"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Demirel, hele böyle bir başkanlığı hiç istemedi

17 Şubat 2017, Cuma
Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Başkanı (DDK) eski Başkanı Fahri Öztürk, Yeni Asya'ya konuştu.

"Sosyal medyada dolaşan o konuşmanın önü arkası kesilmiş. Bir de orada Sayın Demirel’in savunduğu sistem şu anda referanduma giden sistem de değil. Demirel’in bahsettikleri gibi bir başkanlık sistemini istediğini hiç duymadım."

RÖPORTAJ: CEVHER İLHAN - MEHMET KARA
cevher@ye­ni­as­ya.com.tr - mkara@ye­ni­as­ya.com.tr

Fahri Öztürk 1938’de Yozgat, Akbucak, Sarıkaya’da doğan Fahri Öztürk, Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Ladik, Şırnak, Yatağan, Saray kaymakamlıkları, Mülkiye Müfettişliği, Mülkiye Başmüfettişliği, Mardin ve Mersin valilikleri yaptı.

12 Eylül darbesinden Mersin valiliğinden ve uhdesine verilen Belediye Başkanlığı’ndan ayrılarak Danışma Meclisi Yozgat üyeliğine seçilmesine rağmen (15 Ekim 1981-6 Aralık 1983), İhtilâl Konseyi’nin kapattığı Büyük Türkiye Partisi’nin kurucuları arasında yer aldığı için Konsey’ce valilikten alındı; ardından seçime sokulmayan Doğru Yol Partisi kurucuları arasında yer aldığından yine Konsey’ce milletvekili adaylığı veto edildi.

Demirel’in Başbakanlığında kurulan DYP-SHP koalisyonunda Demirel’in çağrısı ile Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı ile İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı görevlerinde bulundu. Daha sonra Demirel’in Cumhurbaşkanlığı döneminde 7 yıl Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu (DDK) Başkanlığı görevini yaptı. Döneminde onlarca resmî rapor ve proje hazırlandı, devlet ve yönetim sistemlerine dair çalışmalar yapıldı. Ayrıca Cumhurbaşkanlığını temsilen Basın İlân Kurumu Genel Kurulu üyeliğinde bulundu.

Valilikten İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığına ve DDK Başkanlığına uzanan bir ömrü dolduran engin devlet ve yönetim tecrübesi ve birikimine sahip olan ve sözkonusu raporların, projelerin, araştırma ve çalışmaların başında bulunan Öztürk’e, referanduma sunulan “cumhur-başkanlığı sistemi” tartışmaları ekseninde Demirel’in “parlamenter sistem” ve “başkanlık sistemi”ne dair görüşlerini ve bu konudaki çalışmalarını sorduk.

KUVVETLER AYRILIĞI PRENSİBİNE EN UYGUN SİSTEM

Son dönemde medyada, özellikle iktidara yakın mahfillerce ileri sürülen iddialardan biri de merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in “başkanlık sistemi”ni istediği yönünde. Demirel’in Cumhurbaşkanlığı döneminde Devlet Denetleme Kurulu (DDK) Başkanlığı yapan ve Türkiye’de bu konuyu en iyi bilenlerden birisi olarak bu hususta neler söylersiniz? Demirel’in konuya nihâî bakışı nedir? 

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “Türkiye Cumhuriyeti ve Türkiye demokrasisi daha iyi işlemelidir” diyordu. Daha iyi işlemeliden maksat; halkı memnun edecek açık, âdil, kararlı ve verimli bir yönetim biçiminin kurulmasıdır. Kırtasiyecilik, ağırlık, hantallık, yolsuzluk, kayırma, haksızlık, rüşvet ve keyfilik dünyanın her ülkesine ârız olan temel hastalıklardır. Devleti bu hastalıklardan kurtarabildiğimiz takdirde, işleyen rejime ve işleyen devlete yaklaşırız.

Bu konuda; bugüne kadar birçok araştırma yapılmış ve düşünceler ortaya konmuştur. Bunları da dikkate alarak bir çalışma yapılmasını ve Türkiye halkının önüne konulmasını istedi.

İşte o zaman sayın Demirel, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu (DDK) bir “devlet projesi” diyebileceğimiz “Devlet Islâhat Projesi”nin hazırlanmasının önemli hale geldiğini; bunun için tutarlı, uygulanabilir, anlaşılabilir, akılcı ve pragmatik bir tedbirler manzumesi çıkarmak üzere çalışma yapılmasını uygun görmüş ve bu suretle projenin genel çerçevesini de belirtmişlerdir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın bu emirleri üzerine, kendilerine; “Raporumuzu parlamenter sistemi esas alarak mı hazırlayacağız, yoksa başkanlık ya da yarı başkanlık sistemlerine de yer verecek miyiz?” diye sorduğumuzda peşinen şu cevabı vermişlerdi: “Kuvvetler ayrılığı prensibine en uygun sistem parlamenter sistemdir. Parlamenter sistem en demokratik sistemdir. İşleyişinden kaynaklanan bazı sorunlar olabilir. Bunların parlamenter sistem içinde çözümlenmesine ilişkin görüş ve önerilerinize elbette ki Devlet Islahat Projesi raporunda yer vereceksiniz” cevabını vermişti.

Yani sözkonusu çalışmada konumuzun temeli parlamenter sistem olmuştur. Bu sistem üzerine raporumuzu inşa ettik. Projenin aksayan yönlerine de raporumuzda yer verdik.

Devlet Islâhat Projesi raporunu Sayın Cumhurbaşkanı Demirel’in onayına sunduktan bir süre sonra basında yer alan başkanlık ve yarı başkanlık sistemleri ile ilgili yazılar üzerine; -emirleri olmadan- kendilerine; “başkanlık”, “yarı başkanlık” sistemleri hakkında bir “bilgilendirme raporu” hazırlayıp sundum.

Bu raporu okuduktan sonra bana teşekkür ederek, “Başkanlık sistemi’ değil, ama gerektiğinde ‘yarı başkanlık sistemi’ üzerinde düşünülebilir, tartışılabilir. Ancak bu sistemi en iyi bir şekilde uygulayan Fransa’da bile bazı sorunları beraberinde getirdiği de gözardı edilemez” demişlerdi.

Bu ifâdeler bizzat not aldığım sayın Demirel’in kesin görüşleridir…

GETİRİLMEK İSTENEN SİSTEMİN NE OLDUĞU BELLİ DEĞİL

Sayın Demirel’e verdiğiniz mevzubahis raporun dışında özel bir çalışmanız olduğunu söylemiştiniz. Sizin Türkiye’nin yönetim sistemi ile ilgili görüşleriniz nedir?

En demokratik sistem parlamenter sistemdir. Çünkü kuvvetler ayrılığı var. Kuvvetler ayrılığının olmadığı bir sistemde demokrasiden bahsedilemez. Şu anda getirilmek istenen “sistem”in ne olduğu da belli değil.

Sosyal medyada “Demirel’in başkanlık sistemini istediğini gösteren 10-15 saniyelik bir görüntüsü yayınlanıyor. Bu konuda neler söylersiniz?

Hiç aslı yok. Kim demiş? Sosyal medyada dolaşan o konuşmanın önü arkası kesilmiş. Bir de orada Sayın Demirel’in savunduğu sistem şu anda referanduma giden sistem de değil. Demirel’in bahsettikleri gibi bir başkanlık sistemini istediğini hiç duymadım. Demirel eğer ‘başkanlık sistemi’ni isteseydi “Devlet Islâhat Projesi içerisinde yer verin” derdi. Ben özellikle sordum; “(Başkanlığa) hiç girmeyin, gerek yok” dedi. Ama seçim sisteminin mutlaka değişmesi gerektiğini her zaman söylüyordu.

TÜRKİYE İLE ABD BİRÇOK AÇIDAN KIYASLANAMAZ 

DDK Başkanı olarak bu konuda hazırladığınız rapor ve araştırmalarda hangi sonuçlara ulaştınız? Bu konudaki belli başlı temel tesbitler nelerdir? Hangi sâik ve sakıncalarla “başkanlık sistemi”nden vazgeçildi?

“Başkanlık sistemi”nin en iyi uygulayan ülke ABD’dir. Diğer ülkelerde çok iyi uygulandığı söylenemez. ABD sisteminde eyaletler var. Şu aşamada Türkiye’de eyalet sisteminin getirilmesi son derece sakıncalıdır. Eyalet sistemi nedir? Her eyaletin meclisi, yarı bağımsız kuruluşları olacak. Vergisini onlar toplayacak. Okulunu kendisi yapacak v.s.

Eyalet sisteminin Türkiye’de uygulanması mümkün değil. Bir de ABD’de demokrasi kültürü var. Yani demokrasinin çok gelişmiş olması lazım. Amerika ile Türkiye birçok açıdan kıyaslanamaz.

“Yarı başkanlık sistemi” de biraz buna benziyor. Onda da cumhurbaşkanı ile iktidar partisi ve başbakan aynı ise şöyle böyle yürüyor. Ama cumhurbaşkanı ayrı, başbakan ayrı partiden seçilmişse, Meclis çoğunluğu başka bir partiden ise sistem tıkanıp kalıyor. Cumhurbaşkanı hiçbir şeyi imzalamıyor.

Sonuçta “başkanlık sistemi”ni asla tasvip etmeyen Demirel “yarı başkanlık sistemi”nin, gerektiğinde görüşülüp konuşulabileceğini, ama en iyi uygulandığı Fransa’da bile bu sistemin de sakıncalarının olduğunu belirtiyordu.

YASAMA VE YARGIYI CUMHURBAŞKANI OLUŞTURUYOR

Bu çerçevede Meclis’ten ağır tartışmalarla, kavgalı oldubittilerle geçirilen “güçlendirilmiş cumhurbaşkanlığı” paravanındaki teklifi, kuvvetler ayrılığı, yürütmenin yasama ve yargı erklerini kontrolüne alması açısından- özetle değerlendirir misiniz?

Getirilmek istenen “sistem”de “kuvvetler ayrılığı” yok. İcra zaten cumhurbaşkanında toplanıyor; yürütme zaten kendisi. Bunların yanı sıra yasama erki Meclis seçtiği/seçtirdiği milletvekillerinden oluşuyor. Yargıtay hâkimini seçecek kurulun üyelerini de kendisi seçiyor. Yüksek yargı üyelerini kendisi atıyor. Yargı bağımsızlığı yok. Peki nerede kaldı kuvvetler ayrılığı?

Bu arada soralım; sayın Demirel’in “partili cumhurbaşkanı” gibi bir düşüncesi veya çalışması oldu mu?

Kesinlikle hayır. Böyle bir çalışması olmadı…

“82 ANAYASASI” DEĞİŞTİRİLMELİ

Türkiye’de öncelikle Anayasanın ve mevzuatın 12 Eylül darbesinden kalma antidemokratik ayrıklardan arındırılması, devletin yönetiminin ve siyasetin demokratikleşmesi için neler yapılmalı?

1982 anayasasını hazırlayan Danışma Meclisinin üyesiyim. Yozgat temsilcisi olarak seçildim. Darbe şartlarına göre yapılmış bir anayasa. Bundandır ki  mutlaka değiştirilmesi, aksayan yönlerinin giderilmesi gerekiyor. Ama 1982 anayasasını değiştirelim derken, bir dikta rejimi getiren bir sistem de beklemiyorduk…

REFERANDUM SÜRECİ TOPLUMU DAHA DA BÖLECEK

Referandum sürecinde kutuplaşan siyasete ve kamuoyuna tavsiye ve önerileriniz nelerdir?

Ne yazık ki AKP’nin gelmesi ile birlikte millet arasında bir ayrıştırma istemesek de oldu. “Bizden” veya “karşı taraftan”gibi bölünmeler oldu. Gün geçtikçe bu daha belirgin hale geldi. Referandumun toplumda bölünmeleri, ötekileştirmeleri tahrik edeceği, daha da arttıracağı şimdiden belli. Maalesef zaten bölünmüş olan halkı daha hızlı ayrışmalara sürükleyeceği görülüyor.

Diğer yandan böyle bir değişikliği oylamanın zamanı da değil. Zira Türkiye bugün zor bir dönem yaşıyor. Hem içte, hem dışta büyük sorunlarla boğuşuyor. Ekonomi durgunlaştı. Bugünün gündeminde bu olmamalıydı.

Bunun yanı sıra milletvekili sayısının arttırılmasının da gereği yoktur. Aslında bizim nüfusumuzdaki ülkelerde milletvekili sayısı 300-350’dir, şimdi 600’e çıkarılıyor. 550 milletvekili yetmiyor mu? Hizmetler aksadı mı ki 600’e çıkarılıyor?

