Lem'alar - page 956

şimdi, ism-i
Adl’
in cilve-i azamı arkasından, Birinci
nüktede izah edildiği gibi, ism-i
Kuddüs’
ün cilve-i azamı-
na bak ki, kâinatın bütün mevcudatını öyle temiz, pak,
safî, güzel, süslü, berrak yapar gösterir ki, bütün kâinata
ve bütün mevcudata
Cemîl-i Mutlak’
ın hadsiz derecede
cemal-i zatîsine lâyık ve nihayetsiz güzel olan esma-i Hüs-
nasına münasip olacak güzel âyineler şeklini vermiştir.
elhâsıl, İsm-i Azamın bu altı ismi ve altı nuru, kâinatı
ve mevcudatı ayrı ayrı güzel renklerde, çeşit çeşit nakış-
larda, başka başka ziynetlerde bulunan yaldızlı perdeler
içinde mevcudatı sarmıştır.
Beşinci şuaın İkinci Meselesi:
kâinata tecelli eden kay-
yumiyetin cilvesi vahidiyet ve celâl noktasında olduğu gi-
bi, kâinatın merkezi ve medarı ve zîşuur meyvesi olan in-
sanda dahi, kayyumiyetin cilvesi, ehadiyet ve cemal nok-
tasında tezahürü var. Yani, nasıl ki kâinat sırr-ı kayyumi-
yetle kaimdir; öyle de, ism-i
Kayyum’
un mazhar-ı ekmeli
olan insan ile, bir cihette kâinat kıyam bulur. Yani, kâ-
inatın ekser hikmetleri, maslahatları, gayeleri insana bak-
tığı için, güya insandaki cilve-i kayyumiyet, kâinata bir di-
rektir.
evet,
Zat-ı Hayy-ı Kayyum
, bu kâinatta insanı irade et-
miş ve kâinatı onun için yaratmış denilebilir. Çünkü in-
san, camiiyet-i tamme ile bütün esma-i İlâhiyeyi anlar,
zevk eder. Hususan rızıktaki zevk cihetiyle pek çok es-
ma-i Hüsnayı anlar. Hâlbuki melâikeler onları o zevkle bi-
lemezler.
âyine:
ayna.
berrak:
pek parlak, duru.
camiiyet-i tamme:
tam ve mü-
kemmel bir bütünlük hâlinde.
Celâl:
sonsuz büyüklük haşmet,
yücelik olma.
Cemal:
güzellik.
cemal-i zatî:
(Allah’ın) zatına mah-
sus güzellik.
Cemîl-i mutlak:
her şeyiyle güzel
olan Cenab-ı Allah.
cihet:
yön.
cilve:
görüntü, tecelli.
cilve-i azam:
en büyük görüntü,
tecelli.
cilve-i kayyumiyet:
bütün eşya
ve kâinatı ayakta tutan İlâhî kud-
retin tecellisi, cilvesi.
ekser:
pek çok.
elhâsıl:
netice itibarıyla.
esma-i Hüsna:
Allah’ın güzel isim-
leri.
esma-i İlâhîye:
Allah’ın isimleri.
gaye:
maksat.
güya:
sanki.
hadsiz:
sınırsız, sonsuz.
hâlbuki:
oysa ki.
hikmet:
fayda, gaye; her şeyin be-
lirli gayelere yönelik olarak, ma-
nalı, faydalı ve tam yerli yerinde
yaratılması.
hususan:
özellikle.
irade:
dileme, isteme.
ism-i adl:
Cenab-ı Hakkın adaletle
hükmetme manasındaki Adl ismi.
İsm-i azam:
Cenab-ı Hakkın bin
bir isminden en büyük ve manaca
diğer isimleri kuşatmış olanı.
ism-i Kayyum:
İsm-i Kayyum: var-
lığı ve diriliği her an için olup, gök-
leri ve yerleri her an için tutan,
daimî her şeye her hususta iktidarı
olan anlamında Cenab-ı Hakkın bir
ismi.
ism-i Kuddüs:
Cenab-ı Hakkın kâi-
nattaki her şeyi temiz olmasını
sağlayan, kusur ve noksanlıklar-
o
Tuzuncu
l
em
a
| 956 | Lem’aLar
dan uzak olan anlamında ismi.
izah:
açıkça anlatma.
kaim:
ayakta duran.
kâinat:
bütün âlemler, varlık-
lar.
kayyumiyet:
ezelî ve ebedî
olarak kendi varlığı ile bütün
yarattıklarının da varlığını sağ-
lama hâli.
kıyam:
ayakta durma, varlığı
devam ettirme.
lâyık:
yakışır, uygun.
maslahat:
faydalı iş.
mazhar-ı ekmel:
en mükem-
mel şekilde görünme yeri.
medar:
yörünge, dayanak
noktası.
melâike:
melekler.
mesele:
önemli konu.
mevcudat:
var olan her şey,
mahlûklar.
münasip:
uygun.
nakış:
süs.
nihayetsiz:
sonsuz.
nükte:
ince söz ve mana.
perde:
örtü.
rızık:
yiyecek, içecek şey.
safî:
saf olan, duru.
sırr-ı kayyumiyet:
Allah’ın her
şeyi kendi varlığıyla ayakta
tutmasının sırrı.
tecelli:
görünme, belirme.
tezahür:
zuhur etme, gö-
rünme.
vahidiyet:
Cenab-ı Hakkın her
şeyde birden görülen birlik te-
cellisi.
Zat-ı Hayy-ı Kayyum:
varlığı,
diriliği her an için olup gökleri
ve yerleri her an için tutan;
her şeye, her hususta iktidarı
yeten zat, Allah.
zîşuur:
şuurlu.
ziynet:
süs.
1...,946,947,948,949,950,951,952,953,954,955 957,958,959,960,961,962,963,964,965,966,...1406
Powered by FlippingBook