"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mustafa Yüncüler ile mülâkat

Rüstem GARZANLI
12 Ağustos 2018, Pazar
Samimiyet, uhuvvet ve doğruluk bir yerde varsa, orada hak ve hukuk hâkim olur

Avukat Mustafa Yüncüler ile Risale-i Nurlar’ı, Cezaevi mağdurları, İslâm âleminin bugünkü hâlini, İttihad ve Yeni Asya’yı konuştuk.

 Mustafa Yüncüler kimdir, kendinizi tanıtır mısınız? 

1943 Tekirdağ doğumluyum. İlkokul-Ortaokul ve Liseyi Tekirdağ Namık Kemal Lisesi’nde okudum. Üçü de Namık Kemal Okulları idi. 1963 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi imtihanlarını asıl listede kazandım. Okulum bittikten sonra da İstanbul’da stajımı yaptım. Avukat asteğmen olarak askerlik yaptım. Askerlik dönüşü tekrar İstanbul’da serbest avukatlığa başladım. Mehmet Kutlular Ağabey’in tavassutu ve tavsiyesi üzerine o zaman Yeni Asya Gazetesi’nde “Hanım Köşesi”nde yazarlık yapan Ruhan Yüncüler (Yapar) Hanımla 1979 yılında evlendik. On dört sene İstanbul’da avukatlık yaptıktan sonra 1987 yılında Tekirdağ’a döndüm o tarihten bugüne kadar Tekirdağ’da serbest avukatlık yapıyorum. Üç çocuk babasıyım, üç torunumuz var.  

Mustafa Ağabey; Risale-i Nurlar’la nasıl tanıştınız, bu arada varsa hatıralarını da alayım

1975 yılında Antalya’da askerdeyken Ali Vapurlu kardeşimizle aynı takımdaydık, onun vasıtasıyla Risale-i Nurlar’la tanıştım. Ali kardeş çok faal ve cevval idi. Daima cebinde küçük bir defter bulunurdu, gündüzleri on dakika molla vakitleri bile değerlendirirdi, tatlı tebessümleri altında okuduklarından haz duyardık. Zaten Risale-i Nurlar hem akla, hem kalbe, hem de ruha hitap ettiği için insan onun tesiri altında kalıyor. Kısmet olunca birisi de sebep oluyor. Bu kutsî dâvâyı tanımama vesile olan Ali Vapurlu kardeşimize karşı vefa borçluyum. Allah, ebeden ondan razı olsun… 

20 Temmuz 2016’da vuku bulan darbe teşebbüsünden sonra, suçlularla birlikte masum insanlar da mağdur edilmiştir. Bir hukukçu olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Rüstem Bey kardeşim buyurduğunuz üzere 20 Temmuz 2016’dan bu yana devam eden uygulamalar ciddî manada mağduriyetlere yol açmış bulunuyor. Bu durum kul hakkı ihlâlidir. Hiç kimse bunları kabul edemez. Normal adaletin işlenmesi halinde yani faillerin bulunup cezalandırılması gerekir. Bu failler de ancak silâh kullananlardır. Hukuk failleri cezalandırıyor. Oysa bugünkü cezaevlerinde yatanlara bakılırsa hepsi suçludur, denilemez. Belki yüzlerce insan suçsuz ve masum oldukları halde aylarca tutuklu olarak cezaevinde yatıyorlar. Erkeği-kadını;  başörtülü-başörtüsüz; suçlu-suçsuz hep bir arada bulunuyorlar.

Asrın Müceddidi Hazreti Bediüzzaman Sad Nursî diyor ki:

”Bir masumun hakkı yüz cani için feda edilmez, onların yüzünden zulüm edilmez” bu beyanı ile elbette “Adalet-i mahza”yı ifade ediyor. Bugünkü adalete bakıldığı zaman acaba “Adalet-i Mahza uygulanıyor mu? Uygulanırsa haklı bir insan; haksız yere yargılanmaz, tek bir masum insanın hakkı bile gasp edilirse zulümdür.

Bugünkü İslâm âleminin içinde bulunduğu savaşların sebepleri ve çözüm için tavsiyeniz ne olacaktır?

Her şey dönüp-dolaşıp adalete geliyor. Samimiyet, uhuvvet ve doğruluk bir yerde varsa orada hak ve hukuk hâkim olur,  paylaşım adaleti ile olur. İster devlet olsun, ister şahıs olsun herkes hakkına razı olur. Eğer bir yerde haksızlık varsa, demek ki, orada adalet yok demektir.

İslâm âlemi dışında savaşan hiçbir ülke görmüyoruz, sadece savaşlarla duçar olan İslâm âlemidir. Sebebine gelince kendi aralarında ittihatları yok, birleşme yoktur. Bediüzzaman Hazretleri bundan yüz sene önce Şam’da Emevi Camii’nde 1911 yılında irad ettiği hutbede sualinizin cevabını vermiştir.

Bediüzzaman, İslâm âlemini ittihada dâvet etmiş, kendi aralarında birleşin “Cemahir-i mütefika-i İslâmı” Yani Birleşik İslâm Cumhuriyetini kurunuz ve ittihat ediniz. O zaman maddî  ve manevî sahada terakki edeceksiniz, demiş. Hane böyle bir ittihad var mıdır? 

 “Hutbe-i Şamiye” eseri okuyup tatbik edilse, İslâm âlemi bugünkü savaşlara maruz kalmaz diye, düşünüyorum.

Mustafa Ağabey; son bir mesajınız veya tavsiyeniz varsa alayım.

Efendim, röportajın çoğu ittihattan ve uhuvvetten bahsettik, 1969’dan beri Yeni Asya “İttihad” ile yola çıkmıştır. Yeni Asya camiasının sembolü “İttihad”dir. Çünkü, “İttihad” Risale-i Nurlar’ın naşır-ı efkârıdır. “Hakk’ın hatırı, âlîdir, hiçbir hatıra feda edilmez” düsturu ile yola çıkmıştır. İttihadın çatısı altında kenetleyen kardeşlerimiz daima keyfiyete baksınlar, hiçbir olumsuz hadise onları caydırmasın.

Son temennim, tavsiyem ve arzum bu kutsî dâvânın etrafında toplanan cemaatimizin şahs-ı manevîye sadâkatle bağlı kalıp İman, Kur’ân ve İslâm’a hizmet etmekte berdevâm olsunlar.

Risale-i Nur eserleri Kur’ânın hakikî bir tefsiridir, bu eserler gece gündüz okunsun, okunsun, gene de okunsun… Okundukça aralarında İttihad, uhuvvet ve sadakatte artar.

Bu imkânı bana verdiğiniz için teşekkür ederim. Selâm ve muhabbetle….

Biz size teşekkür ederiz.

Okunma Sayısı: 1084
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı