"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bu zamanda en büyük bir vazife, imanı kurtarmak

Risale-i Nur'dan
19 Mayıs 2017, Cuma
Bence bu zamanda en büyük bir ihsan, bir vazife, imanını kurtarmaktır, başkaların imanına kuvvet verecek bir surette çalışmaktır.

Sakın, benlik ve gurura medar şeylerden çekinin. Tevazu, mahviyet ve terk-i enaniyet, bu zamanda ehl-i hakikate lâzım ve elzemdir. Çünkü, bu asırda en büyük tehlike benlikten ve hodfüruşluktan ileri geldiğinden, ehl-i hak ve hakikat, mahviyetkârâne daima kusurunu görmek ve nefsini itham etmek gerektir. Sizin gibi ağır şerâit içinde kahramancasına imanını ve ubudiyetini muhafaza etmesi, büyük bir makamdır. Senin rüyalarının bir tabiri de, bu noktadan seni tebşir etmektir.

Risale-i Nur eczalarında tarikat hakikatine dair Telvihat-ı Tis’a namındaki risaleyi elde edip bakınız. Hem, zatınız gibi metin ve imanlı ve hakikatli zatlar Risale-i Nur dairesine giriniz. Çünkü, bu asırda Risale-i Nur, bütün tehacümata karşı mağlûp olmadı. En muannid düşmanlarına da, serbestiyetini resmen teslim ettirdi. Hatta iki seneden beri büyük makamatlar ve adliyeler, tetkikat neticesinde, Risale-i Nur’un serbestiyetini tasdik ve mahrem ve gayr-i mahrem bütün eczalarını sahiplerine teslime karar verdiler.

Risale-i Nur’un mesleği, sair tarikatler, meslekler gibi mağlûp olmayarak, belki galebe ederek pek çok muannidleri imana getirmesi, pek çok hâdisatın şehadetiyle, bu asırda, bir mu’cize-i maneviye-i Kur’âniye olduğunu ispat eder. O dairenin haricinde, ekseriyetle bu memlekette ve husûsî ve cüz’î ve yalnız şahsî hizmet veya mağlûbâne perde altında veya bid’alara müsamaha suretinde veya tevilât ile bir nevi tahrifat içinde hizmet-i diniye tam olamaz diye, hadisat bize kanaat vermiş.

Madem sizde büyük bir himmet ve kuvvetli bir iman var; tam bir ihlâs ve tam bir mahviyetle, sebatkârâne Risale-i Nur’a şakird ol. Tâ binler, belki yüz binler şakirdlerin şirket-i maneviye-i uhreviyelerine hissedar ol. Tâ senin hayırların, iyiliklerin cüz’iyetten çıkıp küllîleşsin, ahirette tam kârlı bir ticaret olsun.

Said Nursî

B. S. Nursî Tarihçe-i Hayatı, Emirdağ Hayatı, s. 495

***

Risale-i Nur’dan Cezaevi Mektupları

Kabirde sual meleklerine Risale-i Nur’la cevap vermek

 

Hem meleklere iman meyvesinden bir cüz’ü ve Münker ve Nekir’e ait bir numunesi şudur:

“Herkes gibi ben dahi muhakkak gireceğim” diye, mezarıma hayalen girdim. Ve kabirde yalnız, kimsesiz, karanlık, soğuk, dar bir haps-i münferidde, bir tecrid-i mutlak içindeki tevahhuş ve me’yusiyetten tedehhüş ederken, birden Münker ve Nekir taifesinden iki mübarek arkadaş çıkıp geldiler. Benimle münâzaraya başladılar. Kalbim ve kabrim genişlediler, nurlandılar, hararetlendiler. Âlem-i ervaha pencereler açıldı. Ben de, şimdi hayalen ve istikbalde hakikaten göreceğim o vaziyete bütün canımla sevindim ve şükrettim.

Sarf ve Nahiv ilmini okuyan bir medrese talebesinin vefat edip, kabirde Münker ve Nekir’in “Men Rabbüke” (Senin Rabbin kimdir?) diye suallerine karşı, kendini medresede zannedip, Nahiv ilmi ile cevap vererek, “مَنْ mübtedadır, رَبُّكَ onun haberidir. Müşkül bir meseleyi benden sorunuz, bu kolaydır” diyerek, hem o melâikeleri, hem hâzır ruhları, hem o vakıayı müşahede eden orada bulunan bir keşfe’l-kubur velîsini güldürdü ve rahmet-i İlâhiyeyi tebessüme getirdi. Azaptan kurtulduğu gibi, Risale-i Nur’un bir şehid kahramanı olan Merhum Hafız Ali, hapiste Meyve Risalesini kemal-i aşkla yazarken ve okurken vefat edip, kabirde melâike-i suale mahkemedeki gibi Meyve hakikatleri ile cevap verdiği misillü, ben de ve Risale-i Nur Şakirdleri de o suallere karşı Risale-i Nur’un parlak ve kuvvetli hüccetleriyle istikbalde hakikaten ve şimdi manen cevap verip, onları tasdike ve tahsine ve tebrike sevk edecekler inşaallah.

Şuâlar, On Birinci Şuâ (Denizli Hapsinin Bir Meyvesi), On Birinci Mesele, s. 284

LÛ­GAT­ÇE:

âlem-i ervah: Ruhlar âlemi.

cüz’: Parça, kısım.

haps-i münferid: Tek başına hapis.

hüccet: Delil.

keşfe’l-kubur: Kabirdekilerin hallerini manen keşfeden.

me’yusiyet: Ümitsizlik.

Münker ve Nekir: Kabirde sorguya çekecek olan melekler.

Sarf ve Nahiv: Arapça gramer bilgisi.

tahsin: Beğenme, güzel bulma.

tecrid-i mutlak: Tam bir soyutlanma.

tedehhüş: Dehşete kapılma, ürkme.

tevahhuş: Vahşet, yalnızlık içinde kalma. 

Okunma Sayısı: 1762
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı