"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Babamın başına gelenler kimsenin başına gelmesin

16 Eylül 2017, Cumartesi 00:17
Tutuklu Yargıtay Üyesi Mustafa Erdoğan ağır hastalığına rağmen bilinci kapanıncaya kadar tahliye edilmedi ve daha sonra tahliye edildiğini bile öğrenemeden vefat etti. Kızı Buket Erdoğan ise babasının başına gelenlerin bir daha yaşanmaması için mücadele edeceğini söyledi.

Yüzde 85 felçli olan, 9 ay boyunca bir hastanenin mahkûm koğuşunda tutuklu yargılanan ve bilinci kapanana kadar çocuklarıyla bile görüştürülmeyen Yargıtay üyesi Mustafa Erdoğan 22 Ağustos’ta vefat etti. 12 Ağustos’ta bilinci kapanan Erdoğan’ın bu durumuna rağmen 4 gün daha 16 Ağustosa kadar tutukluğu devam etti. Kızının ifadesiyle, “Deyim yerindeyse elimizde kalmasın diyerek serbest bıraktılar.” Mustafa Erdoğan serbest bırakıldığını öğrenemeden vefat etti. Erdoğan’ın kızı Buket Erdoğan yaşadıkları süreci gazetemize anlattı. Buket Erdoğan, “Aylarca babama sarılamadım. Onu gördüğümdeyse bilinci açık değildi” derken yaşadıkları acı olayın örnek olmasını ve aynı durumda olan diğer hasta mahkûmların durumlarının incelenmesini vicdanlı olan herkesten istiyor. 

Buket Hanım bize kısaca babanızın gözaltı ve tutuklanma sürecini anlatabilir misiniz? Suçlamalar nelerdi? Ne kadar süre cezaevinde kaldı?

Babam ‘FETÖ/PDY’ silâhlı terör örgütüne üye olmakla suçlanıyordu. 16 Temmuzda hakkında yakalama kararı çıktı. Ancak bu yakalama kararını evimize polisler gelene kadar bilmiyorduk. Bizim silâhla ve terör örgütleriyle bir alâkamız olmadığı için saatlerce her yeri  arayıp delil olabilecek hiçbir şey bulamadılar. Annem ve babam o sırada evde olmadığı için babamı tutuklayamadılar. Birkaç saat sonra annem geldi. Annem geldiğinde de komşularımız çocuklarının gözleri önünde kelepçelenerek araçlara bindiriliyordu. Bu korkunç muameleyi babama ilettik. Evinde sıradan bir hayat süren yüksek yargıçlara yapılan muamele uygunsuzdu. Babama ilettiğimizde tutuklama kararı varsa bile usûlünün bu şekilde olmaması gerektiğini belirtti. 

İntikam için yakalama ve tutuklama kararı çıkarıldı.

Tutuklanan komşularımızın her biri için yeni kurallar ortaya çıkıyordu. Kimisi avukatıyla dahi görüştürülmüyor, kimisinin nereye götürüldüğü ailesine bile haber verilmiyordu. Böyle bir durumda babam bizim güvenliğimizden emin olmak amacıyla teslim olmadı. Süreci takip etmeye karar verdi. Yazdığı mektupta, “Yapılan idarî ve adlî işlemlerin hukuksuzluğu bundan sonra da sadece intikam alınacağını göstermektedir. Çünkü: Yargıtay üyelerinin görevlerine son verilemeyeceği, kendileri istemedikçe emekli edilemeyecekleri, Yargıtay Kanunu ve Anayasadan hüküm altına alınmasına karşın bu yasaya aykırı olarak Yargıtay üyeliği sıfatım kaldırılmadan Ankara Cumhuriyet Savcısı tarafından yakalama kararım çıkarılmıştır. Hakkımda tutuklama ve yakalamayı gerektiren şüphe ve delil bulunmadığı halde önyargıyla hareket edilerek sadece aleyhte deliller toplanmaya çalışılıp gerçeği ortaya çıkarmak için değil, intikam için yakalama ve tutuklama kararı çıkarılmıştır’’ demişti. 

Yoğun bakımdan çıkana kadar polisler kapıda nöbet tuttu. 

15 Temmuz sonrasından Aralık ayına kadar babam teslim olmadı baş ağrılarının tedavisiyle ilgilendi. Ağrılar şiddetlendiğinde özel bir merkezde çektirdiğimiz emar sonucuna göre doktorun söyledikleri bizi oldukça endişelendirdi. Acilen ameliyat olması gerekiyordu. Beynindeki tümörün hayatını her dakika tehlikeye attığını söylediler. 20 Aralık günü özel bir hastanede ameliyat oldu. Babam iyileşeceğini umarak ameliyata gitmişti. Sonraki süreçte tutuklu yargılanmanın devam etmesi ihtimali için cezaevine gidersem diye hem hastane çantası hem de cezaevi çantası hazırlamıştı. Hastaneye kendi kimlik bilgileriyle giriş yaptı. Bunun kaçmak isteyen birinin yapmayacağı bir hareket olduğunu herkesin bildiğinden eminim. Hastaneye yatış yaptığında hakkında tutuklama kararı olduğu için polislerin bundan haberdar olacağından da emindik. Bizim düşündüğümüz şey babamın sağlığıydı. Ameliyat sonrası babamda yüzde 85 felç vardı. Hayatî tehlike her zaman için devam etmekteydi. Yoğun bakımdan çıkana kadar polisler kapıda nöbet tuttu. Yoğun bakımdan sonra servise alındı, ancak polisler babamın ameliyat olduğu hastanede kalmasına izin vermediler. Babamı hiçbir açıklama yapmadan Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde bulunan mahkûm koğuşuna sevk ettiler. 

Savcı itiraz etti. Hâkim olan eşi itirazı kabul etti

Penceresiz demir parmaklıklı bir hücrede 30 Aralıktan 1 Şubata kadar hiçbir açıklama yapılmadan ve suçunun ne olduğu kendisine söylenmeden kaldı. 1 Şubat günü savcı hastanedeki hücrede ifadesini aldı. Babam ifadesini verirken doktorlar bile endişelenip her an tetikte bekledi. Ağır bir ameliyat geçirdiği için dikkati dağılmakta ve konuşma zorluğu çekmekteydi. Bu yüzden sık sık ara veriyordu. Savcı,  aldığı ifade sonrasında tutuklama istemiyle mahkemeye sevk etti. Aynı gün hastane odasına gelen hâkim bu tutuklama istemini kaçma şüphesi yoktur diyerek reddetti. Babam ancak o gün normal bir hastane odasına gidebildi. 3 Şubat günü savcının yaptığı itiraz üzerine nöbetçi hâkim olan karısı geldi. Ve bu itirazı kabul etti. O gün onkoloji katındaki odasından mahkûm koğuşuna geri gönderildi. Özgürlüğü sadece 2 gün sürdü. O günden sonra tutuksuz yargılanma talepleri hep reddedildi. 

Raporlar görmezden gelindi, Babam 9 ay boyunca o hücrede kaldı

Doktorların hayati tehlikeye dair yazdığı raporlar görmezden gelindi. Kemoterapi ve ışın tedavisi gören, felçli, kaçma şüphesi bile olmayan bir hastanın tutuksuz yargılanmasına hukuk sistemimiz (!) izin vermedi. Babam 9 ay boyunca o hücrede kaldı. Doktorlar kontrole geldiklerinde gardiyanların 4 tane kilitli kapıyı açmalarını bekliyordu. Hayatını tek başına sürdüremediği için annem refakatçi kalıyordu. Ancak bu refakatçi bahane edilerek çocuklarıyla görüştürülmesine izin verilmedi. Aylarca temiz havaya çıkmadan pencere görmeden o hücrede yaşama savaşı verdi. 12 Ağustosta yoğun bakıma kaldırılana kadar hücredeydi. Yoğun bakıma kaldırıldığında da başında silâhlı asker ve gardiyanlar beklemekte babamı görmeme izin vermemekteydiler. Babam yoğun bakıma girdiği günden vefat ettiği güne kadar hiç uyanmadı. Yoğun bakımda ve bilinci kapalı bir hastayı 16 Ağustos tarihinde deyim yerindeyse elimizde kalmasın diyerek serbest bıraktılar. 22 Ağustos günü de babamı kaybettik. Aylarca babama sarılamadım. Onu gördüğümdeyse bilinci açık değildi. 

Hastalığı tam olarak neydi ve tutuklandığı zaman ne aşamadaydı?  

Anaplastik Oligodendriogliom (GBM4) yani beyin tümörüydü. Tutuklandığında ameliyatla tümör alınmaya çalışılıp başarılı olunamamıştı. Sol tarafı tamamen felç, sağ tarafı güçsüzdü,  sadece sağ elini hareket ettiriyor, ama kalemle yazı bile yazamıyordu hastalığı ilerlemeye, kanser tüm vücuduna yayılmaya devam ediyordu. Ameliyattan çıkmış yoğun bakımdayken tutuklandı.

Babanızın hastanede tutuklu olarak geçirdiği sürede sizler neler yaptınız? Kaç kardeşsiniz ve bu süreç aile olarak sizi nasıl etkiledi?

Ben Ankara’da kendi ayaklarımın üzerinde durup okula devam etmeye çalıştım. Kardeşlerim 10 ve 17 yaşındalar Antalya’da anneannemle beraber kaldılar. Annem hep hastanedeydi. Mal varlığımıza konan tedbir kalktığında da birikimlerimize ulaşamadık. Babam tutuklu olduğu için anneme vasilik vermesi gerekiyordu. Ancak tüm çabalarımıza, istenen tüm raporları hazırlamamıza rağmen vasilik dâvâmız sonuçlanmadı. Hayatın her anında önümüze farklı zorluklar çıkıyordu ve bu vasilik örneği bu zorluklardan sadece biri. 

Bu dönemde akrabalarınız veya çevrenizdeki insanların size karşı tutumu nasıldı? 

Yanımızda çok az kişi kalmıştı. Öncesindeki pırıltılı dostluklar dağılmış, geriye gerçek dostlarımız kalmıştı. Akraba konusuna girmek istemiyorum kardeşlik için kan bağına gerek olmadığını düşünüyorum. Birkaç ay öncesine kadar samimiyetine güvendiğim insanların selâm vermeye bile korkması bana oldukça komik geldi.

Yetkili makamlardan ulaşabildiğiniz kimse oldu mu? Size ne tür cevaplar verdiler? 

Gazetelere ve milletvekillerine ulaşmaya çalıştım. Ancak milletvekilleri telefonlarıma ve maillerime cevap vermedi. Gazeteler inceleyeceklerini söyleyip geçiştirdiler. Sadece muhabir Müzeyyen Yüce Körfez Gazetesi’nde haber yaptı. Ulusal basına sesimizi duyurmaya çalıştık, ancak duymak istemediler. 

Şu an da hasta olan çok sayıda tutuklu var yetkililere seslenmek isterseniz neler söylerdiniz? 

Dün gece sosyal medyada tutuklu Doç. Dr. Ahmet Turan Özcerit’in yaşadıklarını okudum. Kendisi tedavi edilmesi gereken bir hasta. Bir baba. Tutuklu yargılanıyor ve tedavi sırasında da refakatçiye izin verilmiyor. Çocuklarıyla ve eşiyle de görüştürülmemiş. Bunları okuduğumda babamı görmek istiyorum diye saatlerce yolculuk yapıp sonrasında hastane koridorunda izin vermiyorlar diye saatlerce ağladığım günleri hatırladım. Suçlu olduğu ispatlanmamış bir tutuklunun kaçma şüphesi yokken serbest bırakılmaması çok üzücü. 

Bu salt kötülükten başka bir şey değil. 

Sadece Ahmet Bey ve ailesi değil ben yaşadıklarımı paylaştıktan sonra bana yazan o kadar çok insan oldu ki. Hasta tutuklu. Ölüm tehlikesi var tutuklu. Yeni doğum yapmış tutuklu. Benim istediğim masumiyetlerinin ispatlanması. Bu süreçte tutuksuz yargılanmaları gerekiyorken gördükleri muamele ise salt kötülükten başka bir şey değil. Bundan sonra hiçbir şey bana babamı geri getirmeyecek. Benim hâlâ yılmadan, pes etmeden herkes kulaklarını tıkasa da daha yüksek sesle anlatmaya çalışmamın sebebi haksız tutuklamaların devam ediyor oluşu. Bunun bir can daha almasını istemiyorum. Şu an için elimden anlatmaktan başka bir şey gelmiyor. Ben de anlatıyorum.  

Geleceğe dair planlarınız nedir? Hukuk fakültesinde okuyorsunuz, bu mesleği bu acı tecrübeden sonra yine de yapmak istiyor musunuz? 

Bu acı tecrübe benim hukuk fakültesine ve adalet arayışıma daha sıkı sarılmama vesile oldu. Babam bana hep pes etmemem gerektiğini hatırlatıyordu. Haksızlıklar karşısında doğru olanı ölümü pahasına dile getiren babama yapılanları, hukuku kendi bireysel amaçları için kullanan insanları gördüğümde ne olursa olsun çok çalışmam gerektiğini düşünüyorum. Babamın mezun olduğu hukuk fakültesinde okuyor oluşumla gurur duyuyorum. Daha yolun başındayım. Öğrenmem gereken çok şey var, bunun farkında olmak beni bazen korkutuyor olsa da korkunun vazgeçmek için yeterli bir bahane olmayacağını düşünüyorum.

RÖPORTAJ: ÜLKER YILMAZ CABA

ulkery.caba@yeniasya.com.tr

***

Tahliyeler tabutta olmasın

Bu kaçıncı tabutta tahliye?

 

Etiketler: ülker yılmaz caba
Okunma Sayısı: 8524
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • HÜSEYİN İLHAN

    16.09.2017 00:53:01

    Allah rahmet eylesin.Kızım sana ve ailene rabbi,m sabırlar versin.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı