"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İsrail’e Türkiye’nin değil AKP’nin ihtiyacı var

12 Ocak 2016, Salı 11:51
"Aç bir parantez''in bu haftaki konuğu Şair Yazar Roni Margulies. Yahudi asıllı Margulies'e Türkiye’nin İsrail ile olan ilişkilerini değerlendirmesi için "Aç Bir Parantez" dedik. AKP hükümetinin dış politikadaki başarısızlıklarından dolayı bölgede ve dünyada git gide yalnızlaştığını dile getiren Margulies, AKP’nin bu yalnızlığı giderebilmek adına bulabildiği bütün müttefiklere sarıldığını söyledi.

"Ablukanın kaldırılması gibi bazı koşullar öne sürdük falan demeleri tam bir palavra. Yahu İsrail devleti “aman Türkiye’nin dostluğunu kazanayım” amacıyla Filistinlilerin üzerindeki ablukayı kaldıracak diye düşünmek çocukluktan da öte bir saflıktır."

İsrail’le ilgili son açıklamalar Türkiye’de bir anda gündemin yeniden şekillenmesine sebep oldu. AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in “İsrail ve Türkiye dosttur", Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İsrail’e ihtiyacımız var” şeklindeki açıklamaları nasıl değerlendirilmeli. Gerçekten İsrail’e ihtiyacımız var mı?

İhtiyacımız kelimesindeki “m” harfi, yani “bizim” ihtiyacımız... Tümüyle anlamsız. Kimden söz ettiğimize bağlı. Hükümetin İsrail’e ihtiyacı var, evet. Ama geri kalanımızın ihtiyacı var mı? Çok kuşkulu. 

Hükümetin ihtiyacı var derken biraz açmanız mümkün mü, neyi kastediyorsunuz?

Şunu kastediyorum, Türkiye’nin dış politikası şu anda tümüyle başarısız olmuş, Türkiye hemen hemen tümüyle bölgede ve dünyada yalnız kalmış durumda ve bunlar bu hükümetin uyguladığı dış politikaların sonucu. Hükümetin kendi dış politika hedeflerinin hiç biri gerçekleşmedi, çünkü bunlar baştan gerçekçi hedefler değillerdi. Neydi bunlar, hatırlayalım. Hayali bir “Osmanlı barışı” gibi, hiçbir Arap’ın ciddiye bile almayacağı bir proje meydana getirdiler, bu proje doğrultusunda Ortadoğu’daki “büyük abi” rolüne soyundular. Bu tabii ki gerçekdışı bir proje. Ortadoğu dünyanın en istikrarsız, üzerinde en çok emperyalist gücün at koşturduğu bir yer. Burada Türkiye’nin “büyük abi”, önde gelen güç olma ihtimali zaten sıfırdı. Dahası, kendi sınırları içinde daha Kürt sorununu çözemeyen, savaş yaşayan bir hükümet, Ortadoğu’ya nasıl barış falan getirebilecekti ki? Dahası, Cumhurbaşkanı giderek daha da otoriterleştikçe Batı’da da gözden düşmeye başladı. Bu alanlarda başarısız olduktan sonra, yalnız kalınca, tabii ki bulabildiği bütün müttefikleri toplamak zorunda. Kısacası, İsrail’e hükümetin ihtiyacı var. Ama bizim Türkiye halkları olarak böyle bir ihtiyacımız yok. 

Hükümet belki de doğabilecek tepkilere karşı “Filistin’deki ablukayı kaldırmak için diyalog kapısı açıyoruz” gibi bir söylem geliştirdi. Bu ne kadar samimi? Eğer amaç bu idiyse “one minute” çıkışı neden yapılmıştı? 

Bu savrulma şöyle açıklanabilir. Türkiye, bu hükümetin yalnış dış politikaları yüzünden yapayalnız kaldı, üstelik bölgenin çivisi çıkmışken, göz gözü görmezken yalnız kalmak iyice tehlikeli ve zor bir durum. Değişen bu. Bu nedenle, dün “one minute” derken bugün “İsrail’e ihtiyacımız var” diyor. Kendi açısından haklı olabilir, benim açımdan, bizim açımızdan haklı değil.  Tepki olmamış olması mümkün değil. Yani insanlar aptal değil, insanlar biliyor. Sen dün şöyle diyordun İsrail hakkında, bugün dostumuzdur diyorsun. İstediği kadar yandaş medya bu U- dönüşünü haklı göstermeye çalışsın, insanlar bir U- dönüşü olmuş olduğunun farkındadır.

“One Minute” çıkışı neydi peki?

O bir iç politika aracıydı. Devlet yönetmeye başladıktan sonra kendi hislerini arka plana atıyorsun, hislerinle davranmayı terk ediyorsun, ahlaklı ve dürüst davranmayı terk ediyorsun. Bu hükümet de böyle. Sadece İsrail’le dostluk konusunda da değil üstelik. Bir dizi konuda böyle. Vaatlerinin aksine işler yaptı ve yapmaya devam ediyor. Ablukanın kaldırılması gibi bazı koşullar öne sürdük falan demelerine gelirsek, bu tam bir palavra. Yahu İsrail devleti “aman Türkiye’nin dostluğunu kazanayım” amacıyla Filistinlilerin üzerindeki ablukayı kaldıracak diye düşünmek çocukluktan da öte bir saflıktır. İsrail devleti, Amerika’nın basıncına bile ayak direyebilen, karşı çıkabilen, 1948’den beri Filistinlilere karşı siyasetini değiştirmemiş, sınırsız baskılara rağmen gık dememiş bir devlet. Türkiye’yi memnun etmek için ablukayı kaldıracağını düşünmek cidden gülünç!

İSRAİL’İN ÖZÜR DİLEMESİNİN ANLAMI SIFIRDIR

İsrail’le ilişkilerin düzelmesi noktasında belli şartlar öne sürüldü. Özür, tazminat ve ambargonun kaldırılması gibi. Bu da “İsrail’e ilk özür dileten devletiz, tazminat alıyoruz, ablukayı da inşallah kaldıracağız” gibi sunulup propaganda yapılıyor. İsrail devleti ciddi manada özür diledi mi? Tazminat ödemeyi kabul etmesi, İsrail’i “parasını verdim istediğimi öldürürüm” sürecine iteler mi? İsrail’in bu üç şartı kabul ediyor olması bizim İsrail’le iyi ilişkiler kurmamızı gerektirir mi?

Bakın, diplomasi dünyasında her türlü şey yapılır, olur. Her türlü oyun oynanır. Ve üstelik biz sıradan vatandaşlar o düzlemde neler olduğunu hiçbir zaman bilemeyiz. Orası kendine özgü, tiyatro gibi bir alan. Bir yandan kamuoyuna İsrail’in özür dilemiş olduğu ilan edilir, ama bir yandan diplomatlar kendi aralarında kim bilir ne anlaşmalar imzalamışlardır, anlaşmışlardır. Gerçeğin ne olduğunu bilmek zor. İsrail’in özür dilemiş olması laf-ı güzaf. Özür dilese ne olur, dilemese ne olur? Diplomatik düzlemde özür dilemiş olmasının anlamı sıfırdır. Tamam, sembolik bir önemi olabilir. Ama İsrail’in davranışlarını değiştirmiş olduğu veya bundan sonra değiştireceği veya Filistinlilere yaklaşımının farklı olacağını düşünmek çok anlamsız. Tümüyle anlamsız. Orada bir devlet var, bunun politikaları var. İç politikaları her zaman dış politikalardan daha önemli. Dış politika alanında Türkiye’den eğer gerekiyorsa özür de diler, tazminat da öder, ama bunun hiçbir somut anlamı olmaz. Filistinliler açısından hiçbir anlamı olmaz. Bunu hükümet böyle ilan ediyor, ama kendilerinin yarım saniye bile böyle düşündüğüne inanmıyorum. Onlar bilir çünkü: Diplomasi başka bir şey, ülkende uyguladığın siyaset başka bir şey.

İsrail devleti bu gücünü nereden alıyor? Amerika’ya bile karşı. Çünkü bir önceki röportajımızdaki tabirinizle, “Korsan, işgalci, Filistinlilerin topraklarına çökmüş bir devlet” bu. 

İsrail gücünü çok basitçe, Batı emperyalizminin Ortadoğu’daki en güvenilir müttefiki ve her koşulda güvenilir jandarma karakolu olma niteliğinden alıyor. Şöyle: İsrail’in Amerika’ya ihtiyacı var, Amerikan desteği olmadan İsrail’in küçücük bir devlet olarak varlığını sürdürmesi mümkün değil. Ama Amerika’nın da İsrail’e ihtiyacı var. Niye? Çünkü dünyanın en istikrarsız, en sık çivisi çıkan bölgesinde her koşulda kendine son tahlilde bağlı olacağını bildiği bir müttefike ihtiyacı var. Amerika’nın müttefiki çok. Suudi Arabistan’dan Türkiye’ye, Ürdün’den Mısır’a kadar, ama bunların hepsi son tahlilde istikrarsız ülkeler. Bir zamanlar İran da Amerika’nın en önemli müttefiklerinden biriydi. Ne oldu? Birkaç haftada devrildi İran Şahı. Mısır’ın eski lideri Mübarek Amerika’nın sarsılmaz müttefiğiydi, 18 gün içinde devrildi. Dolayısıyla bu diğer müttefikler, Türkiye dahil, son tahlilde Amerika’nın %100 güvenebildiği müttefikler değil. İsrail Amerika’ya göbekten bağlı olduğu için Amerika ona %100 güvenebiliyor. Farklı bir müttefik. O nedenle İsrail’in de Amerika’ya karşı çok nazı geçiyor. Bazen Amerikan çıkarlarını bile tehlikeye düşürecek ölçüde bağımsız davranabiliyor. Ama son tahlilde Amerika’ya bağlı. 

Niye diğer ülkeler istikrarsız ya da İsrail niye istikrarlı, homojen yapısından dolayı mı?

Arap ülkeleri zaten istikrarsız rejimler. Büyük çoğunluğu ya diktatörlük, Suriye gibi ve şu anda Mısır gibi, ya da tamamen çağdışı krallıklar, şeyhlikler, popüler tabanı olmayan garip ailelerin yönettiği ülkeler. Bunlar niye istikrarsız? Diktatörlük olduğu zaman uzun süre belki başta kalabiliyor, fakat düştüğü zaman da çok fena düşüyor. Mübarek örneğinde olduğu gibi. Çünkü diktatörlerin tabanla organik demokratik bir ilişkisi olmadığı için, iktidarını baskıyla sürdürdüğü için eninde sonunda o halk bunları deviriyor.

Ajanslardan takip ettiğimiz kadarıyla Filistin’deki durum gündeme çok fazla gelmedi. Bu aralar çok yansımaya başladı İsrail’in Filistin’e uyguladığı politikalar. Evlerin betonla doldurulması, ezanı yasaklaması mevzuu var, Mescid-i Aksa’ya polislerle girilmesi, abluka altında İsrail’in bu uygulamalarının şu anda gündeme gelmesi dostluk açıklamalarıyla bağdaştırılabilir mi? İhlallerin bu kadar  artmasının sebebi olabilir mi? 

Artmasının sebebi, bir zamandır Filistinli gençlerin yeni bir intifada başlatma çabası.

Yeni bir intifada mı var, çözüm olacak mı?

Hayır. Kalkışma bile değil. Henüz o boyutlara ulaşamadı. On ila 18 yaş arası çocuklar sokakta İsraillileri bıçaklıyor veya ateş ediyor, çok çaresiz bir eylem tarzı. Ama belli ki bu şekilde daha genel bir hareket başlatma çabasındalar. Çok da örgütlü bir çaba değil, öyle görünmüyor, ama 30 küsur İsrailli öldü yanılmıyorsam. Tabii her zamanki  gibi buna karşılık İsrailliler 130 küsur Filistinli öldürdü. Bunun yanı sıra başka önlemler de alıyorlar ve bu önlemler İsrail devletinin klasik tepki biçimi. İşgali ilerletiyor, Filistinlilerin hayatını daha da zehir etmeye yönelik adımlar atıyorlar. Çözümü ise, İsrail “Yahudi devleti” olarak silinmeli. “Yahudi devleti” olmaktan çıkarılmalı ve orada yaşayan herkesin memleketi haline getirilmeli.

Kim yapacak peki bunu? 

Filistinliler yapacak, kafası çalışan Yahudiler yapacak, komşu ülkelerin Arap halkları hep beraber yapacak.

BM’nin işgal altındaki, Filistin topraklarındaki insan hakları raportörü istifa etti. İstifa etme sebebi ise İsrail’in kendisini Filistin’e sokmaması. Yani BM’nin dahi sokulmadığı...

Ama niye “BM’nin dahi” diyorsunuz ki? BM dünyanın neresinde, ne zaman, neyi çözmüş ki? Böyle bir beklenti niye var ki? BM kim yahu? BM, zaten Amerika ve arkadaşları. Kimin sözü geçiyor, kimin ağırlığı var BM’de! Bu çok afaki bir beklenti.

İsrail uyguladığı şiddet konusunda daha insancıl olamaz mı? Aldığım notlar arasında Kasım ayında öldürdüğü Taha’yı daha geçen gün toprağa vermişler. Cesedi daha yeni teslim edilmiş. Neden böyle insanlık dışı davranıyorlar?

Dikkat edersek İsrail aylardır konu değil. Sürekli IŞİD konuşuluyor, Suriye konuşuluyor. İran’la Suudi Arabistan’ın birbirine girişini konuşuyoruz filan. İsrail yöneticileri şu anda kıs kıs gülüyorlardır. Harika bir durumdalar yahu! Bütün düşman diye gördükleri ülkeler birbirine girmiş, bölgenin çivisi çıkmış, İsrail’e ne dokunan var, ne bakan var, oh ne güzel! İstediklerini yapıyorlar.

Röportaj: Gökhan Yılmaz MGokhanYlmz / Ekrem Özden ekremozden86
acbirparantez@yeniasya.com.tr

Fotoğraf: Mustafa Sait Önal

Haber Merkezi

Okunma Sayısı: 4931
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • HÜSEYİN İLHAN

    12.01.2016 07:51:03

    DİPLOMASİYİ bilmeyen,anlamayan,anlamak istemeyen SAFDERUNLARA BİR İHTAR DAHA.RTE ve AKP nin palavralarıyla kandırılmaktan uyanın.AKP rahmetli ÇAĞLAYANGİL in 1967 KIBRIS PROBLEMİNDEKİ BAŞARISINI DAHİ başaracak ÇAP,KABİLİYET,MAHARET,BECERİ VE AKIL-İDRAKTE değil.AKP-RTE ancak dostlarına KAZIK ATMADA,DİNİ İSTİSMAR EDİP,OSMANLI İSMİNİ SPOR KULUBÜNE VERİP KÜFÜR ETTİRME,OSMANLI OCAKLARINI KURDURUP MAFYAVARİ GÖSTERMDE BAŞARILILAR. UAYNIN SABAH KAÇINCI DEFA OLDU.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı