"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kemalizm, siyasal İslamcılıkla sürüyor

26 Eylül 2015, Cumartesi
“Siyasal İslam ve nurcular” kitabının yazarı Şükrü Bulut, Yeni Asya’ya konuştu.

Yeni kitabınız hayırlı olsun. Hazırlamaya nasıl karar verdiniz? Biraz bahseder misiniz? 

Bu kitap benim kitabım değil. Bu kitap okuyucuların ısrarı üzerine ortaya gelen bir çalışmadır. Okuyucular mütemadiyen gazetede çıkan yazıların kitap olup olmayacağıını sordular. Ve birkaç yere de müracaat etmişler. Arkadaşlar da yazıların bir araya getirilip kitap olmasını istediler. Bu kitabın yalnız gazetede çıkan günlük yazılarla çıkması biraz çıplak gibi geldi. Onu giydirmek gerekiyordu. Kitabın iyi anlaşılması için asr-ı saadetten Bediüzzaman’a ve onun vefatına kadar devam eden süreç içerisinde siyasal islamın değişerek gelişimi üzerinde durduk. 

Yine Bediüzzaman’ın talebelerini bekleyen siyasal İslam tehlikesi üzerinde durduk. Hem bizzat talebeleri hem de Risale-i Nuru okuyanları bekleyen siyasal İslam tehlikesini örneklerle, yani geçmişte Bediüzzaman hayattayken siyasal İslamcılar üzerinden onun talebelerine nasıl el attıklarını, o günkü rejimin nasıl ilgilendiklerini örneklendirerek anlatmaya çalıştık. Olayı bu çerçevede 1970’li yıllara getirdik. 1970’li yıllarda da nasıl bir sürecin takip edildiğini günlük yazılarda zaten anlatmıştık. Kitabın önemli bir kısmı da hatime bölümünde ortaya geldi. Siyasal islamdan korunma çareleri… Yani nasıl kurtulacağız biz siyasal İslam tehlikesinden? Sonuç bölümünde de ittihad-ı İslam, uhuvvet-i İslam, Müslümanların birlik ve beraberliğini tekrar vurgulamak istiyoruz. Bu kitapta şahıslardan bahsetmedik. Prensipleri anlattık. Bir ayna koyduk. Herkes o aynaya bakarak “Ben siyasal İslamcı mıyım, değil miyim?” veya “O karede görünüyor muyum veya siyasal İslamcılık tehlikesi var mı?” diye soracak. Sonunda da Risale-i Nur’daki bazı ekleri ilave ettik. Yani çok önemli, nazarda tutulması lazım gelen mektupları ve diğer bazı yerleri de ekler bölümünde koyarak böyle bir çalışma yaptık. 

Çalışmanın bir diğer tarafı da şu: Bu yedi sekiz sene içinde yazdığımız yazıların toplamıdır  bu kitap. 7-8 sene içerisinde siyasal İslamcılık nasıl bir seyir takip etmiş? Yani sekiz sene önce biz ne söylemişiz? Sekiz sene sonra ne söylemişiz? Söylediklerimiz örtüşüyor mu birbiriyle? Önemli olan Cenab-ı Hak ihlasla bitirmeyi nasip etsin. Ve inşaallah tesirini halk etsin. Bu çalışma benim şahsi çalışmam değil. Bu çalışma şahs-ı manevinin çalışması, yani okuyucusuyla, gazetesiyle, neşriyat biriminde çalışan arkadaşların büyük özverileriyle ve fedakârlıklarıyla meydana gelen bir çalışmadır diye düşünüyorum. 

Kimdir siyasal Siyasal İslamcı? Bir tarifini yapar mısınız?

Cevap: İslamiyeti politik bir alet olarak bir yerlere ulaşmak için bir alet olarak kullanan ve bu şekilde ortaya çıkanlara biz siyasal İslamcı diyoruz. Bu Dört Halife devri bittikten beri süregelen bir şey. Yani İslamiyeti bir yere ulaşmak için kullanmış. İşte Muaviye, işte Selefiler işte Şia.

Bediüzzaman Hazretleri Eski Said döneminde siyaseti dine hizmetkâr etmeye çalıştığını, ama siyaset yoluyla dine hizmet etmeye çalışmanın zor ve tehlikeli olduğunu söylüyor. Bu konuda neler söylersiniz?

Çoğu yerde de şunu söylüyor Bediüzzaman Hazretleri, o zamanlarda da ben siyaseti dine hizmet ettirmeye çalıştım diyor. Burada da Üstad siyasal İslamcılığa girmiyor ve fetva da vermiyor. 

Tanımlar çok net Üstad’da… Hiçbir tanımda karışıklık yok. Sultan Abdülhamid’in anayasasına karşı çıkanlar, tekfir etmişlerdi Sultan’ı. “Sen neden anayasayı çıkarıyorsun. Anayasamız Kur’an’dır” diye. Bu bir zihin yapısıdır. Bugün gördüm sokağa yazmışlar: “Oy vermek Allah’a şirk koşmaktır. Oy verme!” Bu aynı çizgidir işte… 

Bu sloganlar bir yerde, bir fabrikada hazırlanıyor. Ama bu malzemeyi üreten Siyasal İslamcılık pazarını esas alıyor. Aynı fabrika bir yandan Siyasal İslamcılar, bir taraftan ırkçılar, bir taraftan Kemalistler, bir taraftan komünist devrimciler için üretiyor. Yani hangi pazar, hangi malı kullanacaksa ona göre üretiyor. Ama üretim merkezi fazla değil Türkiye’de, bir veya ikidir. Amerika’da çok, Avrupa’da birkaç taneden fazladır. Ama Türkiye’de fazla değildir. Bir, ikidir… Çünkü başka üretimhanelere müsaade etmez rejim. Yani fikir üretimine müsaade etmez. 

Burada da Üstad’ı görüyoruz. Çok net tanımlar, net duruşlar… Dine hizmet ederken siyaseti kullanma meselesi, sizin bürokrasiyi dine hizmet ettirmeniz, paranızı pulunuzu dine hizmet ettirmeniz, statünüzü dine hizmet ettirmeniz manasında anlaşılır. Hz. Hatice anamız herşeyini Peygamber Efendimize feda etmiş. Yani hizmet etmiş. Hz. Ebubekir Sıddık aynı şekilde... Her şeyi dine feda etme noktasında bir yaklaşımdır. Fakat Siyasal İslamcılık din ile bir yere ulaşma… Üstad buna, Sünuhat’ta şöyle işaret ediyor: Elindeki Kur’ân’ı daha kuvvetli bir ele/himayesine versin, ta ki düşmesin Kur’ân… O aziz bir insandır. Ama ondan önce bir şey daha var, nedir o diğeri? “Darbe geldiği zaman Kur’ân’ı kendisine siper ederse karşı tarafın ona olan kızgınlığını ve hücumunu arttırır ve Kur’ân’ı da kuvvetli bir elden mahrum eder” diyor. İşte bu, Siyasal İslamcı zihniyetiyle herşeyini İslam’a feda edenlerin ayrıştığı bir çizgidir.

Türkiye’de demokrasiyi istemeyen, milletin kendi değerlerine dönüşünü istemeyen, geleneklerine karşı olan bir zihniyet var Türkiye’de. Bu zihniyet diyor ki, “Her şeyi ben dizayn ederim. Her şey benden sorulur. O zaman benim direk demokratlarla, demokrasi ile mücadelem şu anda mümkün değil, bir araç kullanmam lazım. Nedir o araç? Siyasal İslamcılar.” 

Kemalizm aradaki aracıları kullandıktan sonra başarıya ulaşmış. “Yani Demokrat Parti’nin ve Demokrat Parti’nin  devamı olan Adalet Partisi’nin yüzde 55 reyi  var. Şimdi ben bununla eğer yüzde 20 düşürürsem benimle aynı seviyeye gelir, tek başına iktidar olamaz. Ondan sonra ben onu iktidar yolundan alıkoyarım.” Buna kim yardımcı oluyor? Siyasal İslamcılar yardım ediyor. 

Zaten 12 Eylül’den sonra da tamamen mesele Kemalizm ile Siyasal İslamcılık arasında gitmiş gelmiş, üçüncü bir yol yok. Yani 12 Eylül’den sonra Siyasal İslamcılıkla Kemalizm’in istibdadı devam ediyor. Yani kendisi 12 Eylül’le birlikte bir şablon, bir çerçeve ortaya koymuş. Bu çerçeveye kimseyi yanaştırmamış, kanunlarını yönetmeliklerini hazırlamış. Bunun içine oturabilen, yardımcı olabilecek unsurlar nedir? Kısmen ırkçılık, ama daha çok Siyasal İslamcılar… Bugüne kadar da 35 senedir getirmiş. 

Bir de Bediüzzaman Hazretlerinin “Euzu billahi mineşeytani vessiyaset” sözü var, bu konuda neler söylersiniz?

Üstad Hazretleri bunu Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İstanbul’a geldikten sonra buradaki ayrışmayı ve “Benim siyasî görüşüm tarafım partim kazansın da isterse Osmanlı kaybolsun, isterse ordu mağlup olsun…” diyen anlayışı görüyor. Kendi fikr-i siyasisine mutabık olan kişiyi münafık da olsa ona rahmet okutması, eğer muhalifse salih de olsa onu tekfir etmesi, 1917-18’deki Osmanlı siyasetinde gelinen nokta… Üstad, bu anlayıştan korktum ve “Euzu billah imineşşeytani vessiyaset” dedim diyor. 

28 Şubat sürecinde, yanlış hatırlamıyorsam, bir siyasi parti lideri “Bizi iktidara getirip perişan mı etmek istiyorlar” minvalinde birşeyler söylemişti. Hakikaten de öyle olmuştu. Şu anda Mısır’daki ihvanın durumu da öyle, yani iktidara geldiler perişan oldular.

Bütün hareketler öyle. Şimdi müteharrik-i bizzat değilsen müteharrik-i bilvasıta isen birileri seni getirecekler; ama ne kadar kullanacaklar, ne zaman kadar kullanacaklar, onu sana söylemezler. Olay başladıktan sonra süreci sen durduramazsın. Burada o arkadaşlarımıza eğer vicdanları yerindeyse, bozulmamışsa, çok aşırı bir tarafirliğe girmemişlerse “Evet bu mesele doğrudur. Bizim böyle yapmamamız lazım!” sözünü söylettirmek istedik bu kitapla mümkün olduğu kadar. 

Röportaj: Erhan Akkaya

Okunma Sayısı: 2587
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı