"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Fânîyim, fânî olanı istemem; neyleyeyim?

Risale-i Nur'dan
10 Şubat 2018, Cumartesi
Güzel değil batmakla gaib olan bir mahbub.

Çünkü, zevale mahkûm, hakikî güzel olamaz; aşk-ı ebedî için yaratılan ve âyine-i Samed olan kalp ile sevilmez ve sevilmemeli.

......

Bir matlub ki, gurubda gaybubet etmeye mahkûmdur; kalbin alâkasına, fikrin merakına değmiyor, âmâle merci olamıyor, arkasında gam ve kederle teessüf etmeye lâyık değildir. Nerede kaldı ki, kalp ona perestiş etsin ve ona bağlansın kalsın.

......

Bir maksud ki, fenâda mahvoluyor; o maksudu istemem. Çünkü, fânîyim, fânî olanı istemem; neyleyeyim?

......

Bir ma’bud ki, zevalde defnoluyor; onu çağırmam, ona iltica etmem. Çünkü, nihayetsiz muhtacım ve âcizim. Âciz olan, benim pek büyük dertlerime deva bulamaz, ebedî yaralarıma merhem süremez. Zevalden kendini kurtaramayan, nasıl ma’bud olur?

......

Evet, zâhire mübtelâ olan akıl, şu keşmekeş kâinatta perestiş ettiği şeylerin zevalini görmekle, me’yusâne feryat eder ve bâkî bir mahbubu arayan ruh dahi “Lâ uhıbbü’l-âfilîn” [Batıp gidenleri sevmem. (En’am Sûresi: 76.)] feryadını ilân ediyor.

......

İstemem, arzu etmem, takat getirmem müfarakatı.

......

Derakab, zeval ile acılanan mülâkatlar, keder ve meraka değmez, iştiyaka hiç lâyık değildir. Çünkü, zeval-i lezzet elem olduğu gibi, zeval-i lezzetin tasavvuru dahi bir elemdir. Bütün mecazî âşıkların divanları, yani aşknameleri olan manzum kitapları, şu tasavvur-u zevalden gelen elemden birer feryattır. Her birinin, bütün divan-ı eş’arının ruhunu eğer sıksan, elemkârâne birer feryat damlar.

Sözler, On Yedinci Söz, s. 245

LÛ­GAT­ÇE:

âmâl: Emeller, arzular.

âyine-i Samed: Allah’ın isim ve sıfatlarının aynası.

derakab: Hemen, arkasından.

divan-ı eş’ar: Şiirler kitabı.

fenâ: Fanilik, geçicilik.

gaib olmak: Kaybolmak, görünmez olmak.

gaybubet: Görünmez olma, kaybolma.

keşmekeş: Karışıklık.

ma’bud: İbadet edilen; tapınılan.

mahbub: Sevimli, sevgili.

matlub: Talep edilen, arzu edilen.

mülâkat: Kavuşma.

me’yusâne: Ümitsizce.

müfarakat: Ayrılık.

perestiş etmek: Taparcasına sevmek.

zeval-i lezzet: Lezzetin sona ermesi.

***

Risale-i Nur’dan Cezaevi Mektupları

Gençlik hiç şüphe yok ki gidecek

Beşinci Mesele

Gençlik Rehberi’nde izah edildiği gibi, gençlik hiç şüphe yok ki gidecek. Yaz güze ve kışa yer vermesi ve gündüz akşama ve geceye değişmesi kat’iyetinde, gençlik dahi ihtiyarlığa ve ölüme değişecek. Eğer o fânî ve geçici gençliğini iffetle hayrata, istikamet dairesinde sarf etse, onunla ebedî bâkî bir gençliği kazanacağını bütün semavî fermanlar müjde veriyorlar. Eğer sefahete sarf etse, nasıl ki bir dakika hiddet yüzünden bir katl milyonlar dakika hapis cezasını çektirir; öyle de, gayr-i meşrû dairedeki gençlik keyifleri ve lezzetleri, ahiret mes’uliyetinden ve kabir azabından ve zevalinden gelen teessüflerden ve günahlardan ve dünyevî mücazatlarından başka, aynı lezzet içinde o lezzetten ziyade elemler olduğunu aklı başında her genç tecrübe ile tasdik eder.

Meselâ, haram sevmekte bir kıskançlık elemi ve firak elemi ve mukabele görmemek elemi gibi çok arızalar ile, o cüz’î lezzet zehirli bir bal hükmüne geçer. Ve o gençliğin sû-i istimali ile gelen hastalıkla hastahanelere ve taşkınlıklarıyla hapishanelere ve kalp ve ruhun gıdasızlık ve vazifesizliğinden neş’et eden sıkıntılarla meyhanelere, sefahethanelere veya mezaristana düşeceklerini bilmek istersen, git hastahanelerden ve hapishanelerden ve meyhanelerden ve kabristandan sor! Elbette ekseriyetle, gençlerin gençliğinin sû-i istimalinden ve taşkınlıklarından ve gayr-i meşrû keyiflerin cezası olarak gelen tokatlardan eyvahlar ve ağlamalar ve esefler işiteceksin.

Eğer istikamet dairesinde gitse, gençlik gayet şirin ve güzel bir nimet-i İlâhiye ve tatlı ve kuvvetli bir vasıta-i hayrat olarak ahirette gayet parlak ve bâkî bir gençlik netice vereceğini, başta Kur’ân olarak çok kat’î âyâtıyla bütün semavî kitaplar ve fermanlar haber verip müjde ediyorlar.

Madem hakikat budur. Ve madem helâl dairesi keyfe kâfidir. Ve madem haram dairesindeki bir saat lezzet, bazen bir sene ve on sene hapis cezasını çektirir. Elbette gençlik nimetine bir şükür olarak, o tatlı nimeti iffette, istikamette sarf etmek lâzım ve elzemdir.

Şuâlar, On Birinci Şuâ, s. 228

 

 

Okunma Sayısı: 1621
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı