"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İmanda manevî bir Cennet var

Risale-i Nur'dan
07 Eylül 2018, Cuma
Bu zamanda iki dehşetli hâl var:

Birincisi: Akıbeti görmeyen ve bir dirhem hazır lezzeti ileride bir batman lezzetlere tercih eden hissiyat-ı insaniye akıl ve fikre galebe ettiğinden, ehl-i sefaheti sefahetinden kurtarmanın çare-i yegânesi, aynı lezzetinde elemi gösterip hissini mağlûp etmektir. Ve “Onlar dünya hayatını seve seve ahirete tercih ederler.” [İbrahim Sûresi: 3.] âyetinin işaretiyle, bu zamanda ahiretin elmas gibi nimetlerini, lezzetlerini bildiği hâlde, dünyevî kırılacak şişe parçalarını onlara tercih etmek, ehl-i iman iken ehl-i dalâlete o hubb-u dünya ve o sır için tâbi olmak tehlikesinden kurtarmanın çare-i yegânesi, dünyada dahi Cehennem azabı gibi elemleri göstermekle olur ki, Risale-i Nur o meslekten gidiyor. Yoksa bu zamandaki küfr-ü mutlakın ve fenden gelen dalâletin ve sefahetten gelen tiryakiliğin inadı karşısında, Cenâb-ı Hakk’ı tanıttırdıktan sonra ve Cehennemin vücudunu ispatla ve onun azabıyla insanları fenalıktan, seyyiattan vazgeçirmek; ondan, belki de yirmiden birisi ders alabilir. Ders aldıktan sonra da “Cenâb-ı Hak Gafurü’r-Rahîm’dir, hem Cehennem pek uzaktır” der, sefahetine devam edebilir. Kalbi, ruhu hissiyatına mağlûp olur.

İşte, Risale-i Nur’daki ekser muvazeneler, küfür ve dalâletin dünyadaki elîm ve ürkütücü neticelerini göstermekle, en muannid ve nefisperest insanları dahi o menhus, gayr-i meşru lezzetlerden ve sefahetlerden bir nefret verip, aklı başında olanları tövbeye sevk eder.

O muvazenelerden Altıncı, Yedinci, Sekizinci Söz’lerdeki küçük muvazeneler ve Otuz İkinci Sözün Üçüncü Mevkıfı’ndaki uzun muvazene, en sefih ve dalâlette giden adamı da ürkütüyor, dersini kabul ettiriyor.

(...)

Risale-i Nur’da pek çok muvazenelerle, ehl-i sefahet ve dalâlet, dünyada dahi bir manevî Cehennem içinde azap çektiklerini; ve ehl-i iman ve salâhat, dünyada dahi bir manevî Cennet içinde, İslâmiyet ve insaniyet midesiyle ve imanın tecelliyatıyla ve cilveleriyle, manevî Cennet lezzetleri tadabilir, belki derece-i imanlarına göre istifade edebilirler. Fakat bu fırtınalı zamanın hissi iptal eden ve beşerin nazarını afaka dağıtan ve boğan cereyanlar, iptal-i his nev’inden bir sersemlik vermiş ki, ehl-i dalâlet manevî azabını muvakkaten tam hissedemiyor; ehl-i hidayete dahi gaflet basıyor, hakikî lezzetini takdir edemiyor.

Eski Said Dönemi Eserleri, Hutbe-i Şamiye, s. 232

LÛ­GAT­ÇE:

batman: Yaklaşık 8 kg ağırlığında eski bir ağırlık ölçüsü.

dirhem: 3 Grama denk gelen eski bir ağırlık ölçüsü birimi.

ehl-i sefahet: Dinen yasak şeylere, zevk ve eğlenceye aşırı derecede düşkünlük gösterenler.

hubb-u dünya: Dünya sevgisi.

küfr-ü mutlak: Kesin ve tam bir inkâr.

muannid: İnatçı.

muvazene: Mukayese, karşılaştırma.

nefisperest: Nefsinin haram istekleri doğrultusunda hareket eden kişi.

seyyiat: Kötülükler, günahlar.

yakînen: Kesinlikle.

Okunma Sayısı: 1202
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı