"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kur’ân-ı Hakîm’in daire-i kudsiyesine girmeli

Risale-i Nur'dan
10 Eylül 2017, Pazar
Sual: Ne için böyle ehemmiyetsiz insanların ehemmiyetsiz amelleri ve şahsî günahları, kâinatın hiddetini celb ediyor?

Elcevap: Bazı risalelerde ve sâbık işaretlerde ispat edildiği gibi, küfür ve dalâlet, müthiş bir tecavüzdür ve umum mevcudatı alâkadar edecek bir cinayettir. Çünkü hilkat-i kâinatın bir netice-i a’zamı, ubudiyet-i insaniyedir ve rububiyet-i İlâhiyeye karşı iman ve itaatle mukabeledir. Halbuki ehl-i küfür ve dalâlet ise, küfürdeki inkârıyla, mevcudatın ille-i gayeleri ve sebeb-i bekaları olan o netice-i a’zamı reddettikleri için, umum mahlûkatın hukukuna bir nevi tecavüz olduğu gibi, umum masnuatın âyinelerinde cilveleri tezahür eden ve masnuatın kıymetlerini âyinedarlık cihetinde âlî eden esma-i İlâhiyenin cilvelerini inkâr ettikleri için, o esma-i kudsiyeye karşı bir tezyif olduğu gibi, umum masnuatın kıymetini tenzil ile, o masnuata karşı bir tahkir-i azîmdir. Hem umum mevcudatın her biri birer vazife-i âliye ile muvazzaf birer memur-u Rabbanî derecesinde iken, küfür vasıtasıyla sukut ettirip, câmid, fânî, manasız bir mahlûk menzilesinde gösterdiğinden, umum mahlûkatın hukukuna karşı bir nevi tahkirdir.

İşte, enva-ı dalâlet, derecatına göre az çok kâinatın yaratılmasındaki hikmet-i Rabbaniyeye ve dünyanın bekasındaki makàsıd-ı Sübhaniyeye zarar verdiği için, ehl-i isyana ve ehl-i dalâlete karşı kâinat hiddete geliyor, mevcudat kızıyor, mahlûkat öfkeleniyor.

Ey cirmi ve cismi küçük ve cürmü ve zulmü büyük ve ayb ve zenbi azîm bîçare insan! 

Kâinatın hiddetinden, mahlûkatın nefretinden, mevcudatın öfkesinden kurtulmak istersen, işte, kurtulmanın çaresi Kur’ân-ı Hakîm’in daire-i kudsiyesine girmektir ve Kur’ân’ın mübelliği olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Sünnet-i Seniyyesine ittibadır. Gir ve tâbi ol!

Lem’alar, On Üçüncü Lem’a,  On Birinci İşaret, s. 167

LÛ­GAT­ÇE:

daire-i kudsiye: Kudsî daire.

hilkat-i kâinat: Kâinatın yaratılması.

ille-i gaye: Gaye, asıl maksat.

netice-i a’zam: En büyük netice.

ubudiyet-i insaniye: İnsana ait kulluk, ibadet.

***

Risale-i Nur’dan Cezaevi Mektupları

Işık güneşi gösterdiği gibi, kâinat da bir Zat-ı Hakîmi gösteriyor

 

Evet, her şeyi kanun ve nizamına itaat ettiren hikmet-i amme; ve her şeyi süslendirip yüzünü güldüren inayet-i şamile; ve her şeyi sevindirip memnun eden rahmet-i vâsia; ve zîhayat her şeyi beslendirip lezzetlendiren rızk-ı umumî-i iaşe; ve her şeyi umum eşyaya münasebettar ve müstefid ve bir derece malik eden hayat ve ihya gibi, kâinatın yüzünü güldüren, ışıklandıran bedihî hakikatler ve vahdanî fiiller, ziya güneşi gösterdiği gibi, bir tek Zat-ı Hakîm, Kerîm, Rahîm, Rezzak, Hayy ve Muhyî’yi bilbedahe gösteriyorlar. Eğer her biri birer bürhan-ı bâhir-i vahdaniyet olan o yüzer geniş fiillerden tek birisi Vahid-i Ehad’e verilmezse, yüzer vecihte muhaller lâzım gelir.

Meselâ, onlardan değil hikmet, inayet, rahmet, iaşe, ihya gibi bedihî hakikatler ve vahdanî deliller, belki yalnız tanzif fiili Kâinat Hâlık’ına verilmezse, o vakit ehl-i dalâletin o meslek-i küfrîsinde lâzım gelir ki, ya tanzifle alâkadar zerreden, sinekten tut, tâ unsurlara, yıldızlara kadar bütün mahlûkatın her biri, koca kâinatın tezyin ve tevzin ve tanzim ve tanzifini bilecek, düşünecek ve ona göre davranacak bir kabiliyette olacak; veyahut Hâlık-ı Âlem’in sıfât-ı kudsiyesi kendisinde bulunacak; veyahut bu kâinatın tezyinat ve tanzifatı ve varidat ve masarifinin muvazenelerini tanzim etmek için, kâinat büyüklüğünde bir meclis-i meşveret bulundurulacak ve hadsiz zerreler, sinekler, yıldızlar o meclisin azaları olacak. Ve hakeza, bunlar gibi hurafeli, safsatalı yüzer muhaller bulunacak, tâ ki her tarafta görünen ve müşahede olunan umumî ve ihatalı ulvî tezyin ve tathir ve tanzif vücud bulabilsin. 

Bu ise, bir muhal değil, belki yüz bin muhal ortaya girer.

(Devamı var)

Lem’alar, Otuzuncu Lem’a (Eskişehir Hapishanesinin Bir Meyvesi),  s. 599

LÛ­GAT­ÇE:

hikmet-i amme: Umumî hikmet.

inayet-i şamile: Her şeyi kaplayan bir inayet, İlâhî yardım.

tanzif: Temizleme.

Zat-ı Hakîm: Her şeyi hikmetle yaratan Allah.

ziya: Işık.

 

Okunma Sayısı: 1394
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı