Lem'alar - page 186

vakit, üstünde o nur yoktu. Bu kısmın en parlağı, evvel-
kinin en azına mukabil gelmiyordu. Bundan anladım ki,
sünnet-i seniyenin şuaı bir iksirdir. Hem o sünnet, nur is-
teyenlere kâfidir; hariçte nur aramaya ihtiyaç yoktur.”
İşte, böyle hakikat ve şeriatın bir kahramanı olan bir
zatın bu hükmü gösteriyor ki,
sünnet-i seniye, saadet-i dâ-
reynin temel taşıdır ve kemalâtın madeni ve menbaıdır
.
(1)
p
ás
«p
æ°s
ùdG p
ás
æ°t
ùdG n
´Én
Ñu
Jp
G Én
ær
bo
Rr
ôdG s
ºo
¡
s
?dn
G
(2)
n
øj/
óp
gÉs
°ûdG n
™n
e Én
ær
Ño
à`r
cÉn
a n
?ƒo
°Ss
ôdG Én
ær
©n
Ñs
JGn
h n
âr
dn
õr
fn
G BÉ n
ªp
H És
æn
e'
G BÉ n
æs
Hn
Q
OnuncuNükte
(3)
*G o
ºo
µr
Ñp
Ñr
ëo
j /
ʃo
©p
Ñs
JÉn
a %G n
¿ƒt
Ñp
ëo
J r
ºo
àr
æ`o
c r
¿p
G r
?o
b
ayetinde i’cazlı
bir icaz vardır. Çünkü çok cümleler bu üç cümlenin için-
de derç edilmiştir. Şöyle ki:
Şu ayet diyor ki: “Allah’a (celle celâlühü) imanınız var-
sa, elbette Allah’ı seveceksiniz. Madem Allah’ı seversiniz;
Allah’ın sevdiği tarzı yapacaksınız. Ve o sevdiği tarz ise:
Allah’ın sevdiği zata benzemelisiniz. ona benzemek ise,
ona ittiba etmektir. ne vakit ona ittiba etseniz, Allah da
sizi sevecek. zaten siz Allah’ı seversiniz, tâ ki Allah da si-
zi sevsin.”
İşte bütün bu cümleler, şu ayetin yalnız mücmel ve kı-
sa bir mealidir. demek oluyor ki, insan için en mühim,
âlî maksat, Cenab-ı Hakkın muhabbetine mazhar olma-
sıdır. Bu ayetin nassıyla gösteriyor ki, o matlâb-ı âlânın
âli:
yüce.
ayet:
Kur’ân’ın her bir cümlesi.
celle celâlühü:
şanı yüce olan.
Cenab-ı Hak:
Allah.
derç:
içine girme.
evvel:
once.
hakikat:
gerçek.
hariç:
dışarısı.
hüküm:
emir.
icaz:
az sözle çok mana ifade et-
me.
i’caz:
mu’cizeli oluş.
iksir:
bir şeyin kuvvetli, esas mad-
desi.
iman:
itikat, inanç, inanma.
ittiba:
tâbi olma, uyma.
kâfi:
yeter.
kemalât:
kemaller, olgunluklar,
mükemmellikler.
maden:
asıl, kaynak.
maksat:
gaye.
matlab-ı âlâ:
en yüksek talep ve
arzu.
mazhar:
nail olma, şereflen-
me.
meal:
mana, mefhum.
menba:
kaynak.
mukabil:
karşılık.
mücmel:
kısa ve az sözle ifa-
de edilmiş.
mühim:
önemli.
nas:
kesin hüküm.
nur:
aydınlık, ışık.
nükte:
ince söz ve mana.
saadet-i dâreyn:
dünya ve
ahiret mutluluğu.
sünnet:
Hz. Muhammed’in
(asm) Müslümanlara örnek
olan mübarek söz, fiil ve emir-
leri.
Sünnet-i Seniyye:
Hz. Mu-
hammed’in (asm) yüksek hâl,
söz, tavır ve tasvipleri.
şeriat:
Allah tarafından pey-
gamber vasıtasıyla bildirilen,
İlâhî emir ve yasaklara daya-
nan hükümlerin hepsi.
şua:
ışın.
zat:
kişi, şahıs.
1.
Allah’ım, bize sünnet-i seniyeye uymayı nasip eyle.
2.
Ey Rabbimiz! Biz indirdiğin kitaba inandık ve peygambere uyduk. sen de bizi, Senin birliği-
ne ve peygamberinin doğruluğuna şahitlik edenlerle beraber yaz. (Âl-i İmran Suresi: 53.)
3.
De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin. (Âl-i İmran Suresi: 31.)
o
n
B
irinci
l
em
a
| 186 | Lem’aLar
1...,176,177,178,179,180,181,182,183,184,185 187,188,189,190,191,192,193,194,195,196,...1406
Powered by FlippingBook