Lem'alar - page 197

tekemmül eder; o vakit rızkı ona koşmaz ve koşturulmaz.
rızık yerinde durur, der: “gel, beni ara ve bul ve al!” de-
mek rızık, iktidar ve ihtiyâr ile makusen mütenasiptir.
Hatta çok risalelerde beyan etmişiz ki, en ihtiyârsız ve ik-
tidarsız hayvanlar daha iyi yaşıyorlar, daha iyi besleniyor-
lar.
İk i n c i No k t a :
İmkânın envaı var. İmkân-ı aklî, imkân-ı örfî, imkân-ı
adî gibi kısımları vardır. Bir hâdise, eğer imkân-ı aklî da-
iresinde olmazsa reddedilir; imkân-ı örfî dairesinde olmaz-
sa dahi mu’cize olur; fakat kolayca keramet olamaz. eğer
örfen ve kaideten naziri bulunmazsa, şuhut derecesinde
bir bürhan-ı kat’î ile ancak kabul edilir.
İşte, bu sırra binaen, kırk gün ekmek yemeyen seyyid
Ahmed-i Bedevî’nin harikulâde hâlleri imkân-ı örfî daire-
sindedir. Hem keramet olur, hem harikulâde bir âdeti de
olabilir. evet, seyyid Ahmed-i Bedevî’nin acip ve istiğ-
rakkârâne hâllerde bulunduğu, tevatür derecesinde nak-
lediliyor. kırk günde bir defa yemek yemesi vaki olmuş-
tur. Fakat her vakit öyle değil; keramet nev’inden bazı
defa olmuştur. Bir ihtimal var ki, hâlet-i istiğrakıyesi ye-
meye ihtiyaç görmediği için, ona nispeten âdet hükmü-
ne girmiştir. seyyid Ahmed-i Bedevî nev’inden çok evli-
yalardan bu tarz harikalar mevsukan rivayet edilmiş. Ma-
dem Birinci noktada ispat ettiğimiz gibi, müddehar rızık
kırk günden fazla devam eder ve o miktar yememek âde-
ten mümkündür ve mevsukan harika adamlardan o hâl
rivayet edilmiştir; elbette inkâr edilmeyecektir.
Lem’aLar | 197 |
o
n
i
kinci
l
em
a
mu’cize:
benzerini yapmaktan in-
sanların âciz kaldığı şey.
müddehar:
biriktirilmiş, toplanıp
saklanmış.
mümkün:
olabilir.
mütenasip:
münasip, uygun olan.
nakl:
anlatma, söyleme.
nazir:
bakan.
nev:
çeşit, tür.
nispeten:
nispetle, göre.
nokta:
konu ile ilgili önemli bö-
lüm.
örfen:
örfî olarak.
ret:
reddetme, kabul etmeme.
rivayet:
bir haber, söz veya olayı
nakletme.
rızık:
Allah tarafından her canlı için
ayrılmış ve takdir edilmiş olan ni-
met.
sır:
gizli hakikat.
şuhut:
şahit olma, müşahede et-
me.
tarz:
biçim, şekil.
tekemmül:
olgunlaşma.
tevatür derecesi:
yalanda birleş-
meleri imkânsız olan insanların
verdiği kesin haber.
vâki:
vuku bulan, olan.
acip:
şaşılan ve hayret uyan-
dıran şey.
âdet:
usul, alışkanlık.
beyan:
açıklama, anlatma,
izah etme.
binaen:
-den dolayı.
bürhan-ı kat’î:
kat’î, kesin de-
lil.
derece:
mertebe.
enva:
çeşitler, türler.
evliya:
velîler, Allah dostları.
hâdise:
olay.
hâl:
durum.
hâlet-i istiğrakiye:
kendinden
geçip dünyayı unutma, mane-
vî bir sarhoşluk hâline girme.
harika:
olağanüstü.
harikulâde:
olağanüstü.
hükmüne:
değerine.
ihtimal:
olabilirlilik.
ihtiyaç:
gereklilik.
ihtiyarsız:
elinde olmadan.
iktidar:
güç yetme, bir işi ger-
çekleştirmek için gereken
kuvvet.
imkân:
olabilirlik.
imkân-ı âdi:
her zaman ola-
bilen.
imkân-ı aklî:
aklen mümkün
olma.
imkân-i örfî:
bir şeyin olabi-
lirliğinin genel kabul görmesi.
inkâr:
reddetme, inanmama.
ispat:
doğruyu delil göstere-
rek meydana koyma.
istiğrakkârâne:
vecd içinde,
İlâhî aşka dalmış gibi.
kaideten:
kural olarak.
keramet:
Allah’ın velî kulların-
da görülen olağanüstü hâller.
kısım:
bölüm, parça.
makusen:
birbirine ters ola-
rak.
mevsukan:
güvenilir ve sağ-
lam şekilde.
1...,187,188,189,190,191,192,193,194,195,196 198,199,200,201,202,203,204,205,206,207,...1406
Powered by FlippingBook