"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İslâm’ı asrın idrakine sunan eser: Risâle-i Nur

Said YÜKSEKDAĞ
30 Aralık 2018, Pazar 00:17

“Doğrudan doğruya Kur’ân’dan alıp ilhamı,

Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı”

Mehmet Âkif Ersoy

Bu dizeler, bugün vefatının (27 Aralık 1936) 82. yıl dönümü olan, Millî şâirimiz Mehmed Âkif Ersoy’a ait. Çocukluğu Osmanlı Devleti’nin hasta adam olarak nitelendirildiği döneme denk gelmiş, Meşrûtiyet ve Cumhuriyet dönemlerine şahitlik etmiş şâirimizin hayatı Millî mücadele içinde geçmiştir. İstanbul başta olmak üzere, vatanın dört bir yanının işgal edildiği bir zamanda yazdığı şiirleriyle Anadolu halkına ümitsizliğe yer olmadığını haykırmıştır. İstiklâl Savaşı boyunca insanlarımızı heyecana getiren yazı, şiir ve hutbeleriyle önemli katkılarda bulunmuştur. Hayatı boyunca izzet ve şerefinden ödün vermeyerek örnek bir hayat yaşayan Mehmed Âkif, İslâm’ı asrın idrakine söyletme arzu ve ideâli içinde olmuştur.

Millî şâirimizin bu arzu ve ideâli, Dârü’l-Hikmet’il İslâmiye’de beraber çalıştığı ve bir edipler meclisinde “Victor Hugo’lar, Shakespeare’ler, Descartes’lar; edebiyatta ve felsefede, Bediüzzaman’ın bir talebesi olabilirler” diyerek methettiği Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin te’lif etmiş olduğu Risâle-i Nur’la tahakkuk etmiştir.

Evet, zaman ihtiyarlandıkça gençleşen, Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz ilminden nâzil olan Kur’ân-ı Hâkim, sadece nüzûl olduğu asra değil, her asra hitap eden bir derya-yı uzmâdır. Öyle ki; âlimler, müfessirler ve müceddidler Kur’ân-ı Hakîm’in kendi asırlarına bakan âyetlerini tefsir etmişler, insanlığın ma’nevî hastalıklarını tedavi etmeye çalışmışlardır. Âhirzamanda dahi böyle bir tefsire ihtiyaç hâsıl olmuştur. İşte Said Nursî Hazretleri’nin te’lif etmiş olduğu Risâle-i Nur, insanlığın bu ihtiyacını gidermiş ve yıllardır İslâm’a yapılan saldırılara siper, Kur’ân’a ise kale olmuştur.

“O nuru gönder İlahî asırlar oldu yeter!

Bunaldı milletin âfâkı bir sabah ister.”

Mehmed Âkif’in ma’nevî hastalıkların insanları istilâ ettiği bir zamanda, bu dizelerle Cenâb-ı Hak’tan istediği nur, Risâle-i Nur ile tahakkuk etmiştir. Peki, Risâle-i Nur nedir? Risâle-i Nur “Bin üç yüz yıl evvel âlem-i beşeriyete doğmuş olan güneşin bir in’ikasıdır ve o mânevî güneşin her asırda parlayan lem’alarından birisidir ve beklenilen son mu’cize-i mânevîsidir.”1 Ve ‘sübjektif nazariye ve mütalâalardan uzak bir şekilde, her asırda milyonlarca insana rehberlik yapan mukaddes kitabımız olan Kur’ân’ın hakîkatlerini rasyonel ve objektif bir şekilde izah edip, insâniyetin istifadesine arz edilen bir külliyattır.’2 Bu Külliyat, yüz otuz eser olup, büyük küçük Risâleler hâlindedir. İnsanlığın ihtiyaçlarına, muallakta olan bütün suallerine tam cevap veren, aklı ve kalbi tatmin eden, Kur’ân-ı Kerîm’in yirminci asırdaki ma’nevî tefsiri ve İslâm’ı asrın idrakine sunan muazzam bir şaheserdir.

Kendi alanında bir şaheser olan Risâle-i Nur Külliyatı, dili ve muhtevasının yanı sıra te’lif tarzı ve tertibiyle de sıradan İslâmî eserlerden farklı bir eserdir. Ekseriyetle dağlarda, kırlarda ve zindanların amansız şartları altında, nice işkence ve tarassudlar altında te’lif edilen bu eser, içinde bulunduğu şartlardan hiç beklenmeyecek bir şekilde akla gelen bütün mes’eleleri halletmiştir. Yani yer ve göklerin tabakalarından, melekler ve ruh bahsinden, zamanın hakîkatinden, haşir, kıyamet ve âhiretin vukuundan, Cennet ve Cehennemin varlığından, ölümün mâhiyetinden, ebedî saadetin kaynağına kadar, akla gelebilecek bütün imânî mes’eleleri en kat’î delillerle aklen, ilmen ve mantıken ispat etmiştir. Böylelikle zamanın âlimleri asrın idrakinden uzak bir metod sergilerken, Risâle-i Nur kendine has bir metod geliştirerek mes’eleleri yepyeni bir anlayışla asrın idrakine sunmuş ve sadece Müslümanlara değil bütün insanlığa hitap etmiştir.

Risâle-i Nûr’un en önemli bir farkı sadece din ilimleriyle değil aynı zamanda müsbet ilimlerle de mücehhez olmasıdır. M. Âkif’in “O nuru gönder İlahî asırlar oldu yeter!” diyerek muntazır olduğu ve insanlığın asırlardır beklediği bu emsalsiz eserler, bir taraftan teknik, fen ve san’at olarak maddiyatı, diğer taraftan îmân ve ahlâk olarak ma’neviyâtı işlemekte olup kalblerle birlikte akılları da tatmin ve tenvir etmiş ve etmeye de devam etmektedir. Müsbet ilimlerle mücehhez olan Risâle-i Nur, vesveseli şüphecileri, dinsiz filozofları, tabiatperest ve maddeperestleri ikna edip, akıllarındaki bütün şüpheleri izâle ederek, doğrudan Kur’ân’dan ilham aldığını ve İslâm’ı asrın idrakine sunan bir şaheser olduğunu bütün dünyaya ispat etmiştir.

Not: Bu yazıya vesîle olan dizelerin sahibi Millî şâirimiz M. Âkif Ersoy’u vefatının 82. Yılında rahmetle yâd ediyorum.

Dipnotlar:

1) Tarihçe-i Hayat, Said Nursî, Yeni Asya 2013, s. 245.

2) A.g.e. s. 1047.

Okunma Sayısı: 1650
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı