"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Siyasetin merhametsiz mukteziyatını feda edebilmek

Risale-i Nur'dan
03 Ağustos 2017, Perşembe
(Dünden devam)

Amma Hazret-i İmam-ı Ali’nin Vak’a-i Sıffin’de Hazret-i Muaviye’nin taraftarlarıyla muharebesi ise, hilâfet ve saltanatın muharebesidir. Yani, Hazret-i İmam-ı Ali, ahkâm-ı dini ve hakaik-ı İslâmiyeyi ve ahireti esas tutup, saltanatın bir kısım kanunlarını ve siyasetin merhametsiz mukteziyatlarını onlara feda ediyordu. Hazret-i Muaviye ve taraftarları ise, hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeyi saltanat siyasetleriyle takviye etmek için, azimeti bırakıp, ruhsatı iltizam ettiler, siyaset âleminde kendilerini mecbur zannedip ruhsatı tercih ettiler, hataya düştüler.

Amma Hazret-i Hasan ve Hüseyin’in Emevîlere karşı mücadeleleri ise, din ile milliyet muharebesi idi. Yani, Emevîler, devlet-i İslâmiyeyi Arap milliyeti üzerine istinad ettirip, rabıta-i İslâmiyet’i rabıta-i milliyetten geri bıraktıklarından, iki cihetle zarar verdiler.

Birisi: Milel-i saireyi rencide ederek tevhiş ettiler.

Diğeri: Unsuriyet ve milliyet esasları, adaleti ve hakkı takip etmediğinden, zulmeder, adalet üzerine gitmez. Çünkü, unsuriyetperver bir hâkim, millettaşını tercih eder, adalet edemez.

“İslâm, Cahiliyetten kalma ırkçılık ve kabileciliği ortadan kaldırmıştır.”* “Müslüman olduktan sonra, Habeşli bir köle ile Kureyşli bir efendi arasında hiçbir fark yoktur.”** ferman-ı kat’îsiyle, rabıta-i diniye yerine rabıta-i milliye ikame edilmez; edilse adalet edilmez, hakkaniyet gider.

İşte, Hazret-i Hüseyin, rabıta-i diniyeyi esas tutup, muhik olarak onlara karşı mücadele etmiş, tâ makam-ı şehadeti ihraz etmiş.

* Mana itibarıyla hadis olup, bu hususta birçok hadis vardır. Meselâ, “İslâm dini kendinden önceki bâtıl davranış ve âdetleri kökünden söküp atar.” (Keşfü’l-Hafa, 1: 127.)

** Mana itibarıyla hadistir. Bu mealde birçok hadis mevcuddur. Meselâ Müsned, 3:338; 4:130, 202; 5:244; Buharî, Ahkâm: 4.

Mektubat, s. 67

LÛ­GAT­ÇE:

ahkâm-ı din: Dinin temel hükümleri, esasları.

hakaik-ı İslâmiye: İslâmın hakikatleri.

ihraz: Kazanma, nâil olma.

makam-ı şehadet: Şehitlik makamı.

milel-i saire: Diğer milletler.

muhik: Haklı, adaletli.

mukteziyat: Mukteziler, gerekler, gereklilikler.

rabıta-i İslâmiyet: İslâmiyet bağı.

tevhiş: Ürkütme, kaçırma.

***

Risale-i Nur’dan Cezaevi Mektupları

Musîbet inşaallah çabuk vazifesini bitirir, gider

 

(Dünden devam)

Sen bir musîbetzede veya işçi ve meşakkatli bir halde olan bir fakirden sor, “Ne haldesin?” Aklı başında ise diyecek ki: “Şükürler olsun Rabbime, iyiyim, çalışıyorum. Keşke çabuk güneş gitmeseydi, bu işi de bitirseydim. Vakit çabuk geçiyor, ömür durmuyor, gidiyor. Vakıa, zahmet çekiyorum; fakat bu da geçer. Her şey böyle çabuk geçiyor” diye, manen ömür ne kadar kıymettar olduğunu, geçmesindeki teessüfle bildiriyor. Demek, meşakkat ve çalışmakla, ömrün lezzetini ve hayatın kıymetini anlıyor. İstirahat ve sıhhat ise, ömrü acılaştırıyor ki, geçmesini arzu ediyor.

Ey hasta kardeş! Bil ki, başka risalelerde tafsilâtıyla kat’î bir surette ispat edildiği gibi, musîbetlerin, şerlerin, hatta günahların aslı ve mayası ademdir. Adem ise şerdir, karanlıktır. Yeknesak istirahat, sükût, sükûnet, tevakkuf gibi hâletler, ademe, hiçliğe yakınlığı içindir ki, ademdeki karanlığı ihsas edip sıkıntı veriyor. Hareket ve tahavvül ise, vücuddur, vücudu ihsas eder. Vücud ise halis hayırdır, nurdur.

Madem hakikat budur; sendeki hastalık, kıymettar hayatı safîleştirmek, kuvvetleştirmek, terakki ettirmek ve vücudundaki sair cihazat-ı insaniyeyi o hastalıklı uzvun etrafına muavenettarâne müteveccih etmek ve Sâni-i Hakîm’in ayrı ayrı isimlerinin nakışlarını göstermek gibi çok vazifeler için, o hastalık senin vücuduna misafir olarak gönderilmiştir. İnşaallah çabuk vazifesini bitirir, gider. Ve afiyete der ki: “Sen gel, benim yerimde daimî kal, vazifeni gör. Bu hane senindir, afiyetle kal.”

Lem’alar, s. 340

LÛ­GAT­ÇE:

adem: Yokluk.

muavenettarâne: Yardımına koştururcasına.

tahavvül: Değişim, hal değiştirme.

teessüf: Eseflenme, üzüntü.

tevakkuf: Durma, durgunluk, durağanlık.

yeknesak: Monoton.

Okunma Sayısı: 1780
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı