"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Fani dünya, değmiyor alâka-i kalbe

Risale-i Nur'dan
11 Temmuz 2018, Çarşamba 00:03
BEŞİNCİ NOKTA

Rahmet-i İlâhiyenin en lâtif, en güzel, en hoş, en şirin cilvelerinden olan şefkat, bir iksir-i nurânîdir; aşktan çok keskindir. Çabuk Cenâb-ı Hakk’a vusule vesile olur. Nasıl aşk-ı mecazî ve aşk-ı dünyevî pek çok müşkülâtla aşk-ı hakikîye inkılâb eder, Cenâb-ı Hakk’ı bulur; öyle de, şefkat, fakat müşkülâtsız, daha kısa, daha sâfî bir tarzda kalbi Cenâb-ı Hakk’a rabteder.

Gerek peder ve gerek valide, veledini bütün dünya gibi severler. Veledi elinden alındığı vakit, eğer bahtiyar ise, hakikî ehl-i iman ise, dünyadan yüzünü çevirir, Mün’im-i Hakikî’yi bulur. Der ki: “Dünya madem fânîdir; değmiyor alâka-i kalbe.” Veledi nereye gitmişse, oraya karşı bir alâka peyda eder, büyük manevî bir hal kazanır.

Ehl-i gaflet ve dalâlet, şu beş hakikatteki saadet ve müjdeden mahrumdurlar. Onların hali ne kadar elîm olduğunu şununla kıyas ediniz ki: Bir ihtiyar hanım, gayet sevdiği sevimli bir tek çocuğunu sekeratta görüp, dünyada tevehhüm-ü ebediyet hükmünce, gaflet veya dalâlet neticesinde, mevti adem ve firak-ı ebedî tasavvur ettiğinden, yumuşak döşeğine bedel kabrin toprağını düşünüp, gaflet ve dalâlet cihetiyle, Erhamü’r-Râhimîn’in Cennet-i Rahmetini, firdevs-i nimetini düşünmediğinden, ne kadar me’yusâne bir hüzün ve elem çektiğini kıyas edebilirsin.

Fakat vesile-i saadet-i dâreyn olan iman ve İslâmiyet, mü’mine der ki: Şu sekeratta olan çocuğun Hâlık-ı Rahîm’i, onu bu fânî dünyadan çıkarıp Cennetine götürecek. Hem sana şefaatçi, hem ebedî bir evlât yapacak. Müfarakat muvakkattır, merak etme “El-hükmü lillah” [Hüküm Allah’ındır. (Mü’min Sûresi: 12.)] “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciun” [Biz Allah’ın kullarıyız; sonunda yine Ona döneceğiz. (Bakara Sûresi: 156.)] de, sabret.

El-Bâkî Hüve’l-Bâkî

Said Nursî

Mektubat, s. 97

LÛ­GAT­ÇE:

adem: Yokluk.

alâka-i kalp: Kalbin ilgisi, kalben bağlanma.

aşk-ı hakikî: Gerçek aşk, Allah’a karşı duyulan şiddetli sevgi ve muhabbet.

aşk-ı mecazî: Nefis ve şehvet üzerine bina edilmiş aşk, hakiki olmayan sevgi.

ehl-i gaflet ve dalâlet: Hakikatten habersiz ve hak yoldan sapmış olanlar.

firak-ı ebedî: Ebedî, sonsuz ayrılık.

firdevs-i nimet: Cennetlik nimet, firdevs salkımları, nimet Cenneti.

iksir-i nurânî: Nurlu, çok tesirli ilâç.

mevt: Dünya.

muvakkat: Geçici.

müfarakat: Ayrılık.

Mün’im-i Hakikî: Hakiki nimet verici Cenâb-ı Hak.

rabtetmek: Bağlamak.

sekerat: Ölmek üzere olan bir kişinin can çekişme anı.

tevehhüm-ü ebediyet: Sonsuzluk kuruntusu, sonsuza kadar yaşayacağını sanmak.

vesile-i saadet-i dâreyn: İki cihan mutluluğunun sebebi.

vusul: Kavuşma, erişme.

Okunma Sayısı: 2775
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı