imamlık yapan Molla Resul Ağabeyin torunu Molla Kasım, dedesinden naklen: “Üstad Hazretleri Nurşin Camii’nde vaaz veriyordu. O kadar derin ilmî meselelerden bahsediyordu ki, hiçbir şey anlamıyordum. Ben hem Üstad’dan yaşlıydım, hem de âlim birisiydim. Seyda’nın vaazı devam ederken baktım yanımda yaşlı bir köylü, rençber gözlerini yummuş, huşû içerisinde dinliyor ve sallanıyor. 

Kendisini dürttüm ve dedim, “Efendi sen ne anlıyorsun?” 

Dedi ki, “Efendim hiçbir şey anlamıyorum, ama ruhum çok lezzet alıyor!” Adam bu sefer bana, “Siz bir şey anlıyor musunuz?” dedi. 

Ben de:,“Valla ben de hiçbir şey anlamıyorum, ama benim de ru- hum lezzet alıyor!..” diye cevap verdim.

DİZİ: RİFAT OKYAY

rifatokyay@hotmail.com

-DEVAMI YARIN-

Okunma Sayısı: 2507
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı