"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bahar, umûmî bir bayramdır

Risale-i Nur'dan
08 Mayıs 2018, Salı 00:22
Güya çiçek açmış her bir ağaç, güzel yazılmış manzum bir kasidedir ki, o kaside Fâtır-ı Zülcelâl’in medâyih-i bâhiresini inşad edip, şairâne lisan-ı hâl ile söylüyor.

Veyahut o çiçek açmış her bir ağaç, binler bakar ve baktırır gözlerini açmış; tâ Sâni-i Zülcelâl’in neşir ve teşhir olunan acaib-i san’atını bir iki gözle değil, belki binler gözlerle baksın, tâ ehl-i dikkati öyle baktırsın. Veyahut o çiçek açan her bir ağaç, umumî bayram olan baharın içindeki hususî bayramında ve resmigeçit- misal bir anda yeşillenmiş azalarını en süslü müzeyyenatla süslemiş. Tâ ki onun Sultan-ı Zülcelâl’i, ona ihsan ettiği hedâyâyı ve letâifi ve âsâr-ı nuraniyesini müşahede etsin. Hem meşher-i san’at-ı İlâhiye olan zeminin yüzünde ve bahar mevsiminde, murassaat-ı rahmetini enzar-ı halka teşhir etsin. Ve şecerin hikmet-i hilkatini beşere ilân etsin. İncecik dallarında ne kadar mühim hazineler bulunduğunu ve ihsanatı Rahmaniyenin meyvelerinde ne derece mühim defineler var olduğunu göstermekle kemâl-i kudret-i İlâhiyeyi göstersin.

Sözler, s. 675

***

Evet, her bir nebat, her bir ağaç pek çok lisan ile Sâni’lerini öyle gösteriyorlar ki ehl-i dikkati hayretlerde bırakır ve bakanlara “Sübhanallah! Ne kadar güzel şehadet ediyor” dedirtirler. Evet, her bir nebatın çiçek açması zamanında ve sümbül vermesi anında tebessümkârâne manevî tekellümleri hengâmındaki tesbihleri, kendileri gibi güzel ve zâhirdir. Çünkü, her bir çiçeğin güzel ağzı ile ve muntazam sümbülün lisanıyla ve mevzun tohumların ve muntazam habbelerin kelimâtıyla hikmeti gösteren o nizam, bilmüşahede, ilmi gösteren bir mizan içindedir. Ve o mizan ise, maharet-i san’atı gösteren bir nakş-ı san’at içindedir. Ve o nakş-ı san’at, lütuf ve keremi gösteren bir ziynet içindedir. Ve o ziynet dahi, rahmet ve ihsanı gösteren latîf kokular içindedir. Ve birbiri içinde bulunan şu manidar keyfiyetler, öyle bir lisan-ı şehadettir ki hem Sâni-i Zülcemal’ini esmasıyla tarif eder, hem evsafıyla tavsif eder, hem cilve-i esmasını tefsir eder, hem teveddüd ve tearrüfünü, yani sevdirilmesini ve tanıttırılmasını ifade eder.

Sözler, s. 749

LÛGATÇE:

âsâr-ı nuraniye: nurlu eserler.

Fâtır-ı Zülcelâl: celâl sahibi ve bütün fıtratlarıyaratan Allah.

inşad etmek: şiir söylemek.

medâyih-i bâhire: güzel ve parlak övgüler.

meşher-i san’at-ı İlâhiye: Allah’ın sanat sergisi.

murassaat-ı rahmet: Allah’ın rahmetinden

gelen, mücevher gibi değerli ve süslü sanatlar.

***

Medrese-i Yusufiye Mektupları

Hapİshaneyİ bİr mübarek bahçeye çevİrmek İçİn...

 (Dünden devam)

O muannid dondu, dedi: “Hic olmazsa hayvan gibi hayatımızı keyif ve lezzetle gecirmek icin sefahet ve eğlencelerle bu ince şeyleri duşunmeyerek yaşayacağız.”

Cevaben dedim: “Hayvan gibi olamazsın. Cunku hayvanın mazi ve mustakbeli yok. Ne gecmişten elemler ve teessuler alır ve ne de gelecekten endişeler ve korkular gelir. Lezzetini tam alır, rahatla yaşar, yatar, Halık’ına şukreder. [...]” diyerek onu ilzam ettim. Yine o mutemerrid şahıs dondu, dedi: “Hic olmazsa ecnebi dinsizleri gibi yaşarız.” Cevaben dedim: “Ecnebi dinsizleri gibi de olamazsın. Cunku onlar, bir peygamberi inkar etse, diğerlerine inanabilirler. Peygamberleri bilmese de, Allah’a inanabilir. Bunu da bilmese, kemalata medar bazı seciyeleri bulunabilir. Fakat bir Musluman, en ahir ve en buyuk ve dini ve daveti umumi olan Ahirzaman Peygamberi Aleyhissalatu Vesselamı inkar etse ve zincirinden cıksa, daha hicbir peygamberi, hatta Allah’ı kabul etmez.

Cunku butun peygamberleri ve Allah’ı ve kemalatı onunla bilmiş. Onlar, onsuz kalbinde kalmaz. Bunun icindir ki, eskiden beri her dinden İslamiyet’e giriyorlar ve hicbir Musluman, hakiki Yahudi veya Mecusi veya Nasrani olmaz, belki dinsiz olur. Seciyeleri bozulur; vatana, millete muzır bir halete girer.” İspat ettim; o muannid ve mutemerrid şahsın daha tutunacak bir yeri kalmadı. Kayboldu, Cehenneme gitti. İşte ey bu medrese-i Yusufiyede benim ders arkadaşlarım! Madem hakikat budur ve bu hakikati Risale- i Nur o derece kat’i ve guneş gibi ispat etmiş ki, yirmi senedir mutemerridlerin inatlarını kırıp imana getiriyor.

Biz dahi hem dunyamıza, hem istikbalimize, hem ahiretimize, hem vatanımıza, hem milletimize tam menfaatli ve kolay ve selametli olan iman ve istikamet yolunu takip edip, boş vaktimizi sıkıntılı hulyalar yerinde Kur’an’dan bildiğimiz sureleri okumak ve manalarını bildiren arkadaşlardan oğrenmek ve kazaya kalmış farz namazlarımızı kaza etmek ve birbirinin guzel huylarından istifade edip, bu hapishaneyi guzel seciyeli fidanlar yetiştiren bir mubarek bahceye cevirmek gibi a’mal-i saliha ile, hapishane mudur ve alakadarları cani ve katillerin başlarında zebani gibi azap memurları değil, belki medrese-i Yusufiyede Cennete adam yetiştirmek ve onların terbiyesine nezaret etmek vazifesiyle memur birer mustakim ustad ve birer şefkatli rehber olmalarına calışmalıyız.

Şualar, On Birinci Şua, s. 224-25

Okunma Sayısı: 1267
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı