Lem'alar - page 362

civanmertlik ve israf altında, eğer vazgeçilmeseydi, bir
dilencilik ve gayrin eline tamahkârâne ve muntazırâne
bakmak gibi, hıssetten çok aşağı bir hâleti netice verirdi.
aLtıNCı NüKte
İktisat ve hıssetin çok farkı var. tevazu, nasıl ki ahlâk-ı
seyyieden olan tezellülden manen ayrı ve sureten benzer
bir haslet-i memduhadır. Ve vakar, nasıl ki kötü haslet-
lerden olan tekebbürden manen ayrı ve sureten benzer
bir haslet-i memduhadır. öyle de, ahlâk-ı âliye-i peygam-
beriyeden olan ve belki kâinattaki nizam-ı hikmet-i İlâhi-
yenin medarlarından olan iktisat ise, sefillik ve bahîllik ve
tamahkârlık ve hırsın bir halitası olan hısset ile hiç müna-
sebeti yok. Yalnız sureten bir benzeyiş var. Bu hakikati
teyit eden bir vakıa:
sahabenin Abâdile-i seb’a-i meşhuresinden olan Ab-
dullah ibni ömer Hazretleri ki, Halife-i resulullah olan
Faruk-i Azam Hazret-i ömer’in (
rA
) en mühim ve büyük
mahdumu ve sahabe âlimlerinin içinde en mümtazların-
dan olan o zat-ı mübarek çarşı içinde, alış verişte, kırk
paralık bir meseleden, iktisat için ve ticaretin medarı
olan emniyet ve istikameti muhafaza için şiddetli müna-
kaşa etmiş. Bir sahabe ona bakmış. rûy-i zeminin hali-
fe-i zîşanı olan Hazret-i ömer’in mahdumunun kırk pa-
ra için münakaşasını acip bir hısset tevehhüm ederek, o
imamın arkasına düşüp, ahvalini anlamak ister.
Baktı ki, Hazret-i Abdullah hane-i mübareğine girdi.
kapıda bir fakir adam gördü. Bir parça eğlendi, ayrıldı,
abâdile-i Seb’a-i meşhure:
yedi
Abdullah’lar ismiyle meşhur olan
Sahabeler.
acip:
tuhaf, hayret veren, şaşılacak
şey.
ahlâk-ı âliye-i Peygamberiye
:
Peygambere ait üstün ahlâk, Pey-
gamberimizin üstün ahlâkı.
ahlâk-ı seyyie:
çirkin ahlâk, kötü
huylar.
ahval:
hâller, durumlar.
âlim:
bilgin.
bahillik:
cimrilik, hayırlı işlere ma-
lını harcamamak.
civanmert:
mert, özü sözü sağ-
lam, iyilik sever.
emniyet:
eminlik, güvenlik.
Faruk-ı azam:
hak ile batılı birbi-
rinden ayıran manasında Hz.
Ömer’in bir ismi.
gayr:
başka, öteki.
hakikat:
gerçek, doğru.
hâlet:
hâl, durum.
Halife-i resulullah:
Allah’ın Resu-
lünün halifesi.
halife-i zîşan:
şan ve şeref sahibi
olan halife.
halita:
karma olan, karışım.
hane-i mübarek:
hayırlı, mübarek
ev.
haslet:
güzel huy, iyi özellik.
haslet-i memduha:
övülmüş ah-
lâk, methedilmiş huy ve özellik.
hırs:
sonu gelmeyen istek, aşırı
tutku.
hısset:
hasislik, cimrilik, pintilik.
iktisat:
tutumluluk, gereğinden
fazla, ya da noksan harcamaktan
kaçınma.
imam:
bir ilimde sözü delil kabul
edilebilecek derecede derin ve ge-
niş bilgi sahibi olan âlim.
israf:
ihtiyaçtan fazlasını harcama,
savurganlık.
istikamet:
doğruluk, dürüstlük.
kâinat:
bütün âlemler, varlıklar,
evren.
mahdum:
oğul, evlât.
manen:
mana bakımından, ma-
nevî yönden, manaca.
medar:
dayanak noktası, kaynak,
vesile.
o
n
d
okuzuncu
l
em
a
| 362 | Lem’aLar
mesele:
konu.
muhafaza:
koruma.
muntazırâne:
bekleyerek,
beklenti içinde.
mühim:
önemli.
mümtaz:
seçkin.
münakaşa etmek:
sözlü ola-
rak karşılıklı tartışmak.
münakaşa:
sözlü tartışma.
münasebet:
alâka, ilgi, yakın-
lık.
nizam-ı hikmet-i İlâhiye:
Ce-
nab-ı Hakkın hikmetiyle bu
âleme yerleştirdiği faydalı dü-
zen.
nükte:
ince ve derin manalı
söz.
rûy-i zemin:
yeryüzü.
Sahabe:
Peygamberimiz Hz.
Muhammed’in mübarek yü-
zünü görmekle şereflenen ve
onun sohbetlerine katılan
mü’min kimse.
sefillik:
sefalet çekme, aşırı
yoksulluk, düşkünlük.
sureten:
suret olarak, görünüş
bakımından.
tamahkârâne:
cimrice, aç
gözlülük yaparak.
tamahkârlık:
aç gözlülük.
tekebbür:
kibirlenme, kendini
büyük sayma.
tevazu:
alçak gönüllülük.
tevehhüm etmek:
evham,
kuşku ve kuruntuya kapılmak.
teyit eden:
destekleyen, kuv-
vet veren, doğrulayan.
tezellül:
zillete katlanma, aşa-
ğılanma.
vakar:
ağırbaşlılık; değer, say-
gınlık, ve şerefi koruma.
vakıa:
olay, hâdise.
zat-ı mübarek:
mübarek kişi,
hayırlı insan.
1...,352,353,354,355,356,357,358,359,360,361 363,364,365,366,367,368,369,370,371,372,...1406
Powered by FlippingBook