"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Güzel sanatların prensesi: Karikatür ve resim

13 Mart 2018, Salı
Yeni Asya Gazetesi ve Can Kardeş dergilerinin de emektarı olan bir Bab-ı Ali beyefendisi olarak nitelendirilen Gürbüz Azak ile sanat üzerine konuştuk. Azak, “Karikatür ve resim, güzel sanatın prensesleri… Güzel sanatların ağabeysi; mimarlıktır. Ondan sonra, musiki...” dedi.

Bir Bab-ı Ali efendisi Gürbüz Azak, gerek Yeni Asya Gazetesi gerekse Can Kardeş dergilerinde emeği ve harcı bulunan bir emektar. Ressam, yazar ve grafiker… Bir grup öğrenci ile birlikte Etiler’deki evini ziyaret ettiğimizde ilk dikkatimizi çeken ayrıntı; evde hâkim olan kitap kokusuydu. Bu söyleşiyi, kitap kokuları ve duvarını süsleyen kendi el emeği tabloların arasında gerçekleştirdik.

Sizin çizgilerinizle büyüdük. Can Kardeş Dergisi’nin kurucuları arasında yer aldınız. Hâlâ sizin Can Kardeş tasarımınızı kullanıyoruz. O günleri bize anlatabilir misiniz?

Sanıyorum 1981 senelerinde gazeteler çocuk dergileri de çıkarmaya başlamışlardı. Milliyet, Hürriyet, Günaydın Tercüman… Tercüman gazetesinde Yazı İşleri Müdürü olarak görevliydim. Üç sene kadar Tercüman Çocuk Dergisi ansiklopedi servisi ve gençlik yayınlarından sorumlu idim. Büyüklere göre hikâyeler, romanlar, resimli romanlar var ama çocukların okuyabileceği ders kitabı dışında yeni güzel, taze bilgiler edinebileceği mevkutelere (dergilere) ihtiyaç vardı. O yüzden biz de diğer gazeteler gibi ‘Yeni Asya’ olarak bir dergi çıkarmayı planladık.  Uzun süre adını düşündük ne koyalım diye… Sonunda ‘Can Kardeş’ ismini koyduk. Söylemesi kolay, akılda kalıcı bir isimdi, onu seçtik.  E tabi benim grafiker yönümde var.  “Hadi ağabey sen başlığı yapıver” dediler.  Sanıyorum birkaç eskiz hazırladım.  Ama bu rahat ve okunan başlık daha hoşa gitti. Sonra onu temize çektim. Çekiş o çekiş, kalış o kalış sayenizde, bugüne kadar Can Kardeş sürüyor.  İnşallah nice gençlere nice nesillere erişirsiniz. Sevabınız büyük olsun Allah nazarında. Hakikaten çocuklara ilgi duymak bir yönüyle sevabı bol bir hareket.  Onları yönlendiriyor, geliştiriyor güzelliğe, iyiliğe doğru istikametler sürüyorsunuz.  Keşke daha çok çocuk dergisi çıksa, daha çok okunsa trajlar daha yüksek olsa ve ebeveynler çocuklarını bu tip dergileri okutma fırsatı, imkânı bulabilseler.  Zevkle alabilseler. Çocuklar şimdi sadece televizyona bağlı olarak kalıyor. Yanlış. Bir de internet bağımlılığı var. Ben öğretmenlere çoğu kere kızıyorum.  İlkokul, ortaokul, lise, üniversite hocaları dâhil sadece ders öğretiyorlar.  Müfredatı takip ediyorlar. Akşam ertesi gün verecekleri dersi bir iki sayfa okuyorlar, ertesi gün çocuklara aktarıyorlar, anlatıyorlar. Bu öğretmenlik değil, iki kere iki dört etmiyor.  Hiçbir zaman iki kere iki dört etmez.

TÜRKÇEYİ ÖĞRENMEK İÇİN GAZETELERİ TAKİP EDİN

Siz neler okuyordunuz, o dönem, okumak için neler yapardınız?

Benim unutulmaz bir hatıram vardır. 1951 olabilir. Ortaokul 1. Sınıfa başladık. İlk ders; Türkçe... Herkesin önünde kitap var ve hocayı bekliyoruz. Genç Kazım hoca geldi. Kürsüye çıktı biz ayağa kalktık. 

“Nasılsınız çocuklar?” diye sordu. 

Biz de, “Sağ olun hocam” dedik. 

“Oturun” dedi.  İlk sorusu şuydu, “Dersimiz Türkçe, herkes Türkçe ders kitabını getirdi mi?” 

Biz heyecanla o çocuk aklıyla, bağıra çağıra, “Getirdik öğretmenim.” dedik. 

Sonra bize, “Bir daha sakın getirmeyin.”  dedi. 

“Niye öğretmenim?”  

“Başka türlü öğreneceksiniz Türkçeyi”  

Bir çocuğu gösterdi; “Bu arkadaşınıza her pazartesi 10’ar kuruş verin. Sonra bu arkadaşınız şu arkadaşa bu paraları versin. O gün o da her gün iki gazete alsın. Bu iki gazeteyi büyük salondaki çerçeveli çuvala duvardaki oralara raptiyelesin arkalı önlü ve siz makaleleri, köşe yazılarını okuyacaksınız. Karikatürlere bakacaksınız, iktisadi haberlere kulak vereceksiniz. Hatta dış politikayla ilgili haberler varsa, onlara da bakacaksınız. Sizleri onlarla imtihan edeceğim.” dedi.  

Ve biz o hafta başladık gazete okumaya. Kuyruğa giriyoruz, gazeteleri arkalı önlü okuyoruz... Günlük gazetelerden biri de Tasvir. 3 sene teneffüste koşamadık, oynamadık... Köşe yazıları okumaktan, karikatürlere bakmaktan... Çünkü soruyordu Kazım Hoca, “Hüseyin Said Yalçın ne yazmış? Ahmet Emin Yalman ne cevap vermiş?” Böyle soruyordu. Sonra dış politikaya dair; “Macaristan Başbakanı Janos Kadar niçin Rusya ile geçinememiş?”

Allah Allah... Bunlara kadar sorardı. Yetmedi, bizi köylere gönderirdi. Köylerde yaşlı teyze ve nineleri bulurduk. “Tabir” derlerdi; “Kuzu gibi sevimli, kurt gibi aç” gibi tabirleri öğrenirdik. O da yetmez türküler devşirirdik. Yani 12 yaşındaki çocukların yapacağı iş değil. Ama üstesinden geldik. 

37 CEKETSİZ ÖĞRENCİ TÜRKİYE’DE BİR YERLERE GELDİ

Röportajlarınızda sık sık “görgü kurallarını” hatırlatıyorsunuz?

Biz sınıfta 37 kişiydik... O 37 kişinin içinden;  9 Profesör, 3 Vali, 4 Kaymakam,  2 Türkiye’de yılın yazarı biri de fakir! Bir Türkiye Gelirler İdaresi Genel Müdürü çıktı yetişti. 37 fakir kimsesiz, ceketsiz, öğrencinin 37’si de Türkiye’de bir yerlere geldi. Bu ülkeye hizmet etti. İşte hoca bu. Giyimiyle, kuşamıyla, konuşmasıyla, istikametlendirişi ile... Kitap okur kitabın dışında güzellikleri aktarışıyla hoca tek başına okur.  Hocalar hiç olmazsa diyorum böyle fırsat buldukça görgü kurallarını öğretse... Bakıyorum televizyonda devlet büyükleri, profesörler, eğiticiler, doktorlar aksırıp öksürmesini bilmiyorlar. Hâlbuki aksırmak, öksürmek, hapşırmak, esnemek, vakti geldiğinde sol elin ön tarafı kullanılıyor. Böyle hapşırılmaz. Bir dostumla,  iki üç ay kadar evvel konuştuk, anlaştık, görüştük.  Ayrılıyoruz avucuna öksürdü öksürdü. Sonra ben giderken tokalaştı tükürüklü eliyle. Onun da suçu yok. Öğrenmemiş, öğretememişler. 

SELAMIN BİLE BİR ADABI VAR

İşte kime selam verilir, kime selam verilmez bunu bari öğretin. Yürüyen oturana selam verir. Koşan yürüyene selam verir. Arabayla atla giden, koşana selam verir. Kim daha hareketli ise selam verme hakkı onundur.  Peki, kimlere selam verilmez? 

Abdest alana selam verilmez. Çünkü o, o anda uhrevi bir âleme hazırlanıyor. Yüce Yaradan’la karşı karşıya gelecek, onun hazırlığı içinde. Onun hayalini niye bozacaksınız? Sonra, son cemaat yerindekilere ve cami içindekilere selam verilmez. İstersen 10 yıldır görüşmemiş ol, namaz biter sonra kucaklaşırsınız, selamlaşırsınız.  Bir de ressam tablosunun son renklerini verecek konuşuyor düşünüyor. Ona selam verilmez. Operatör ameliyata girecek, ona selam verilmez. Hangi neşteri kullanacak? Ne kadar kesecek?  Hastaya göre nasıl anestezi hazırlayacak?  Onun peşinde, ona selam verilmez. Bir bestekâr, beste yapıyor kazara kapısını açmışsan ona selam verilmez. Bunları da öğretmiyorlar. 

ERKEK ÖNDE, KADIN ARKADA OLMALI. ÇÜNKÜ…

Kadın erkek konusunda… Bir kadınla bir erkek merdivenden çıkacak… Kim önde?  Erkek önde olur. Niye? Bir zıpır paldır-küldür iniyordur yukarıdan aşağıya... Kadına çarparsa ne olacak?  Erkek önce duracak. 

Kadın topuklu ayakkabı giyer, tutunamaz, ayağı takılır düşer. Erkeğine tutunacak.  Bir merdiven inerken ve çıkarken erkek önde olacak vazifesi o erkeğin. Bari bunları öğretin. 

Erkek 90- 100 kilo, kadın 50-60 kilo, düşebilir. Bir düşerse yuvarlanırsa yandı.  

Bir de şunu da öğretmiyorlar; çorap hangi renk olur? Çorap ya pantolon renginde olur ya ayakkabı renginde...  Başka renkte çorap giyilmez. Bunu da öğretmiyorlar. Benim defterimdendir bunlar. Böyle üç-beş kişi bulunca öyle unutmasınlar diye kasten üst üste aktarıyorum.  

GÜZEL SANATIN PRENSESLERİ; KARİKATÜR VE RESİM

Çizimlerinizi saklar mısınız? Arşiviniz var mı?

Karikatür ve resim, güzel sanatın prensesleri… Güzel sanatların ağabeysi; mimarlıktır.  Ondan sonra, musiki... Gazetelerde görürsünüz, karikatürist her gün bir karikatür çizer. Toplasanız, ayda 30 karikatür eder. Oh dünyanın parasını alıyor... Durum öyle değil. Karikatüristler her gün 7-8 karikatür çizer ve Yazı işleri müdürüne verir... Yazı işleri müdürü 7-8 karikatürden en sevimlisini, gündemle paralel olanını seçer onu kullanır ve öbürlerini çöpe atar.  Ayda 30 karikatür çizmez, 250 karikatür çizer. Böyle ressamlar ve karikatüristler -ki çoğu benim dostum oldular- görevleri dışında da karikatürleri resimler. Vehip Sinan karikatürist, Yurdagün Göker benim çok yakınımda idiler. Masamın kenarına bir sürü kâğıt koyardım bir de kalemler…  Çay kahve söylerim ziyarete geldiklerinde. Onlar hem konuşurlar hem bir şeyler çizerler hiç boş durmazlardı. Her gelişlerinde 10 -15 sayfa ya karikatür ya resim çizip dönmüşlerdir. Bir ara aklıma, “Bunları biriktirsem bir işe yarar mı?” diye düşündüm. Biriktirmeye başladım. Romancılar, hikâyeciler hatta Yıldırım Gürses çizimleri... Ressam Şahap Ayhan’ın, Malkoçoğlu’nu çizen Ayhan Başoğlu’nun çizdiklerini saklamaya başladım. Bir sürü var. (Eskizleri gösterir) Onlar konuşurken sohbet ederken bile çalışırlardı. 

“KARİKATÜRİST, RESSAM ESKİZ ÇALIŞMALI”

El, parmak, bilek, dirsek, dengesini muhafaza etmek için hani eskiden hattatlarda Cuma günleri tatil olduğu için bir gün çalışmadıklarından, resim yapmadıklarından söylerlermiş; 40 yılda geçse Cumartesi günü çizdiğim elimi hatırlarım.

Hafif bir acemilik oluyor bir gün çalışmadı ya o yüzden her gün en az 8-10 saat karikatürist karikatür, ressam eskiz çalışmak zorunda. 

Efendim, çok teşekkür ederiz, kıymetli vaktinizi bize ayırdınız.

Rica ederim. Ziyaretinizle beni mutlu ettiniz. İbrahim beye (Özdabak) selamımı iletin Çok çalıştık birlikte…

Röportaj: İrem DEMİR / cankardeseditor@gmail.com

Okunma Sayısı: 1384
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hayati Binler

    14.3.2018 09:38:57

    Gürbüz beyin güzel sanatları tarif ederken akrabalık bağları kurması çok hoşuma gitti: Güzel sanatların ağabeyi mimarlıktır, ondan sonra musıki. Güzel sanatların prensesi: Karikatür ve resim. Acaba şöyle devam edebilir miyiz: Edebiyat amcaoğlu; müşahhas heykel, zulm-ü mütehaccir yeğeni; dans ise yaramaz çocuğu denilebilir belki.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı