"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risale-i Nur, küllî bir tahribatı tamir ediyor

Risale-i Nur'dan
07 Aralık 2018, Cuma
Bugünlerde manevî bir muhaverede bir sual ve cevabı dinledim.

Size bir kısa hülâsasını beyan edeyim:

Biri dedi: “Risale-i Nur’un iman ve tevhid için büyük tahşidatları ve küllî teçhizatları gittikçe çoğalıyor. Ve en muannid bir dinsizi susturmak için yüzde birisi kâfi iken neden bu derecede hararetle daha yeni tahşidat yapıyor?”

Ona cevaben dediler: “Risale-i Nur, yalnız bir cüz’î tahribatı, bir küçük haneyi tamir etmiyor, belki küllî bir tahribatı ve İslâmiyeti içine alan dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kal’ayı tamir ediyor. Ve yalnız hususî bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor, belki bin seneden beri tedarik ve teraküm edilen müfsid aletler ile dehşetli rahnelenen kalb-i umumî ve efkâr-ı ammeyi ve umumun, bahusus avam-ı mü’minînin istinadgâhları olan İslâmî esaslar ve cereyanlar ve şeâirler kırılmasıyla bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumîyi, Kur’ân’ın i’cazıyla o geniş yaralarını, Kur’ân’ın ve imanın ilâçları ile tedavi etmeye çalışıyor.

“Elbette böyle küllî ve dehşetli rahnelere ve yaralara hakka’l-yakin derecesinde ve dağlar kuvvetinde hüccetler, cihazlar ve bin tiryak hasiyetinde mücerreb ilâçlar, hadsiz edviyeler bulunmak gerektir ki bu zamanda Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın i’caz-ı manevîsinden çıkan Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber imanın hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inkişafata medardır” diyerek uzun bir mükâleme cereyan etti. Ben de tamamen işittim, hadsiz şükrettim. Kısa kesiyorum.

Bu hâdise münasebetiyle yine bugünlerde hatırıma gelen bir vakıayı beyan ediyorum:

Ben, namaz tesbihatının âhirinde, otuz üç defa Kelime-i Tevhidi zikrederken, birden kalbime geldi ki hadis-i şerifte “Bazen bir saat tefekkür bir sene ibadet hükmüne geçer.” Risale-i Nur’da o saat var; çalış, o saati bul, ihtar edildi. Âdeta ihtiyarsız bir surette, Kur’ân’ın âyetü’l-kübrasının iki tefsiri olan iki âyet-i kübrâ risalelerinden mülâhhas tefekkürî bir tekellüm, tam bir saat devam etti. Baktım, size gönderdiğim Âyetü’l-Kübra Risalesi’nin Birinci Makamın hülâsasından müntehab güzel bir sırrını hülâsa ile, Yirmi Dokuzuncu Lem’a-i Arabiyeden müstahreç nurlu, tatlı fıkralardan terekküb ediyor. Ben kemal-i lezzetle her gün tefekkürle okumaya başladım. Birkaç gün sonra hatırıma geldi ki “Madem Risale-i Nur bu zamanın bir mürşididir, talebelerine bir vird-i ekber olabilir” diye kaleme aldım. Ve bütün risalelerin hususî menbaları, madenleri olan binden ziyade âyât-ı Kur’âniyeyi kendi Kur’ân’ımda, evvelce işaretler koyup bir Hizb-i A’zam-ı Kur’ânî yapmak niyet etmiştim. Şimdi bu Hizb-i A’zam ve bu vird-i ekber, Risale-i Nur mensuplarına bazı eyyam-ı mübarekede okunması için bir zaman size de göndermek hakkınız var. İnşaallah bir zaman sonra size gönderilecek. Bazı kelimelerini tercüme ve bir kısım kayıtlarını tefhim için vakit bulsam, gayet kısa hâşiye gibi bir şeyi yazacağım.

Umum kardeşlerime ve hizmet-i Kur’âniyede bütün arkadaşlarıma hasret ve iştiyak ile binler selâm.

Duâlarınıza muhtaç Said Nursî

Kastamonu Lâhikası, s. 53-54

LÛ­GAT­ÇE:

avam-ı mü’minîn: Mü’minlerin geniş halk tabakası, avam olanları.

Âyetü’l-Kübra: En büyük delil, en büyük âyet; Risale-i Nur’dan 7. Şuâ ve 29. Lem’a-i Arabiyenin bir ismi.

cüz’î: Küçük, az bir parça.

edviye: İlâçlar, devalar.

efkâr-ı amme: Umuma ait düşünce, kamuoyu.

hakka’l-yakin: İmânî meselelerin hakikatini tam olarak anlama; bizzat yaşamak suretiyle kesin bilgiye ulaşma.

hüccet: Delil.

hülâsa: Özet.

i’caz: Mu’cizelik.

inkişafat: İnkişaflar, açılmalar, gelişmeler.

istinadgâh: Dayanak noktası, güvenilecek yer.

kal’a: Kale.

küllî: Umumî, genel, bütün olan.

muhit: İhata eden, kuşatıcı.

muannid: İnatçı, ayak direyen.

muhavere: Konuşma, sohbet etme.

mücerreb: Tecrübe edilmiş, denenmiş.

mülâhhas: Kısaltılmış, özetlenmiş.

rahnelenmek: Zedelenmek, gedik açılmak.

şeair: Dinin alâmetleri, işaretleri.

tahşidat: Yığmalar, biriktirmeler, toplamalar.

teçhizat: Donanım.

tedarik: Hazırlama, sağlama, temin etme.

terakkiyat: İlerlemeler, gelişmeler, yükselişler.

teraküm: Birikme, yığılma, toplanma.

vird-i ekber: En büyük duâ, zikir.

Okunma Sayısı: 1018
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı