"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hayatı veren ve rızık ile devam ettiren O’dur

Risale-i Nur'dan
10 Temmuz 2017, Pazartesi
ALTINCI KELİME

“Yuhyî”. Yani, hayatı veren O’dur. Ve hayatı rızık ile idame eden de O’dur. Ve levazımat-ı hayatı da ihzar eden yine O’dur. Ve hayatın âlî gayeleri O’na aittir ve mühim neticeleri O’na bakar; yüzde doksan dokuz meyvesi O’nundur.

İşte şu kelime, şöyle fânî ve âciz beşere nida eder, müjde verir ve der:

Ey insan! Hayatın ağır tekâlifini omzuna alıp zahmet çekme. Hayatın fenâsını düşünüp hüzne düşme. Yalnız dünyevî, ehemmiyetsiz meyvelerini görüp, dünyaya gelişinden pişmanlık gösterme. Belki, o sefine-i vücudundaki hayat makinesi, Hayy-ı Kayyum’a aittir. Masarif ve levazımatını O tedarik eder. Ve o hayatın pek kesretli gayeleri ve neticeleri var ve O’na aittir. Sen o gemide bir dümenci neferisin; vazifeni güzel gör, ücretini al, keyfine bak. O hayat sefinesi ne kadar kıymettar olduğunu ve ne kadar güzel fâideler verdiğini ve o sefine sahibi Zatın ne kadar Kerîm ve Rahîm olduğunu düşün, mesrur ol ve şükret. Ve anla ki, vazifeni istikametle yaptığın vakit, o sefinenin verdiği bütün netâic, bir cihetle senin defter-i a’mâline geçer, sana bir hayat-ı bâkiyeyi temin eder, seni ebedî ihya eder.

Mektubat, Yirminci Mektub, s. 267

LÛ­GAT­ÇE:

fenâ: Fanilik, geçicilik.

Hayy-ı Kayyum: Sonsuz hayat sahibi ve her şeyi ayakta tutan Allah.

idame etmek: Devam ettirmek.

ihzar: Hazırlama.

levazımat-ı hayat: Hayat için lazım olanlar.

netâic: Neticeler.

sefine-i vücud: Vücud gemisi.

tekâlif: Yükler, yükümlülükler.

***

Risale-i Nur’dan Cezaevi Mektupları

Musîbet cihetinde yalnız “bugün”ü düşün

(Dünden devam)

Birinci Harb-i Umumî’nin birinci senesinde, Erzurum’da mübarek bir zat müthiş bir hastalığa giriftar olmuştu. Yanına gittim. Bana dedi: 

“Yüz gecedir ben başımı yastığa koyup yatamadım” diye acı bir şikâyet etti.

Ben çok acıdım. Birden hatırıma geldi ve dedim: 

“Kardeşim, geçmiş sıkıntılı yüz günün şimdi sürurlu yüz gün hükmündedir. Onları düşünüp şekva etme. Onlara bakıp şükret. Gelecek günler ise, madem daha gelmemişler; Rabbin olan Rahmanü’r-Rahîm’in rahmetine itimad edip, dövülmeden ağlama, hiçten korkma, ademe vücud rengi verme. Bu saati düşün, sendeki sabır kuvveti bu saate kâfi gelir. Divane bir kumandan gibi yapma ki, sol cenah düşman kuvveti onun sağ cenahına iltihak edip ona taze bir kuvvet olduğu halde, sol cenahındaki düşmanın sağ cenahı daha gelmediği vakitte, o tutar, merkez kuvvetini sağa sola dağıtıp, merkezi zayıf bırakıp, düşman edna bir kuvvetle merkezi harap eder.”

Dedim: “Kardeşim, sen bunun gibi yapma. Bütün kuvvetini bu saate karşı tahşid et. Rahmet-i İlâhiyeyi ve mükâfat-ı uhreviyeyi ve fânî ve kısa ömrünü uzun ve bâkî bir surete çevirdiğini düşün. Bu acı şekva yerinde ferahlı bir şükret.”

O da tamamıyla bir ferah alarak, “Elhamdülillâh” dedi, “Hastalığım ondan bire indi.”

Lem’alar, İkinci Lem’a, s. 25

LÛ­GAT­ÇE:

adem: Yokluk.

bâkî: Sonsuz.

Birinci Harb-i Umumî: I. Dünya Savaşı.

mükâfat-ı uhreviye: Ahiret mükâfatı.

sürurlu: Neşeli, sevinçli.

şekva: Şikâyet.

tahşid etmek: Biriktirmek, yığmak.

Okunma Sayısı: 1727
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı