"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Adliyenin haysiyetini rahnedar edecek entrikalar

Risale-i Nur'dan
13 Kasım 2017, Pazartesi
Eskişehir Mahkemesi Müdafaasından:

En ziyade bizi gayet hayretle, nihayet bir me’yusiyete düşüren şudur ki: Isparta’da habbeyi kubbe yapıp, hiçbir hakikate istinad etmeyen evham ve ihbarata binaen hakkımda verdikleri karara karşı, mezhebimizde yalana hiçbir cihetle cevaz verilmediğinden, aleyhimde de olsa, hak ve doğru söylemek mecburiyetiyle, yüz yirmi sahife kuvvetli ve mantıkî delillerle kendimi müdafaa ettiğim ve bu kanunla hiçbir cihetle temasım olmadığını ispat ettiğim halde, bu müdafaatımı ve ispatımı hiç nazara almayarak, telif tarihiyle istinsah tarihlerini, hatta bir şahsa irsal eylediğim tarihleri dahi birbirine mağlata ile karıştırıp ve yirmi senelik işi bir sene zarfında olmuş gibi görerek, nakarat gibi, Isparta’daki evhamlı kararı, hem sorgu hâkimlerinin kararnamesinde, hem makam-ı iddianın iddianamesinde, hem bizi mahkûm eden mahkemenin son kararında aynen, haklı müdafaatımız nazara alınmadan tekrar edilmiş ve bizi mahkûm etmişlerdir. Ehl-i hak ve hakikati titreten bu haksızlığın bir an evvel ref’i ve Risale-i Nur’un masumiyetinin ilânını, şiddetle adliyenin en yüksek makamı olan mahkemeden beklerim. 

Eğer pek haklı ve kuvvetli bu feryadımı, farz-ı muhal olarak, adliyenin yüksek makamı işitip dinlemezse, şiddet-i me’yusiyetimden diyeceğim:

Ey beni bu belâya sevk edip, bu hâdiseyi icad eden mülhid zâlimler! Madem ve her halde manen ve maddeten beni idam etmeye niyet etmiştiniz; neden umum mazlûmların ve bîçarelerin hukuklarını muhafaza eden adliyenin çok ehemmiyetli haysiyetini rahnedar edecek entrikalarla, dolaplarla, adliyenin eliyle yürüdünüz? Doğrudan doğruya karşımda merdane çıkıp, “Senin vücudunu bu dünyada istemiyoruz” demeliydiniz!

B. S. N. Tarihçe-i Hayatı, Eskişehir Hayatı, s. 271

Risale-i Nur’dan Cezaevi Mektupları

Her şey birer âyet, birer mektup, birer kaside…

İkinci Mesele: 

Eşyanın sırr-ı kayyumiyetle münasebettar faydalarının ve hikmetlerinin bir kısmına işaret etmeyi bu makam iktiza ediyor.

Evet, her şeyin hikmet-i vücudu ve gaye-i fıtratı ve faide-i hilkati ve netice-i hayatı üçer nev’idir: 

• Birinci nevi, kendine ve insana ve insanın maslahatlarına bakar.

• İkinci nevi, daha mühimdir ki, her şey, umum zîşuur mütalâa edebilecek ve Fâtır-ı Zülcelâl’in cilve-i esmasını bildirecek birer âyet, birer mektup, birer kitap, birer kaside hükmünde olarak, manalarını hadsiz okuyucularına ifade etmesidir.

• Üçüncü nevi ise, Sâni-i Zülcelâl’e aittir, O’na bakar. Her şeyin faydası ve neticesi kendine bakan bir ise, Sâni-i Zülcelâl’e bakan yüzlerdir ki, Sâni-i Zülcelâl, kendi acaib-i san’atını kendisi temaşa eder, kendi cilve-i esmasına kendi masnuatında bakar. Bu a’zamî üçüncü nevide hikmet-i hilkatini ifade için, bir saniye kadar yaşamak kâfidir.

Hem her şeyin vücudunu iktiza eden bir sırr-ı kayyumiyet var ki, Üçüncü Şuâ’da izah edilecek.

Bir zaman, tılsım-ı kâinat ve muamma-i hilkat cilvesiyle mevcudatın hikmetlerine ve faydalarına baktım, dedim: “Acaba bu eşya neden böyle kendini gösteriyorlar, çabuk kaybolup gidiyorlar? Onların şahsına bakıyorum; muntazam, hikmetli giyinmiş, giydirilmiş, süslendirilmiş, sergiye, temaşagâha gönderilmiş. Halbuki bir iki günde, belki bir kısmı birkaç dakikada kaybolup faydasız, boşu boşuna gidiyorlar. Bu kısa zamanda bize görünmelerinden maksat nedir?” diye çok merak ediyordum. O zaman, mevcudatın, hususan zîhayatın dünya dershanesine gelmelerinin mühim bir hikmetini lûtf-u İlâhî ile buldum. O da şudur: 

Her şey, hususan zîhayat, gayet manidar bir kelime, bir mektup, bir kaside-i Rabbanîdir, bir ilânname-i İlâhîdir. Umum zîşuurun mütalâasına mazhar olduktan ve hadsiz mütalâacılara manasını ifade ettikten sonra, lâfzı ve hurufu hükmündeki suret-i cismaniyesi kaybolur.

Lem’alar, Otuzuncu Lem’a (Eskişehir Hapishanesi’nin Bir Meyvesi), Altıncı Nükte, s. 647

Okunma Sayısı: 1463
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı