Lem'alar - page 557

bir gafletle, risale-i nur’un teselli verici ve medet edici
nurlarına bakmayarak, doğrudan doğruya kalbime bak-
tım ve ruhumu aradım. gördüm ki, gayet kuvvetli bir
aşk-ı beka ve şedit bir muhabbet-i vücut ve büyük bir iş-
tiyak-ı hayat ve hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir fakr, ben-
de hükmediyordu. Hâlbuki müthiş bir fenâ, o bekayı
söndürüyor. o hâletimde, yanık bir şairin dediği gibi de-
dim:
Dil bekası, Hak fenâsı istedi mülk-i tenim,
Bir devasız derde düştüm, ah, ki Lokman bîhaber.
Me’yusâne başımı eğdim. Birden,
(1)
o
?«/
cn
ƒr
dG n
ºr
©p
fn
h *GÉn
æo
Ñ°r
ùn
M
imdadıma geldi, “Beni dikkatle
oku” dedi. Ben de günde beş yüz defa okudum. okuduk-
ça, yalnız ilmelyakîn ile değil, aynelyakîn ile çok kıymet-
tar envarından dokuz mertebe-i hasbiye bana inkişaf etti.
B
İrİNCİ
m
erteBe-İ
N
UrİYe-İ
H
aSBİYe
:
Bendeki aşk-ı
beka, bendeki bekaya değil, belki sebepsiz ve bizzat
mahbup olan kemal-i mutlak sahibi zat-ı zülkemal’in ve
zülcelâl’in bir isminin bir cilvesinin, mahiyetimde bir göl-
gesi bulunduğundan, fıtratımda o kâmil-i Mutlak’ın varlı-
ğına ve kemaline ve bekasına müteveccih olan muhabbet-i
fıtriye, gaflet yüzünden yolunu şaşırmış, gölgeye yapışmış,
âyinenin bekasına âşık olmuştu.
o
?«/
c n
ƒr
dG n
ºr
©p
fn
h *GÉn
æ``` o
Ñ°r
ùn
M
geldi, perdeyi kaldırdı. gördüm ve hissettim ve hakkalya-
kîn zevk ettim ki, bekamın lezzeti ve saadeti, aynen ve
daha mükemmel bir tarzda Bâkî-i zülkemal’in bekasına
Lem’aLar | 557 |
Y
irmi
a
lTıncı
l
em
a
recesinde sevmek.
Kâmil-i mutlak:
tam, noksansız,
eksiksiz, tam mükemmel.
kemal:
olgunluk, yetkinlik, mü-
kemmellik.
kemal-i mutlak:
her yönüyle mü-
kemmel olan.
kıymettar:
değerli, kıymetli.
Lokman:
peygamber olup olma-
dığı kesin olmayan, öğütleri, ahlâkî
ve tıbbî sözleri ile tanınan büyük
bir zat.
mahbup:
sevgili.
mahiyet:
bir şeyin aslı, esası, ha-
kikati.
medet:
inayet, yardım.
mertebe-i hasbiye:
“Hasbünal-
lahü ve ni’me’l-vekîl” ayetinin
mertebeleri, dereceleri.
mertebe-i nuriye-i hasbiye:
Has-
bünallahü ve ni’me’l-vekîl (Allah
bize yeter, o ne güzel vekildir)
ayetinin mertebesi, derecesi.
me’yusâne:
ümitsizce, üzülerek.
muhabbet-i fıtriye:
yaratılıştan
var olan sevgi.
muhabbet-i vücut:
var olma sev-
gisi.
mülk-i tenim:
vücut, beden
mülkü.
müteveccih:
yönelen.
nihayetsiz:
sonsuz.
nur:
aydınlık, ışık.
perde:
örtü.
rab:
yaratan, büyüten, terbiye
eden Allah.
risale-i Nur:
: Nur Risalesi, Bedi-
üzzaman Said Nursî’nin eserlerinin
adı.
ruh:
hayatın temeli ve sebebi olan
manevî varlık.
saadet:
mutluluk.
şedit:
şiddetli.
tarz:
biçim, suret.
teselli:
avunma.
Zat-ı Zülcelâl:
sonsuz büyüklük,
ululuk, yücelik ve haşmet sahibi
olan Allah’ın bir ismi.
Zat-ı Zülkemal:
sonsuz kemal ve
olgunluk sahibi olan Zat.
acz:
zayıflık, güçsüzlük.
aşk-ı beka:
ebedî hayat aşkı,
sonsuzluk aşkı.
âyine:
ayna.
aynelyakîn:
gözle görür dere-
cede inanma.
Bâkî-i Zülkemal:
sonsuz olan
ve sınırsız mükemmellik sahibi
olan Allah.
beka:
bâkîlik, ebedîlik.
bîhaber:
habersiz.
bizzat:
şahsen.
cilve:
tecelli.
deva:
ilâç, çare.
envar:
nurlar, ışıklar.
fakr:
fakirlik, muhtaçlık.
fenâ:
insanın maddî varlığın-
dan sıyrılarak Hakka ulaşması.
fenâ:
son bulma, ölümlülük.
fıtrat:
yaratılış, tabiat.
gaflet:
gafillik, duyarsızlık,
tembellik.
gayet:
son derece.
hadsiz:
sınırsız, sonsuz.
Hak:
varlığı hak olan ve her
hakkın sahibi olan Allah.
hakkalyakîn:
bizzat yaşar de-
recesinde bilme, inanma.
hâlbuki:
oysa ki.
hâlet:
hâl.
hükmetmek:
hâkim olma.
ilmelyakîn:
ilim yoluyla kesin
olarak bilmek.
imdat:
yardım.
inkişaf:
açılma, keşfolunma.
iştiyak-ı hayat:
hayatı aşk de-
1.
Allah bize yeter; O ne güzel vekildir. (Âl-i İmran Suresi: 173.)
1...,547,548,549,550,551,552,553,554,555,556 558,559,560,561,562,563,564,565,566,567,...1406
Powered by FlippingBook