Bunların hepsi Türkiye’ye gereksiz ek ağır mâlî yükler getiriyor. 

SEÇİM VE SİYASÎ PARTİLER SİSTEMİNİN DEMOKRATİKLEŞMESİ 

Demirel’in cumhurbaşkanlığı döneminde DDK olarak Türkiye’nin siyasî, ekonomik, kültürel, sosyal problemlerine dair onlarca  resmî rapor hazırlanıp devletin ilgili mercilerine – kurumlarına iletildi. Ayrıca özel çalışmalar, incelemeler yapıldı. Siyasetin demokratikleşmesi için seçim ve siyasî partiler sistemi ile ilgili çalışmalarınızdan ana başlıkları özetler misiniz?

Devlet Islâhat Projesi’nde seçim ve siyasî partiler sisteminin demokratikleşmesi ifâde edilmişti. Öncelikle seçim sistemi ile ilgili olarak, Türkiye’de uygulanmakta seçim sisteminin önemli sorunlara sahip olduğu ve Meclis’teki salt çoğunluğun seçmen topluluğundaki salt çoğunluğa paralelliğinin sağlanması için seçim yönetiminde köklü değişiklikler yapılması gereği kaydediliyor.

Merhum Demirel’e sunduğumuz mevzubahis Devlet Islâhat Projesi’nde “seçim ve siyasî partiler sistemi” için detaylı tesbit ve öneriler var. Buna göre, her seçimde yeni bir seçim sisteminin uygulanması yerine kalıcı ve değiştirilmeyen bir sistemi oluşturulmalıdır. Seçme ve seçilme haklarının en demokratik şekilde kullanılmasını sağlamak, yapılacak düzenlemelerin diğer önemli hedefi olmalıdır. Bu sayede seçim sistemi herhangi bir siyasî görüşün ve partinin çıkarlarına hizmet etmekten kurtulmalıdır. Yine yasama organı (Meclis – milletvekili) seçimlerinde seçmenle vekili arasındaki bağ güçlendirilmelidir. Bunun için de iki turlu dar bölge çoğunluk sistemine geçilmelidir. Seçimlerin yenilenme süresi dört yıl olmalıdır.

Bütün bunların yanı sıra, partilerin seçim ittifakını engelleyen yasal hükümler yürürlükten kaldırılmalı; seçmenin hangi partiler grubunun ülkeyi yöneteceği önceden bilmesini mümkün kılacak “seçim ittifakları”na imkân verilmeli. Zira partilerin “seçim ittifakı” yapabilmelerine imkân verilmemesi seçim sonrası uzlaşmayı  zorlaştırmakta; başta anlaşamayan partiler seçim sonrasında da anlaşamamaktalar.

Keza seçimin sağlıklı yapılma düzeyinin arttırılması, sonuçların bir an önce alınabilmesi için seçmen kütüğü ve otomasyon çalışmaları bir an önce tamamlanmalı. Kamu görevlilerinin ulusal ve yerel seçimlerde aday olabilmeleri için istifa etmelerini zorunlu kılan yasal düzenlemeler gözden geçirilmeli ve liberal bir yaklaşım benimsenmeli.

Bunlar, merhum Demirel’in görüşleri.

YARIN: 28 ŞUBAT’TA DARBE AN MESELESİYDİ

Okunma Sayısı: 2143
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • numan

    17.02.2017 03:05:58

    Sezen Aksunun bir şarkısında şöyle bir ifade var:'Hiçbirimiz masum değiliz,kendimiz ettik kendimiz bulduk' Atasözümüzde de:'Kendi düşen ağlamaz'diyor.Yani hepimiz birbirimizi suçlarken ,bunun sebebi şu derken önümüze konan şekerlemelere ,oltaya takılan yemlere aldandık.Ve şu anda da hala en doğru ve haklı biziz mantığı devam ediyor ve bölünmüşlüğün arkasındaki sır da bu.Hakkın hatırı için ama ,lakin ,fakat demeden ayakta duran bir kaç onurlu grup var.Zaman onlara hakkını teslim edecek.her yaşananın mutlaka bir tarihi yazılır

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı