"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Konuşan yalnız hakikattir, hakikat-i imaniyedir

Risale-i Nur'dan
07 Ağustos 2017, Pazartesi
(Dünden devam)

Allah’a binlerce şükürler olsun ki, yirmi sekiz senedir dini siyasete alet ittihamı altında, kader-i İlâhî, ihtiyârım haricinde, dini hiçbir şahsî şeye alet etmemek için, beşerin zalimâne eliyle, mahz-ı adalet olarak beni tokatlıyor, ikaz ediyor; “Sakın,” diyor, “iman hakikatini kendi şahsına alet yapma; tâ ki, imana muhtaç olanlar anlasınlar ki, yalnız hakikat konuşuyor. Nefsin evhâmı, şeytanın desiseleri kalmasın, sussun.”

İşte, Nur Risalelerinin büyük denizlerin büyük dalgaları gibi gönüller üzerinde husûle getirdiği heyecanın, kalblerde ve ruhlarda yaptığı tesirin sırrı budur, başka bir şey değildir. Risale-i Nur’un bahsettiği hakikatlerin aynını binlerce âlimler, yüz binlerce kitaplar daha belîğâne neşrettikleri halde yine küfr-ü mutlakı durduramıyorlar. Küfr-ü mutlakla mücadelede bu kadar ağır şerait altında Risale-i Nur bir derece muvaffak oluyorsa, bunun sırrı işte budur. Said yoktur. Said’in kudret ve ehliyeti de yoktur. Konuşan yalnız hakikattir, hakikat-i imaniyedir.

Madem ki nur-u hakikat, imana muhtaç gönüllerde tesirini yapıyor; bir Said değil, bin Said fedâ olsun. Yirmi sekiz sene çektiğim eza ve cefalar ve maruz kaldığım işkenceler ve katlandığım musîbetler hep helâl olsun. Bana zulmedenlere, beni kasaba kasaba dolaştıranlara, hakaret edenlere, türlü türlü ittihamlarla mahkûm etmek isteyenlere, zindanlarda bana yer hazırlayanlara, hepsine hakkımı helâl ettim.

(Devamı var)

Emirdağ Lâhikası, 289. mektup, s. 411

LÛ­GAT­ÇE:

küfr-ü mutlak: Tam bir dinsizlik, inkârcılık.

mahz-ı adalet: Tam bir adalet.

şerait: Şartlar.

***

Risale-i Nur’dan Cezaevi Mektupları

Madem O var, sana her şey var

 

YİRMİ ÜÇÜNCÜ DEVA

Ey kimsesiz, garip, bîçare hasta! Hastalığınla beraber kimsesizlik ve gurbet, sana karşı en katı kalpleri rikkate getirirse ve nazar-ı şefkati celb ederse, acaba Kur’ân’ın bütün sûrelerinin başlarında kendini “Rahmanü’r-Rahîm” sıfatıyla bize takdim eden ve bir lem’a-i şefkatiyle umum yavrulara karşı umum valideleri, o harika şefkatiyle terbiye ettiren ve her baharda bir cilve-i rahmetiyle zemin yüzünü nimetlerle dolduran ve ebedî bir hayattaki Cennet, bütün mehasiniyle bir cilve-i rahmeti olan senin Hâlık-ı Rahîm’ine imanla intisabın ve O’nu tanıyıp hastalığın lisan-ı acziyle niyazın, elbette senin bu gurbetteki kimsesizlik hastalığın, her şeye bedel O’nun nazar-ı rahmetini sana celb eder.

Madem O var, sana bakar; sana her şey var. Asıl gurbette, kimsesizlikte kalan odur ki, iman ve teslimiyetle O’na intisab etmesin veya intisabına ehemmiyet vermesin.

Lem’alar, s. 343

LÛ­GAT­ÇE:

intisab: Bağlanma.

lem’a-i şefkat: Şefkat parıltısı.

mehasin: Güzellikler.

rikkat: Acıma, şefkat.

Okunma Sayısı: 1772
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı