"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

GIDA GÜVENLİĞİ HAREKETİ BAŞKANI KEMAL ÖZER: Hastane yapmak yerine, sağlıklı beslenmeyi sağlamak gerekir

11 Şubat 2013, Pazartesi 00:00
“Sağlığa yapılan yatırım sağlıksızlığa yapılan yatırımdır. Yirmi milyon dolarlık ilaç almak, 30 milyar dolarlık hastane yapmak yerine insanlara temiz gıda sunmak ve onlara nasıl sağlıklı besleneceklerini öğretmek daha önemlidir. Eğer insanlara hastalanmamalarının yollarını gösterirseniz toplumun kalitesi yükselir ve kültürel-ekonomik-siyasi açıdan gelişirsiniz. Önlem almadığınız için sağlığınızı bozarsanız her şeyi bozarsanız. Verimlilik adı altında tarımsal kimyasalların kullanımına ciddÎ denetlemeler getirilmeli.”
 GIDA GÜVENLİĞİ HAREKETİ BAŞKANI KEMAL ÖZER: Hastane yapmak yerine, sağlıklı beslenmeyi sağlamak gerekir

Bize ezberletilen bilgileri bir kenara bırakıp yeniden düşünmek Türkiye’nin bugünlerde yapmaya çalıştığı bir şey. Bunu sağlık ve beslenme üzerinde de ciddiyetle yapmamız gerekir. Biz de buna katkı sunmak için Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı Kemal Özer’le konuştuk. Özer’in “Deccal Tabakta- Şeytan ye Diyor-Müslüman Diyeti- Yediklerimizin içinde ne var?” adlı Hayy Yayınları’ndan çıkmış kitapları var. Özer sistemin insanları hasta etmek için elinden geleni yaptığını sonra ise yine aynı sistem içinde tedavi edildiğini söylüyor. Aslına bakarsanız tedavi edilemediğini... Lâkin Özer insanlara hasta olmamanın yollarının üretilmediğini belirtiyor. Bazı küresel güçlerin insanlar üzerinde oyunlar oynadığını da ekliyor. Acaba gelecek on yılda bizi bekleyen tehlikeler neler? Bilin ve ona göre davranın!

YEREL ÜRETİME SON VERİLEREK İNSANLAR BELLİ ŞİRKETLERE BAĞIMLI HALE GETİRİLİYOR

Dünyayı artık büyük şirketlerin yönettiği; sağlık, tarım ve silâh konularında bu şirketlerin manipülasyonlarına uğradığımız doğru mu?
Dünyada gıda, aşı ve ilâç sektörü manipülasyona açıktır. Bu alanların niteliklerini öylesine karmaşık hale getirdiler ki bu karmaşadan dolayı kimse ne yiyip içtiğini, hangi ilâcın ya da aşının ne işe yaradığını bilmiyor. Artık coğrafi ve iklim farklarına bakılmaksızın insanlar tek tip beslenmeye ve kültürel olarak da tek tipleşmeye zorlanıyor. Artık yerel üretimleri sona erdirilip büyük şirketler aracılığıyla standartlaştırılmış üretimler yapılıyor. Böylelikle dünya halkları sadece bu ürünü üretenlere bağımlı hale geliyorlar. Hatta bazı ürünleri mecburen tüketmek zorunda bırakılıyorlar.

Ürünlere konulan katkı maddeleriyle ilgili yeterli araştırma yapılıyor mu?
Bugün bir ürünün içine otuza yakın katkı maddesi konulabiliyor. Bu katkı maddelerinin ikisinin bir araya gelmesiyle insan sağlığına nasıl bir olumsuz etki ettiği hiçbir kurum tarafından araştırılmamış. Bu sistemi kuranlar sadece bunu ekonomi adına, çok para kazanmak adına yapmıyorlar. Bunun bir de ideolojik tarafı var. Bu şeytanî sistem 1800’lü yıllarda tefecilikle kuruldu. İnsanları kontrol etmenin yolunun nüfus planlamasından geçtiğini düşündüler ve 1900’lü yılların başından itibaren az çocuk propagandasını yaygınlaştırdılar. Bunu yaparken de dünya üç milyar insanı besleyemez dediler, üç milyar olunca beş milyarı besleyemez dediler. Bugün ise dünya on milyarı besleyemez diyorlar. Halbuki dünya nüfusu dört kat büyümüşken gıda üretimi miktarı yirmi kat büyümüş. Demek ki gıdanın nüfusla ilgisi yok. Ayrıca “Dünyanın kaynakları sınırlıdır” hikâyesini bunlar yazmış Müslümanlar da buna inanmışlardır. Bir tohum atarsınız Allah dilerse binlerce başak verebilir.

IRAK’TA BEBEKLERE RADYOAKTİF AŞILAR YAPTILAR

İlâç, aşı ve gıda konusunu biraz daha açar mısınız?
Bu sistemin sahipleri nüfusu planlamasını istedikleri gibi yapamayınca aşı, ilâç ve gıdayı silâh haline getirdiler. Bu konuda da çok başarılı oldular. Genetiği bozulmuş gıdaları ya da katkı maddesi içeren gıdaları yiyeceksiniz hastalanacaksınız, doktora gideceksiniz, ilâç kullanıp vücudunuza zarar vereceksiniz, yeni doğan çocuklara aşı yapılarak bağışıklık sistemlerini zayıflatacaklar. Bu bir kısır döngüye dönüştürüldü. Aşı konusundaki uygulamalarını 2012 yılında Irak’ta denediler. Yeni doğan çocuklara radyoaktif frekansla çalışan RFID aşılarını yaptılar. Bu uygulamayı yaygınlaştıracaklar ve çocuğun bir ID aşısı olacak. 2030’daki hedefleri nanonükleer aşılar üreterek bunları yeni savaş taktiği olarak kullanmak. Böylelikle hangi insanların ölmesini istiyorlarsa onları öldürecekler. Bu bazıları için bilimkurgu gibi gelebilir…

Bu yazıyı okuyan insanların bazıları sizi ileri derecede komplocu bulabilir…
Yakın tarih bizim gibi erken söylemlerde bulunan insanların haklılıklarıyla dolu. Zaten bilim-kurgu filmleri de insanların bilinçaltlarını bu tür gelişmelere hazırlamak için hazırlanmıştır. Eğer bir şey teoriyse bundan kimsenin haberi olmasın istersiniz. Eğer teoriniz pratiğe dönüşmüşse artık insanları bu konuda yavaş yavaş bilinçlendirirsiniz. Novartis 2012 yılında RFID aşılarını devreye soktu. Türkiye’de kişiye özel aşı uygulamasını başlatacağını duyurdu. Bunlar hayal mahsülü şeyler değil.

Bu gerçekleri Türkiye Devleti görmüyor mu?
Zaten Türkiye’nin ciddî bir planı olsaydı aşı üretirdi. Ürettiğimiz aşılarda sembolik şeyler. Türkiye 2010 yılında daha domuz gribi pandemi olarak ilân edilmemişken, aşının bulunduğuna dair bir somut belge yokken, tam tamına 48 milyon aşı sipariş etti.

Acaba devlet liderleri artık biyolojik saldırıların başladığını biliyor da halka mı açıklayamıyorlar?
Güçlü bir devlet dünyada olup biteni bilir ve buna göre önlemlerini alır. Gizli stratejik hamleler yapar. Dünyanın onbeşinci büyük ekonomisine sahip olduğumuz söylense de yerli bir ilâç firmamız henüz mevcut değil. Biz sağlığımızı; gıda ve ilâç sektörümüzü tamamen başkalarının emrine vermiş durumdayız. İlâçlarımızı ithal ediyoruz. “Tohumlarımızı biz üretiyoruz” diyoruz, fakat burada bir yanlışlık var. Türk Ticaret Kanunu’na göre Türkiye’de şirket kurmuş bir yabancı girişimci de Türk girişimci olarak kabul edilirse sonuç böyle çıkıyor.

SAĞLIĞA YAPILAN YATIRIM, SAĞLIKSIZLIĞA YAPILAN YATIRIMDIR

İnsanlara umutsuz olmasını mı söylüyorsunuz?
Müslümanların defterinde umutsuzluk diye bir şey yazmaz. Öncelikle devlet kendisine yapılan eleştirileri hakaret olarak kabul etmemeli ve eleştirileri uygulamasa da dinlemeli. Bir de artık sağlığa yatırım yapılmaktan vazgeçilmeli. Sağlığa yapılan yatırım sağlıksızlığa yapılan yatırımdır. Yirmi milyon dolarlık ilâç almak, 30 milyar dolarlık hastane yapmak yerine insanlara temiz gıda sunmak ve onlara nasıl sağlıklı besleneceklerini öğretmek daha önemlidir. Eğer insanlara hastalanmamalarının yollarını gösterirseniz toplumun kalitesi yükselir ve kültürel-ekonomik-siyasî açıdan gelişirsiniz. Önlem almadığınız için sağlığınızı bozarsanız her şeyi bozarsanız. Bu nedenle de Batılı bazı güçlerin mülkiyet transferi yapmak için ülkeye soktukları tohumları insanlara dayatmamak gerekir. Verimlilik adı altında tarımsal kimyasalların kullanımına ciddî denetlemeler getirilmeli.
 
Biliyorsunuz tarımsal kimyasalların çoğu eğitimsiz insanlar tarafından satılıyor…
Bilinçsiz insanlar tarafından satış yapıldığı gibi eğitimli insanların da başka türlü sorunları var. Ege Bölgesi’nde çalışan Ziraat Mühendisi bir arkadaşım var. İnsanlara az ilâç kullanmaları konusunda telkinde bulunduğunda öfkeyle karşılaştığını söylüyor. Öbür taraftan da şirket sahibinin daha fazla mal satma isteği de var. Geçtiğimiz yıl sadece üzüm için kullanılan tarımsal ilâcın sayısı bini aşmışken bu sayı bu sene 44’e düştü.

İTHAL EDİLEN TARIM İLÂCI İHRAÇ EDİLEN MEYVEDEN DAHA FAZLA

İlâç bileşenlerinden bahsetmiyorsunuz değil mi?
Hayır ürün çeşidinden bahsediyorum, bileşenlere girerseniz çıkamazsınız zaten. Tarımda kullanılan ilâçların ancak yüzde 10 üzerinde araştırma yapılmış. Öbür taraftan tarımsal kimyasallar kaynak sularını kirletir, topraktaki organik yaşamı öldürür. Türkiye’de ihraç edilen tarım ürünlerinden bahsedilirken yurtdışından ithal edilen tarım kimyasallarından kimse bahsetmez. İthal edilen ziraat ilâçlarının tutarı dudak uçuklatacak cinsten. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin tarımı hazineden sübvanse ettiğini görürsünüz.

Türkiye’de yeteri kadar bilinçlendirme çalışması yapıldığını düşünüyor musunuz?
Türkiye’de beyaz olarak üniversiteye giren gençlerin çoğu siyah olarak çıkıyor. Gençlere format atılarak bilim manyağı haline getiriliyor. 22. yüzyılda büyük bir Latin imparatorluğu kurulmak isteniyor. Allah ise onların planlarını her defasında bozuyor. Bu yapılanlar karşısında helâk olmamak mukadder değilken içimizdeki masumlar yüzünden korunuyoruz. Normalde bu kadar ilâcı içip insanın ayakta kalması mümkün değil. Eczacılar Birliği’nin açıklamasına göre bugün Türkiye’de 5 milyon kişi hergün eczaneye uğruyor. Nüfusun yüzde 16’sı ömrünü hastanede geçirirken yüzde 12’si her yıl ameliyat ediliyor. Midesine ilâç girmemiş insan kalmadı. Ömrümüzün uzadığını söylüyorlar, ama bu külliyen yalan.

İNSAN ÖMRÜ UZAMIYOR KISALIYOR

Tıbbın bu kadar gelişmesinin ömrü uzattığına dair bir kanaat var?
Bu yanılgının sebebi artık bebek ve çocuk ölümlerinin azalmış olması. Artık doğum ve sonrası hizmetler nedeniyle bebek ölümleri azaldı. Gelin isterseniz basit bir hesaplama yapalım; 10 çocuk bir yaşında ölsün toplam 10 yapar, on kişi seksen yaşında ölsün sekizyüz yapar. 810 bölü 20 eşittir 41 yaş ortalaması eder. Eğer bebekler ölmeyip yaşasaydı ortalama yaş hemen yükselecekti. Zaten Dünya Sağlık Örgütü de önümüzdeki yüzyılın insan ömrünün azaldığı yüzyıl olduğunu açıkladı. Öbür taraftan insanın kaliteli yaşaması mı önemli yoksa sürekli tıbbî müdahalelerle acılar içinde yaşaması mı? Vücudumuza aşırı müdahaleleri kabul etmeyelim. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ehil hekimlerin sayısının azaltılması için çalışılıyor. Bilderberg 1954 yılında Hollanda’da yaptıkları toplantılarında üniversitedeki akademik yapılanmanın nasıl şekilleneceği yönünde kararlar alıyorlar. Müfredatı belirleyecek kadro yetiştiriliyor ve Latince dili bir din haline getiriliyor. İnsan zihni tamamen seküler kılınmaya çalışılıyor.
 
Siz şu an dünyaya gelen bir bebeğin aşılardan, kimsayal katkı maddelerinden korunabileceğini düşünüyor musunuz?
Korunabilir… Organizma dediğiniz şey fıtrattır. Siz elmayı yemeye başladığınızda beyniniz onun elma olduğunu bilir ve ona göre salgı salar. Eğer elma görünümlü genetiği bozulmuş bir şey yerseniz vücudunuz onu sindirmekte zorlanır. Vücut sürekli olarak bu toksitlerle baş etmeye çalışır, vücutta toksizler birikmeye başlar. Sonunda yelkenleri suya iner ve bir bakmışsınız vücudunuzun bir organı iflâs etmiş.

KUR’ÂN’IN DİKKAT ÇEKTİĞİ TEMİZ GIDA NEDİR?

Kitabınızda Helâl gıdanın yanında “temiz” gıdaya da dikkat çekiyorsunuz? Temiz gıdadan ne anlamalıyız?
Allah, Taha Sûresi’nin 81. Âyetinde “Helâl ve temiz olandan yiyin. Bu konuda azgınlık yapmayın. Sonra gazabım üzerinize olur” der. Helâl gıdanın ne olduğunu bir çok Müslüman bilir, ancak temizden kasıt nedir? Temizlikten kasıt basit maddî kirlilik mi yoksa genetiğinin bozulması mı? Kimyasal kirlilik mi yoksa besinden beklenen faydayı yok eden endüstriyel işlemler mi? Eğer açlığınızı gideren ancak fizyolojik ihtiyacınızı karşılamayan besinler temiz midir? Bugün gıdaların raf ömrünü uzatmak için radyasyon uygulanıyor. Bu ürünlerin içine böcek ve kurt atsanız tenezzül edip yemez. Bir böceğin yemeyeceği şeyi bebeğinize nasıl yedirirsiniz!

20 milyonluk bir İstanbul’da yaşamanın vermiş olduğu bir zorluk da yok mu?
Sizi kanser yapacak beş kiloluk uygun fiyata kiraz mı yemek istersiniz yoksa sağlıklı 1 kilo kirazı mı? Bizim mükellefiyetimiz çok tüketmek değil az ve temiz tüketmek.

Bütün bu olup bitene dünya çapında karşı çıkan gruplar yok mu?
Özellikle Amerika’da ortalık yıkılıyor. Bizim medyamız, akademik çevrelerimiz bu konulara ilgisiz olsa da Amerika’da alternatif oluşumlar mevcut düzene savaş açmış durumda. Vicdanı diri olan insanlar tepkilerini dile getiriyorlar. Biz de ise insanlar kendilerini salmış durumdalar.

DİYABET, KANSERDEN DAHA TEHLİKELİ

Son zamanlarda kanser konusu da tartışmalı hale geldi? Sizce kanser üzerinden ne tür oyunlar dönüyor?
Aslına bakarsanız kanser korkulmaması gereken hastalıklardan biridir. Toplumda dört kişiden biri diabet. Bir ömür boyu diyabet ne demek bilir misiniz? Kanser, tedavisi olan bir hastalıktır. Diyabet olan bir hasta sürekli domuz insülinine bağlı olarak yaşar, önüne konulanları yiyemez, hastalığının ileri safhalarında kendine bile faydası olmaz. Osmanlıda ve Selçukluda hoca olmadan önce tıp eğitimi almanız mecburi imiş. Çünkü temas kurduğunuz toplumun sağlığını kontrol etmek sizin üzerinize vazife imiş. Osmanlı tıp kitaplarında ne yapsanız hastalanmazsınız anlatılırmış. Önleyici bilgiler yüzde seksen ise, tedavi yüzde yirmi imiş. Bugün tıp fakültelerinde önleyici hekimlik dersleri bile yok.

Diyabetin ciddiyetinden bahsettiniz, ancak kanser vakıaları da artmıyor mu?
650 bin kanser hastamızın yanında 14 milyon diyabet hastamız var. Kanser daha ticarî olduğu için daha ön planda tutuluyor. Hastalıklar da iki türlüdür; virütik hastalıklar ve modern insanın tüketim alışkanlıklarından kaynaklanan hastalıklar.

ASGARÎ ÜCRET KARŞILIĞI İNSANLAR KOBAY OLARAK KULLANILIYOR

-Bazı ilâçların insanı kansere kadar götürdüğü bilinir, peki bu hastalarla paylaşılıyor mu?
İki sene önce bir kanun çıkarılarak insanların kendi rızasıyla belli bir para karşılığı kobay olarak kullanılmasının önü açıldı. Bu bedelde asgarî ücretlinin aldığı bedel karşılığı…İnsanlar “Ajan ilâçları” kendi bedeni üzerinde denettiriyor, yüzbinlerce insan kobay olarak kullanılıyor. Metrelerce uzunluktaki bir anlaşmanın altına atılan imza sonrasında insanlar ölürlerse bile sorumlulukları kendilerine ait oluyor.

Kemoterapi konusundaki görüşünüz nedir?
Kemoterapinin işe yaradığına dair bir veri yok. İnsan DNA’sını bozarak hiçbir şeyi düzeltemezsiniz. Bozarak, ancak yıkarsınız.

Meme kanseri tedbiri için binlerce kadın radyasyon dalgalarına maruz kalıyor. Bu doğru bir şey mi?
Kadınların meme kanseri olması için ellerinden geleni yapıyorlar, osterojen dengesini bozacak her türlü gıdayı yediriyorlar sonunda ise “gel seni kontrol edelim” diyorlar. Diyelim ki sağlamsınız ya da küçük bir emare var aldığınız radyasyonla bu risk daha da artıyor. Bunun yanında sadece bunlar değil güvenlik kapılarından geçerken de insanlar yüklü derecede radyasyon alıyorlar. Bunun yerine insanlara nasıl sağlıklı besleneceklerini öğretseler daha iyi değil mi? Eğer insanlara gerçekler anlatılırsa piyasadaki şirketlerin oyunları ortaya çıkar.

Duâ etmek hastalıklarda ne gibi etkiler yapar?
Uzmanı olmadığım konuda konuşmak istemem, ancak Kur’ân bize duânın ne gibi etkileri ve gücü olduğunu açıkça söylemiştir. Bugün yapılan araştırmalar mütedeyyin kişilerin hastalıklardan kurtulmada ve baş etmede inançlarının etkili olduğu gerçeğini ortaya koyuyor.

Tavuk yiyor musunuz?
Yaklaşık 12 yıldır tavuk yemiyorum, zaten bunlar tavuk değil.

Kırmızı et yiyor musunuz?
İslâmî öğretilere göre bizim hayvansal besinlere ihtiyacımız olduğu açıktır. Hz. Ali “Kırk gün et yemeyen ahmaktır” demiştir. Ancak bu sabah akşam et yiyeceğimiz anlamına gelmez. Haftada iki gün et yesek yeterlidir. Fakat et yemek statü göstergesi olduğu için et fiyatları yükselmiştir. Etimi İstanbul çevresindeki köylerden alıyorum. Bizler çok yemek zorunda değiliz...

Devlet bu konuda çözüm arayışında olur mu?
Özellikler modern devletler ekonomi odaklı düşündükleri için bu konulara çözüm getirmezler. Toplumun kendi bilinçlenip bunu devlete dayatması gerekir. 1950 yılından önce aşı var mıydı? Hastane var mıydı? İlâç var mıydı? İnsanlar nasıl uzun yaşayabiliyorlardı? Afet ve savaş dönemleri dışında söylenildiği gibi insanlar eskiden daha sağlıksız ve az yaşıyor değillerdi. Bilâkis ömürleri daha uzundu, fakat daha önce söylediğimiz gibi bebek ölümleri daha fazlaydı. Bugün bazı çevreler dünyayı cehenneme çevirmeye çalışıyorlar.

İnsanlara çok öz olarak ne söylemek istersiniz?
Kesinlikle katkı maddesi olan ürünlerden uzak durun, ikinci olarak da neyin yararlı ve zararlı olduğuna dair yapılmış istatistik yalanlarına inanmayın ve temizlik, kozmetik ürünleri gibi şeylerden uzak durun. Raf ömrünü uzatmak için radyasyonlanmış ürünlere el uzatmayın!

 
H.HÜSEYİN KEMAL
hhke­mal@gma­il.com
Okunma Sayısı: 1684
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • mazlum şahin

    11.02.2013 00:00:00

    Sağlıklı beslenmek,gıda malzemesinde ne olduğunu bilmek hakkımız. Vatandaşın gıda güvenliğini sağlamak devletimizin asli görevi değilmi.

(*)

205.

gün

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı