"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Üstad o temeli atarken yanındaydım

01 Aralık 2016, Perşembe
Üstad Bediüzzaman Said Nursi ile birlikte Isparta Tugay Camiinin temel atma töreninde bulunan Yılmaz Duman ağabey hatıralarını ilk defa Yeni Asya ile paylaştı. Yılmaz Duman ağabey, Risale-i Nur dersleri yanında yakma hat sanatı ile de meşgul oluyor.

Bediüzzaman ile Isparta Tugay Camii’nin temel atma töreninde bulunan Yılmaz Duman Ağabey yıllarca Isparta’da kalmasına rağmen hatıraları kayda alınmamış. Bize nasip oldu. Emekli olduktan sonra Denizli’ye yerleşmiş. 2 yıl önce eşini ebedî âleme uğurlamış. Üstada ve eşine kavuşacağı günün özlemiyle yaşıyor. Hasretini Risale-i Nur dersleri ve yakma hat sanatı ile meşgul olarak gidermeye çalışıyor. Rabbim ömrünü bereketli eylesin. Amin. 

RÖPORTAJ: MEHMET CEBE - MUSTAFA ORAL

Bize kendinizi tanıtır mısınız?

1938 yılında Denizli’nin Çal İlçesinin, Akkent Köyü’nde doğdum. Babam belediye başkanıydı. Denizli’ye gelince Menderes’ten imam hatipleri açmasını istedi. Menderes kendisine söz verdi. Ondan sonra imam hatipler açılmaya başlandı. Ben de 1952 yılında Isparta İmam Hatip Lisesine kaydoldum. Babam 48 yaşında vefat edince 4 çocukla maddî manevî perişan olduk. Maddî durum yetersiz olduğundan yüksek okul okuyamadım. Bir süre yedek subay olarak görev yaptım. Daha sonra öğretmen oldum. Değişik okullarda öğretmenlik yaptıktan sonra emekli oldum.

Bediüzzaman’ı ne zaman tanıdınız?

Üstadın ismini ilk kez babamdan duydum. 10 yaşlarındayken (1948) babam “Oğlum bu dünyada iyilere rahat yoktur. Bir adam var. Dürüst, iyi, temiz, insanlara iyi şeyler söyleyen, onları yönlendiren bir insan var. Onu hapislerde çürütüyorlar. Hapisten hapse atıyorlar” derdi. O zamanlardan Üstad kulağımda kalmış. Isparta İmam Hatip Lisesi’ne okumaya gelince Üstadla ilk kez orda karşılaştım. Üstadın bulunduğu sokakta 5 yıl kaldım. Evinin iki ev aşağısındaydı bizim evimiz. Orada Üstada ilgimiz ve muhabbetimiz oluştu. O zaman Sözler eserini okudum. Oradayken o vesileyle karşılaştık.

Aynı mahallede olduğunuza göre Üstadı sık sık görebiliyor muydunuz?

Hayır. Biz okula gider, gelirdik. Çocuktuk zaten. Bir defa evden çıkarken gördüm. Bizi talebelerine sormuş, “bunlar kim?” diye. Talebeleri “imam hatip talebeleri” deyince Üstad “bunlar ileride İslâma büyük hizmet edecekler” demiş. 

1950’de Demokratlar iktidara gelince Üstad zulümlerden, hapislerden kurtuldu. Düşünebiliyor musunuz? Üstad, Barla’da, Emirdağ’da Isparta’da, Denizli’de devamlı gözetim, hapis, baskı ile çürütülmeye çalışılırken 1950’den sonra bunlar ortadan kalktı. Hor görülen, aşağılanan Üstad o zaman biraz rahatladı. Daha önceleri her zaman aşağılanan, yok edilmek istenen bir insan 50’den sonra askeriye tarafından caminin temel atma törenine dâvet ediliyor. Burada çok önemli bir olay var. Bir tarafta itibarı zedelenmiş Üstad, diğer tarafta 50’den sonra itibar gösterilmiş bir Üstad. 

Üstad bu olaylarla ilgili mahkemelere verilmiş. Zehirlenmiş. Hapis yatmış. Fakat ceza vermemişler. Beraat etmiş. Aynı dâvâda aynı mahkemelere verilmiş. Ben Üstadın bu kadar zulümlere, zehirlenmelere, soğuklara dayanmasına taaccüp ediyorum. Bu zor şartlara Üstad iman gücüyle dayanmış, ayakta kalmış.

Isparta Tugay Camii’nin temel atma töreninde siz de varmışsınız. O günü anlatır mısınız?

1958 yılında Tugayda bir cami inşaatı yapılacaktı. Merak ettim, gittim. Üstad duâ etti. Temeli attı. Ben de yanındaydım. Tarihçe-i Hayat’ta o fotoğraf var. Ben Üstadın sol yanında 3. kişiyim. Beyaz gömlekli, ceketli, şapkalı. 20 yaşındaydım o zaman. 

Üstadın cenazesine katılabildiniz mi?

Üstad vefat ettiğinde ben askerî okulda öğrenciydim. Ondan dolayı cenazesine katılamadım. Nasip olmadı.

Risale-i Nur dolayısıyla hiç sıkıntı çektiniz mi?

Risale-i Nur sebebiyle değil, ama imam hatipli olduğumuz için askerî okulda ufak tefek sıkıntılarımız oldu. Gizli gizli namaz kılardık.

Hesna Şener’le ilgili bir hatıranızdan bahsetmiştiniz. Onu biraz açar mısınız?

Isparta’da kızım kaza geçirmişti. Doktoru Hesna Şener’in kardeşi Faik’ti. Kızına halasının ismi Hesna ismini vermiş. Şimdi Isparta’da avukattır. Benim öğrencimdir Hesna. Hesna Şener diye ararsanız bulursunuz.

Yakma hat sanatı ile meşgulsünüz. Bu ilgi nerden geliyor?

Bursa’da Eğitim Enstitüsünde okurken Bursa Belediyesi’nin açtığı hat yarışmasında 1. oldum. Bu bana teşvik oldu. Ödül beni kamçıladı. Okulu bitirince Isparta’da öğretmenliğe başladım. Emekli olduktan sonra sulu boya, karakalem çalışmaları yapmaya başladım. Daha sonra yakma hat sanatı ile yazılar yazmaya başladım. 1994 yılında Denizli’ye yerleştim. O gün bu gündür bu sanatı devam ettiriyorum. 

Sergiler açıyorsunuz. Evin her yeri tablolarla dolu. Bunları satmıyor musunuz?

Isparta, Denizli, Sarayköy gibi yerlerde 6 tane sergi açtım. Ama tablolarımı satmıyorum. Satarsam bu sanatı icra edemem. Samimiyetimi kaybederim. Sergilerde çok ısrar ediyorlar. Çok ısrar edilince bir tanesini sattım. Ama aynısını tekrar yaptım. 

Bu sanatla neler yapabiliyorsunuz?

Ağaçla ilgili her türlü yakma işini yapıyorum. Âyet, hadis, besmele yazıyorum. Cami, okul gibi tarihî yapıların resimlerini yapıyorum. Her türlü süsleme işini yapıyorum.

Bu sanatın diğerlerinden farkı ne?

Bu sanatta yazma, yakma, oyma, kabartma şeklinde dört çeşit çalışma vardır. Hattatlarda tek yönlü çalışma vardır. Benimki ikinci kademe oluyor.  

Hat sanatında Hüsrev Altınbaşak çok önemli. Onunla görüşebildiniz mi?

Hüsrev Ağabeyle tanışma imkânım olmadı. O bir hat üstadıydı. Benim bu sanata asıl ilgim 1978’de başladı. Hüsrev Abi bir yıl önce vefat etmişti. Şimdi olsa ziyaret ederdim. Hat ile uğraşırken gözlerimde hayli sorun oldu. İki gözümden de ameliyat oldum. Başkalarının yazdığı Kur’ân’ı okumazken Hüsrev Ağabeyin yazdığı tevafuklu Kur’ân’ı çok rahat okuyorum. 

Bediüzzaman’ın yakma hat sanatıyla resmini yapmak mümkün değil mi? Tugay Camii temel atma töreni böyle canlandırılamaz mı?

İnsan resmi yapmayı denedim, fakat gözlerini benzetemediğim için vazgeçtim. Bediüzzaman’ın resmini ve Tarihçe-i Hayat’taki Tugay Camii’ni bunun için yapamıyorum. 

Uzun süre Isparta’da oturduktan sonra Denizli’ye döndünüz. Denizli’de günler nasıl geçiyor? 

1994 yılında memleketim Denizli’ye yerleştim. Çocuklar iş güç sahibi oldular, evlendiler, yuvadan uçtular. 2 yıl önce eşim rahmetli oldu. O günden sonra tek eğlencem bu sanat ve Yeni Asya Hizmet binasında yapılan Risale-i Nur sohbetleri oldu. 1958 yılında Isparta Tugay Camii’nin temel atma töreninde Osman Aksoy kardeşle beraberdik. O da Denizli’ye yerleşti. Sık sık bir araya geliyoruz. Eski günleri yâd ediyoruz.

Okunma Sayısı: 2826
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mustafa yaprak

    02.12.2016 00:29:33

    Yılmaz abi bu sanatı yeni kuşaklara taşımalı,yok olmamalı.Allah ondan razı olsun.Ben de, sulu boya,karakalem ve yağlı boya resimleri yapıyorum.Tanışmayı çok isterdim.Selamlar.

  • İsmail Cebecili

    01.12.2016 22:45:33

    Görüşmeyi gerçekleştirenleri özellikle tebrik ederim. Epey gecikmiş bir sohbet. Bu Röportaj sanki eksik olmuş, biraz daha detaylandırılmalı. Ayrıca Osman Aksoy ile de görüşülmeli. Çok sayıda, benzeri canlı tarih gerçekten tarih oluyor, ahirete göçüyor ve biz istifade edemiyoruz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı