Lem'alar - page 138

Hüsrev ve Rüştü kardeşlerimizin fıkraları-
na küçük bir haşiyedir.
Haşiye
:
emirdağ’ında yağmursuzluk zamanında üs-
tadımıza ara sıra benimle hizmet eden Mehmed, Ali, İs-
mail ve ben, üstadımızdan yağmur duasını köylülerin ri-
casıyla istedik. üstadım, bizleri masum çocuklar deyip,
hatırımızı kırmamak için söz verdi. Hem dedi: “Böyle mu-
sibet-i ammeden hususî dua mukabil gelemiyor. Bunun
çaresi risale-i nur’u serbest bırakıp okusunlar ki, bu be-
lâyı def’e vesile olur.”
İkindiden sonra camie gittiği vakit hiçbir bulut yoktu.
Bizim ricamız hatırına geldi.
Hizbü’n-Nuriye’
nin İkinci
Mertebesindeki
p
án
jÉn
Z '
¤n
Yn
h /
¬p
Jn
ór
Mn
h ?/
a /
?p
Oƒo
Lo
h p
܃o
Lo
h '
¤n
Y s
?n
O …/
òs
dG *G s
’p
G n
¬'
dp
G n
p
äÉn
ªp
?n
µp
H o
óp
gÉs
°ûdG t
ƒn
÷r
G p
¬p
Jn
Qr
óo
b p
án
«p
dÉs
©n
a p
án
Yr
ô°o
S ?/
a /
¬p
àn
ªr
Mn
Q p
án
©r
°So
h
(1)
p
QÉn
£r
en
’r
Gn
h p
¥ho
ôo
Ñr
dGn
h p
Oƒo
Yt
ôdGn
h p
ìÉn
jpq
ôdGn
h p
ÜÉn
ës
°ùdG
okurken
(2)
p
?p
ór
ªn
ë
p
H
o
ór
Ys
ôdG o
íu
Ñ°n
ùo
jn
h
ayetini okudu. Aynı kelime-
de iki aydan beri işitmediği kuvvetli ra’d sedası olan gök
gürültüsü başladı. o kelimeden bir miktar sonra, yağmur
alâmeti yokken, bize verdiği söz için
(3)
Ék
ã«/
¨o
e Ék
ãr
«n
Z Én
æp
?r
°Sn
G s
ºo
¡
s
?dn
G
dediği aynı kelimede yağmurun seslerini işitti.
(HaşİYe)
HaşİYe:
güzel bir tevafuktur ki, üstadımız, bu yazdığımızı, içinde ismi
geçen İsmaile, bana tekrar ederken,
Ék
ã«/
¨o
e Ék
ãr
«n
Z Én
æp
?r
°Sn
G s
ºo
¡
s
?dn
G
kelimesini okur-
ken, aynen camideki gibi yağmur şiddetli ses vererek geldiğini gördük.
üstadımız o gün fazla yağmur duasını ettiğini anladık.
Ceylân, İsmail
alâmet:
belirti, iz, işaret.
ayet:
Kur’ân’ın her bir cümlesi.
cevv-i sema:
gökyüzü.
def:
uzaklaştırma.
delâlet etme:
delil yani kanıt ol-
ma, işaret etme.
faaliyeti kudret:
kudretin faaliye-
ti, İlâhî gücün sürekli çalışıp iş yap-
ması.
gayet:
pek çok.
hamd etmek:
Allah’a karşı olan
şükran ve memnuniyetini onu
överek, bildirmek.
haşiye:
dipnot.
Hizbü’n-Nuriye:
Nura özgü hizip,
bazı ayet ve hadislerden oluşan
dua kitabı.
hususî:
özel.
kelimat:
kelimeler.
masum:
suçsuz.
mertebe:
derece, basamak.
mukabil:
karşılık.
musibet-i amme:
umumî mu-
sibet, belâ.
nihayet:
son derece, çok
ra’d:
gök gürültüsü.
seda:
ses.
sür’atli:
hızlı.
şahadet:
şahit olma.
tesbih etmek:
Allah’ı şanına
uygun ifadelerle anmak, iba-
det etmek.
tevafuk:
uygunluk.
vahdet:
birlik.
vesile olmak:
vasıta aracı ol-
mak.
vücub-i vücut:
varlığın zarurî
olması, var olmak için hiç bir
sebebe ihtiyaç olmaması.
vüs’at-i rahmet:
rahmetin
vüs’ati, İlâhî merhametin ge-
niş ve kapsamlı olması.
1.
Bulutlar, rüzgârlar, gök gürültüleri, şimşekler, yağmurlar kelimatının şahadetiyle vahdet için-
deki vücub-i vücuduna ve nihayet derecede sür’atli faaliyet-i kudreti içindeki gayet dere-
cedeki vüs’at-i rahmetine cevv-i semanın delâlet ettiği Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur.
2.
Gök gürültüsü hamd ederek tesbih eder. (Ra’d Suresi: 13.)
3.
Allah'ım, rahmetinle bereketlenmiş olan yağmurdan bize içir.
S
ekizinci
l
em
a
| 138 | Lem’aLar
1...,128,129,130,131,132,133,134,135,136,137 139,140,141,142,143,144,145,146,147,148,...1406
Powered by FlippingBook