"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İran da Risale-i Nur okumalı

04 Ocak 2018, Perşembe
İranlı bilgisayar programcısı Hassan Karami, Mevlana ve Şems-i Tebrizi’nin yürüdüğü güzergahla Konya’ya gelerek İran’da nurcularla tanışmasını ve 10 sene önce de geldiği Konya’yı anlatırken, “Risale-i Nur’u çok okumadım. Farsçası yoktu. Ama medreselerde kalan insanları tanıdım ve onlar çok iyi insanlar. Ve bu insanlardan hiç kötülük görmedim, hiç incinmedim. Çok muhabbet ettik ve çok memnun kaldım” dedi.

GİRİŞ: “Allah’ın adıyla” kendini tanıtmaya başlayan İranlı bilgisayar programcısı Hassan Karami (33), İran’ın Tebriz şehrinde 1984 yılında dünyaya gelmiş. Karami, Mevlânâ ve Şems-i Tebrizi’nin yürüdüğü güzergahtan bisikletiyle İran’dan Konya’ya geldi. 

1 ay süren seyahatinde yaşadıklarını kaleme alan Karami, ‘Şems’in İzinde’ adlı kitabını 3 ay önce Farsça yayımladı. Kitabını Türkçe olarak da yayımlamak istediğini söyleyen Karami, ‘’Kitabımı okuyanlar, Mevlânâ Müzesi’ni ziyaret etmek için Konya’ya gelmeyi düşünüyor” dedi.

İran’ın Tebriz şehrinde yaşayan Hassan Karami, çocukluğundan itibaren Mevlânâ ve Şems-i Tebrizi’nin şiirleriyle ve kitaplarını okuyarak büyüdü. Okuduklarından etkilenen Karami, Mevlânâ ve Şems-i Tebrizi’nin yürüdüğü yollardan bisikletiyle İran’dan, Konya’ya gelmeye karar verdi. 2007 yılında çalıştığı iş yerinden izin alan Karami,  yaklaşık 2 bin 500 kilometre pedal çevirip 1 ay içinde Konya’ya geldi.

Karami, Konya’dan da yine bisikletle Şam’a geçti. Oradan da otobüsle ülkesine döndü. Yazmış olduğu kitabından yola çıkarak kendisiyle sohbet ettik. Nurcular ile ilgili düşüncelerini sorduk. Buyrun.

Yazmış olduğunuz kitap hakkında bilgi verir misin?

Yazdığım kitabın ismi “Şems’in İzinde Tebriz’den Konya’ya Konya’dan Şam’a”. Tebriz’den 2007’de yolculuğa başladım. Şems’in şehri Tebriz’den Konya’ya geldim, Konya’dan da Şems ve Mevlânâ’nın ders okuduğu yer olan Şam’a gittim. Kitabım seyahatname gibi ama kitabımda yaşadığım olaylara, gittiğim yerlere göre Mesnevî’den, Şems’ten ve diğer kitaplardan bilgiler yazdım. Bazen gittiğim yerlerin tarihine baktım, Mevlânâ ve Şems’in zamanına ait olan seyahatnameleri inceledim. Mevlânâ ve Şems zamanındaki bilgileri de yer verdim.

Kitabı yazmandaki amaç ne?

Yolculuğum çok hayırlı ve bereketliydi. Başıma iyi olaylar geldi, istedim ki yaşadıklarım miras kalsın ve okuyanlar bunlardan faydalansın. Üç ülkenin arasında kardeşlik olsun; İran, Türkiye, Suriye.

Mevlânâ ve Şems’i araştırma isteğin nereden doğdu?

Ben çocukluğumda Mevlânâ ve Şems’in kitaplarını okumaya başladım. Ve o zamandan beri buranın yaşayışını ve insanlarını çok merak ederdim. Çocukluğumda da seyahat etmeyi severdim. Bunların hepsinin birleşmesiyle yolculuğum başladı.

TEFEKKÜRÜN TADI

Neden Konya? 

Konya ve Tebriz’in bir bağı var, o da Şems-i Tebrizi ve Mevlânâ’dır. Tebriz’den Şems ve Mevlânâ’nın gittiği yollardan ben de bisikletle gitmek istedim.

Neden bisikletle seyahat etmek istedin?

Bu zamanda kalabalık şehirlerde herkesin kafası karışık ve dolu. Yolculukların manası eskisi gibi değil. Şimdi herkes uçakla uzun mesafeleri kısa sürede gidiyor, otellerin hepsi aynı. İnsanlar hiç yerli insanları ve köyleri görmüyor. Ben istedim ki bisikletle gideyim, eski zamanlardaki gibi sabah namazından sonra yola çıkıp akşam nereye kadar gidebilirsem, hangi köye varabilirsem orada kalayım. Bu şekildeki yolculuk beni motive ediyordu. Bisikletle gezerken tabiatı tefekkür etmek yolculuğumun tadını çıkarmama vesile oluyordu.

Seyahatinizde aklınızda kalan ve çok etkilendiğin olay var mı?

“Benim seyahatimin her dakikası hatırayla doluydu. Yolda çok iyilikler gördüm. Çok rahmetler gördüm. Tevekkülün etkisini, tesirini gördüm. Allah’a tevekkül ettiğin zaman, kendini onun eteğine bıraktığın zaman her şey rast gelir. Meselâ hiç malî problem olmuyor, kötü insanlarla karşılaşılmıyor. Maalesef tevekkülü günlük hayatımızda unutuyoruz. Ama yolda tevekkülün önemini çok iyi anladım. Türkiye’de medresedeki kardeşlerimizle tanışmak çok iyi oldu. Şimdi onları internette görünce çok seviniyorum. Her dakikası mübarek bir yolculuktu. İnşallah kitabımı okuyanlar da feyiz alır. İnşallah az dahi olsa okuyan benimle birlikte yola çıkmış gibi olur.

BEDİÜZZAMAN’I TANIYORDUM

Konya’ya gelmeden önce Bediüzzaman ve Risale-i Nur hakkında bilgin var mıydı?

Gelmeden önce bilgim yoktu. Buraya geldim Allah’ın rahmeti yardımcı oldu. Konya’daki kardeşler bana çok muhabbet ettiler, yardım ettiler, öylelikle tanıdım. Bediüzzaman’ı İran’da tanıyan çok az kişi var.

Risale-i Nur Talebelerini nasıl buldun?

10 yıl önce de Konya’ya geldim, şimdi de Konya’dayım. Çok mü’min insanlar olarak gördüm. Allah bilir, ama hepsi çok sağlam Müslüman elhamdülillah. Hepsi namazında. Kötülüklerini görmedim. Elhamdülillah hepsi iyi insanlar.

Bundan 10 yıl öncede Konya’da medresede kaldınız, şimdi de medresede misafirimizsiniz. Seni buraya çeken nedir?

Muhabbet. Muhabbet beni buraya çekti. Eski arkadaşlarımı görme isteği buraya çekti. Bizde bir söz var: “İnsan açık kapıya gitmez açık yüze gider.” Açık yüz oldu geldik. Bir de zarar dokunmayan bir yer. Buraya geldik eski arkadaşlarımı gördüm, yeni arkadaşlar edindim. İnşallah sizleri İran’da misafir etmek isterim.

RİSALELERİN FARSÇASI YOK

Risale-i Nur hakkında ne düşünüyorsun?

Ben Risale-i Nur’u çok okumadım. Farsçası yoktu. İran’da anadil Farsça olduğu için okuyamadım. Ama medreselerde kalan insanları tanıdım ve onlar çok iyi insanlar. Ve bu insanlardan hiç kötülük görmedim, hiç incinmedim. Çok muhabbet ettik ve çok memnun kaldım. Kitabımda da bu muhabbetlerimizden bahsettim. İnşallah Türkçe’ye çevrilirse okunur. Kitabımda medreselerdeki arkadaşlarımdan, Recep Abiden ve onun arkadaşından bahsettim. Orta Doğu’daki sorunlardan, işgallerden ve sömürgelerden konuştuk ve iyi oldu, ben de kitabımda bunları yazdım. Risale-i Nur’u okuyan insanları gördüm. Kardeşliğe inanan, savaşa inanmayan insanlar. Konuşarak sorunları halletmeye çalışan insanlar.

Bediüzzaman ve Risale-i Nur denince aklınıza ne geliyor?

Bediüzzaman ve Risale-i Nur denince aklıma Konya’daki medreseleri, iyi insanları, iyi çocukları, namazı vaktinde kılan, pisliklerden uzak olan, İslâm’a uygun amel eden talebeleri aklıma geliyor. Elhamdülillah aklıma kötü bir şey gelmiyor.

İttihad-ı İslam hakkında düşünceleriniz nedir?

İttihad-ı İslâm gereklidir. İran’ın büyük hocalarının İttihad-ı İslâm hakkındaki görüşlerini kitabıma aldım. Araplar Osmanlı’dan ayrılınca başları belâya girdi, bunu kitabıma aldım. İngiltere ve Fransa’nın amacı neydi? Ülkeleri küçük küçük parçalara böldüler. Bunlardan bahsettim. Mehmet Âkif’in şiirini kitabıma aldım, Osmanlıca’dan Farsça’ya çevirdim. Bu şiir İttihad-ı İslâm’ı çok güzel anlatıyor. Kitabımda İttihad-ı İslâm’dan çok bahis var. İttihad-ı İslâm, kardeşlik sayesinde, gidip gelmek, konuşmak vesilesiyle olur. Fakat sözle olmaz. Herkes İttihad-ı İslâm’dan bahsediyor ama sonra diyor ki en büyük ben olayım. Böyle olmaz. Kardeşlikle İttihad-ı İslâm olabilir. Osmanlı’nın elbette problemleri vardı, bazı yanlışları da vardı, son dönemlerinde ekonomide bozulmalar da vardı, ama vücudu İslâm Dünyası için çok hayırlıydı, faydalıydı. Maalesef bozuldu ve bozulmadan sonra Batı’nın sömürgesi başladı. Orta Doğu’daki şimdiki problemler o zamandan kalma. Suriye, Lübnan, Filistin problemlerinin hepsi Osmanlı bozulduktan sonra çıktı. Bozulmadan önce problem yoktu. İnşallah Müslümanlar uykudan uyanırlar ve İttihad-ı İslâm gerçekleşir.

Hassan Karami’nin kitabının önsözü

“Sevgili dostum, bu kitabı açmanla beraber tanıdık diyarlara bisikletle yapılan bu seyahatte benimle yoldaş olacaksın. Ey yoldaş, hazırlık eksikliği, bisiklet eksikliği ... gibi hiçbir bahaneye yer yok. Sadece elimi tut ve bisikletimin üstüne otur ki birlikte Şems’in diyarı Tebriz’den Şems’in izinde Mevlânâ’nın diyarı Konya’ya doğru gidelim. Bizim yolculuğumuz “seyr-i âfâk”, “seyr-i enfüs” ve “seyr-i tarih” olacak. Biz tarihin yorgun sokaklarında ve son sekiz yüzyılın içinde gezip bu sokaklardan Şems ve Mevlânâ’nın cennetlik kokusunu alacağız. Konya’da da Şam’a giden Mevlânâ’nın kervanına katılıp Şems’i bulabilmek ümidiyle onların muhabbet ettikleri Şam şehrine gideceğiz. Bizim seyahatimiz pencerelerle dolu, onlardan geldiğimiz mekânların geçmişine bakacağız. Bu pencerelerin çoğu Şems ve Mevlânâ’nın devrine açılır. Ey yoldaşım, senin elinin dolu olmasına gerek yok, kalbini saf tutsan yeter. Merak etme, her şey heybende var. Heyben ruhu arındıran ve huzur veren erzaklarla doludur. Benim yüküm “Mesnevî”, “Divan-ı Kebir”, “Fihi Ma-Fih”, “Makâlât-ı Şems-i Tebrizî” ve benzeri kitaplar ile dolu. Korkma, bu hazinelerin olduğu yerde daralma hissi seni bulamaz! Bu yüzden hiç tereddüt etme, yollar, güller ve bülbüller ile bizi çağırıyor.”

RÖPORTAJ: Said DONMAZ / msaiddonmaz@gmail.com

 

Okunma Sayısı: 3001
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı