Lem'alar - page 306

SeKİZİNCİ NOta
ey sa’y ve ameldeki lezzet ve saadeti bilmeyen tembel
insan! Bil ki, Cenab-ı Hak, kemal-i kereminden, hizme-
tin mükâfatını hizmet içinde derç etmiştir. Amelin ücreti-
ni nefs-i amel içine koymuştur. İşte bu sır içindir ki, mev-
cudat, hatta bir nokta-i nazarda camidat dahi, evamir-i
tekviniye tabir edilen hususî vazifelerinde, kemal-i şevkle
ve bir çeşit lezzetle evamir-i rabbaniyeyi imtisal ederler.
Arıdan, sinekten, tavuktan tut, tâ şems ve kamere kadar
her şey kemal-i lezzetle vazifesine çalışıyorlar. demek hiz-
metlerinde bir lezzet var ki, akılları olmadığından akıbeti
ve neticeleri düşünmeden, mükemmel vazifelerini ifa edi-
yorlar.
Eğer desen:
Zîhayatta lezzet kabildir. Cemadatta
nasıl şevk ve lezzet olabilir?
Elcevap:
Cemadat kendi hesaplarına değil, onlarda
tecelli eden esma-i İlâhiye hesabına bir şeref, bir makam,
bir kemal, bir güzellik, bir intizam isterler, arıyorlar. o
vazife-i fıtriyelerinin imtisalinde, nurü’l-envar’ın isimleri-
ne birer makes, birer âyine hükmüne geçtiğinden, tenev-
vür eder, terakki eder. Meselâ, nasıl ki bir katre su, bir
zerrecik cam parçası, zatında ziyasız, ehemmiyetsiz iken,
safî kalbiyle güneşe yüzünü çevirse, o vakit o ehemmiyet-
siz, ziyasız katre ve cam parçası, güneşin bir nevi arşı
olup, senin yüzüne de tebessüm eder. İşte bu misal gibi,
zerrat ve mevcudat, cemal-i mutlak ve kemal-i mutlak
sahibi olan zat-ı zülcelâl’in isimlerine vazifeperverlik
akıbet:
sonuç, netice.
amel:
fiil, iş.
arş:
taht.
âyine:
ayna.
camidat:
camit varlıklar, cansızlar.
cemadat:
cansızlar, cansız yara-
tıklar.
cemal-i mutlak:
sonsuz ve kusur-
suz güzellik.
derç:
sokma.
ehemmiyet:
önem.
ehemmiyetsiz:
önemsiz.
esma-i İlâhiye:
Allah’ın isimleri.
evamir-i rabbaniye:
Rabbimizin
emirleri, terbiye ve idare edici ka-
nunları.
evamir-i tekviniye:
Allah’ın tabi-
atta geçerli olan emir ve kanunla-
rı.
hususî:
özel.
hükmüne:
değerine, yerine.
ifa:
yerine getirme.
imtisal:
emre tamamen uyma.
intizam:
düzgünlük, nizam.
kabil:
mümkün, ihtimal dairesin-
de.
kamer:
ay.
katre:
damla.
kemal:
olgunluk, tam ve eksiksiz
olma, mükemmellik.
kemal-i kerem:
ihsanın mükem-
meli, tam bir ikram edicilik.
kemal-i lezzet:
lezzetin mükem-
melliği, tam ve mükemmel lezzet.
kemal-i mutlak:
her yönüyle mü-
kemmel olan.
kemal-i şevk:
tam ve kusursuz
bir istek.
makam:
manevî mevki.
ma’kes:
bir şeyin yansıdığı yer, ay-
o
n
Y
edinci
l
em
a
| 306 | Lem’aLar
na.
meselâ:
örneğin.
mevcudat:
var olan her şey,
mahlûklar.
misal:
örnek.
mükâfat:
ödül.
mükemmel:
kemal bulmuş,
noksansız, tam.
nefs-i amel:
amelin kendisi,
amelin ta kendisi.
netice:
sonuç.
nevi:
çeşit, tür
nokta-i nazar:
bakış açısı.
nota:
işaret.
Nurü’l-envar:
nurların nuru,
nurların aydınlığı.
saadet:
mutluluk.
safî:
saf olan, temiz.
sa’y:
çalışma, çabalama, gay-
ret etme.
şems:
güneş.
şeref:
manevî büyüklük, yü-
celik.
şevk:
şiddetli arzu, aşırı istek
ve heves.
tabir:
ifade.
tebessüm:
gülümseme.
tecelli:
belirme, görünme.
tenevvür:
nurlanma, parlama.
terakki:
yükselme, ilerleme.
vazife:
görev.
vazife-i fıtriye:
yaratılışa ait
vazife.
vazifeperver:
vazife sever, ça-
lışmayı sever.
zat:
kendi, öz.
Zat-ı Zülcelâl:
celâl ve büyük-
lük sahibi zat, Allah.
zerrat:
zerreler.
zîhayat:
hayat sahibi.
ziya:
ışık.
1...,296,297,298,299,300,301,302,303,304,305 307,308,309,310,311,312,313,314,315,316,...1406
Powered by FlippingBook