"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hulûsi Ağabey’in rahle-i tedrisinde yetişen bir hizmet eri: Zekeriya Doğan

Rüstem GARZANLI
03 Eylül 2017, Pazar
Malatya’dan Diyarbakır’a dönecektim, o sırada Malatya’da bulunan Elazığ’ın hizmet erlerinden Zekeriya Doğan, Hasan Yiğitkan, Hasan Argın ve Alper Uslu Beylerde Elazığ’a gideceklerdi, yolumun güzergâhında bulunan Elazığ’a kadar Alper Argın kardeşimizin arabası ile beraber yola çıktık.

Hulûsi Abinin hizmet rahlesinin önünde uzun zaman diz çöken, istikametle hizmet-i Nuriye’de sebat eden, Mehmet Şaşmaz Abinin de yeğeni Zekeriya Abi ile bir arada olma şansı yakalamışken “Zekeriya Abi seninle bir röportaj yapmak istiyorum” dedim. Teklifim kabul görülünce,  Zekeriya Aağabeye soruları tevdi etmeye başladım. 

Evvelâ Zekeriya Doğan kimdir, kendini tanıtır mısınız? 

23.1.1945 yılında Elazığ, Palu İlçesine bağlı Yazıbaşı Köyü’nde dünyaya geldim. İlkokulu Kovancılar Köyü’nde, orta ve lise tahsilimi de dışardan bitirdim. 1966 yılında askere gittim. 1969 Yılında Elazığ Şeker Fabrikası’na memur olarak girdim. 1992 yılında aynı işyerinde emekli oldum, evli ve altı çocuk babasıyım. 

Zekeriya Ağabey, Hulûsi Ağabey ile olan yakınlığınızı biliyoruz, onunla ilgili duygularınızı alabilir miyiz? 

Efendim, rahmetli Mehmet Şaşmaz Abinin vasıtasıyla 1966 yılında Risale-i Nur eserleri ile müşerref oldum. 1970 yılında Elazığ’a taşındıktan sonra rahmetli Hulûsi Abinin derslerine katılmaya başladım. O tarihlerde Elâzığ’da medrese-i Nuriye olmadığı için ya Emek Palas Otel’in bir odasında veya ağabeylerin dükkânlarında sohbet yapılırdı. 

Hulûsi Ağabey, Isparta’nın Eğirdir kazasında yüzbaşı iken 1929 yılında birkaç arkadaşı ile Barla’ya gider, Üstadla tanışır, saff-ı evvel şakirtlerinden olan Hulûsi Abi, vefatına kadar, yani elli yedi sene Risâle-i Nur hizmetinde bulunur. Bediüzzaman Hazretleri’ne en fazla mektup yazan talebelerinden birisi de Hulûsi Ağabeydir. Fenâ fi’l-Kur’ân ve fenâ fi’l Risâleydi, lisan-ı kal ile hizmet yaptığı kadar; lisan-ı haliyle de hizmette öncü, melek ruhlu sakin bir mizaca sahipti. İlerlemiş yaşına rağmen civar vilayetlere gider, müfritane irtibat sağlardı. Cemaati tesanüde, yardımlaşmaya, dayanışmaya ve hizmete teşvik ederdi. 

Üstad: “Azîz sıddık kardeşlerim” dediğim zamân, muhlis Hulûsî  saff-ı evvel muhâtapların içindedir” dediği Hulûsi Abinin zamanı, genelde Elâzığ’da hizmetin başında geçiyordu. İkindi namazı müteakiben ders başlardı,  dersten önce üç adet Hadis-i Şerif okutur, ondan sonra cemaatten birine Risâle-i Nurdan ders yaptırırdı. Dersler hayli kalabalık olurdu. Gerektiği zaman kısa ve öz olarak izahatta bulunurdu. Cemaatin kısm-ı azamını yaşlılar temsil ettiği için yaz günlerinde yaşlı abiler derste zaman zaman şekerleme yaparlardı. Hulûsi Abi bir kelime-i şehadet getirir ve cemaati uyandırırdı. Hulûsi Abi, çoğunlukla imanî bahislerden okutur ve İhlâs Risâlesine önem verirdi. Cemaatin yapısına göre de ders yaptırırdı. 

1980’li yıllarda yani cunta döneminde Risale-i Nur kitapları bulundurmak yasak olduğu için cep defterlerinden dersler yapılırdı. Her bir ağabeyin cebinde bir iki defter bulunur, kim ders yapacaksa defterinden okurdu. Hizmetler böyle devam ediyordu. 

Bir gün derste, “Bu cemaatin içinde yabancı biri olduğu zaman ben susar ve hiç konuşmam” dedi. (malûm askerî darbe yıllarında “MİT”  elemanları cemaatlerin içinde cirit atıyordu) 

Yaz aylarında ders bahçelerde yapılırdı, çevre illerden katılanlar da oluyordu. 

Bir derste şöyle bir hatırasını cemaate anlattı: “1946 yılında Harput’ta ikamet ediyordum. Bir sabah namazında Kurşunlu Camii’nde Hazreti Ali (ra) imam oldu, Üstad ve ben üçümüz beraber sabah namazı kıldık. Aynı yılın bir başka günü yine Kurşunlu Camii’nde Gavs-i Azam (ks) Hazretleri imam oldu, Üstad ve ben üçümüz beraber sabah namazı kıldık.” dedi. Hulûsi Abi ile ilgili anlatılacak birçok hatıralar var, bunların çoğu tarihin altın sayfalarında yer aldığı için tekrar etmek istemem.

Hulûsi Abinin yakın ders arkadaşlarından Mehmet Şaşmaz ile alâkalı bir şey söylemek ister misiniz?  

Hacı Mehmet Şaşmaz benim hem öz dayım ve hem de kayın pederimdir. Kendisi Hulûsi Abinin ilk ders arkadaşlarındandır. Kamyonculuk yapardı, Hulûsi Abi yaz aylarında bahçelerde ders yaptırırdı. Mehmet Şaşmaz Ağabeyin kamyonuyla bahçelere gidilirdi. Hafta içi nakliye işleriyle, hafta sonu hizmetlerle alâkalıydı. Cumartesi günü arabayı temizler, arkaya hasır kilim serer, oturmaya uygun bir hale getirir, Pazar günü erken saatte Hulûsi Ağabeyin evinin önüne kamyonu çekerdi. Hulûsi Ağabey şoför mahalline, cemaatte arkaya biner, beraber bahçeye giderlerdi.

Efendim hizmet yıllarca böyle devam etti. 

 Bir Pazar günü iş çıkar, Mehmet Şaşmaz Ağabey  de “hizmet için biraz daha para kazanayım, bugün de başkası cemaati bahçeye götürsün” der. Yükünü alır Bingöl’ün Solhan ilçesine gider. Bir dağ yamacının altında işçi marifetiyle yükünü boşaltırken, kendisi de sırtı yamaca dönük oturur. Birden yamacın üst tarafından yuvarlanan bir taş aniden Şaşmaz Abinin omuzuna düşer. Şaşmaz Abi yüzüstü yere düşer, etrafa bakar ki, yukarıda bir sürü keçi otluyor.  “Allah’ım istersen bir keçinin ayağı ile atılan bir taşla kulunu ikaz edebilirsin” der. Manen bu ikazı aldıktan sonra “Risale-i Nur hizmeti helâl rızkın bereketine sebeptir, başka sebeplere hırsla müracaat etmek beyhudedir” diyerek,  bahçe derslerine devam eder. 

Zekeriya Ağabey, son tavsiyenizi alabilir miyim?

Efendim, Nur medreselerinde üniversite tahsilini ikmal eden kardeşlerime özellik şunu ifade etmek isterim. Her gittikleri yerlerde öncelikle cemaatle irtibatlarını kursunlar. Hizmet-i Kur’ânîyede gevşeklik yapmasınlar. Risale-i Nur Talebesi her zaman talebedir. Gidecekleri yerlerde de talebe olduklarını unutmasınlar.

Rüstem kardeşim en güzel tavsiye Kur’ân’dan, onun hakikî tefsiri olan Risale-i Nur eserlerinden aldığımız ders ve tavsiyelerdir. 

İşte asrın müceddidi  Bediü’l-beyan, Hazret-i Bediüzzaman, Yirminci Lem’ada diyor ki: “… haricî düşmanın hücumunda dahilî münakaşatı terk etmek ve ehl-i  hakkı sukuttan (değerden düşmek) ve zilletten kurtarmayı en birinci ve en mühim bir vazife-i uhreviye telâkki edip, yüzer âyât ve ehadis-ı Nebeviyenin şiddetle emrettikleri uhuvvet, muhabbet ve teavünü yapıp, bütün hissiyatınızla, ehl-i dünyadan daha şiddetli bir surette meslektaşlarınızla ve dindaşlarınızla ittifak ediniz, yani ihtilâfa düşmeyiniz” buyurduğu bu tavsiye ile bütün ehl-i imanı ittifaka dâvet ediyor.

Selâm ve muhabbetle…

Okunma Sayısı: 1152
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı