"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Nefsimle hasbihâl

Said YÜKSEKDAĞ
09 Eylül 2018, Pazar
Ey nefsim! Nedir bu bitmek bilmez arzuların?

Yetmedi mi, yıllardır yaşadıkların ve tattıkların? Her daim zevk û sefa süreceğini mi sanırsın? Ne zaman öğreneceksin bu zevklerin geçici olduğunu, ne zaman anlayacaksın bu dünyanın fâni olduğunu ve keyif sürme yeri olmadığını? Neden hiç ölümü hatırlamazsın? Yoksa, her nefsin bir gün ölümü tadacağını bilmez misin? Evet, yanlış duymadın. Sen de gün gelecek tadacaksın adını anmadığın ölümü. Unutma ki lâyemut değilsin! Yani hiç ölmeyecek ve ilelebed yaşayacak değilsin! Sen de bu dünyada bir misafirsin. Daha neyin derdindesin?

Ey nefisperest nefsim! Sanki “Neden ölümü hatırlatıp keyfimi bozuyorsun?” dediğini duyar gibiyim. Bakıyorum da hemen şikâyete başladın. Şimdiye kadar zevk û sefa içindeydin, nedir bu şikâyetin? Azıcık mert ol da ölümün yüzüne erkekçesine bak. Soruyorum sana, bu kadar zor mu ölümü kabullenmek? Hâlbuki her tarafta, her yaş grubundan nice vefatlar olmakta, kâfile kâfile berzah âlemine göçler olmaktadır. Madem ölüm öldürülmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor niçin hiç şüphesiz gideceğin bu menzili görmezden gelirsin? Sakın devekuşu gibi başını toprağa gömerek bu gerçekten kurtulacağını zannetme. Ölüm o kadar kat’î ve zahirdir ki bugünün gecesi ve bu güzün kışı gelmesi gibi ölüm senin de başına gelecek.

Ey kendini tanımayan nefsim! Sen Cenâb-ı Hakk’ın bir abdisin. Hem O’nun mülküsün hem de memlûküsün. Aynı zamanda O’nun mülkünde tasarruf ediyorsun. Amma velâkin Cenâb-ı Hakk’ın emir ve yasaklarını dinlemiyorsun, feyâlilaceb! His ve hissiyatı kendine kuvvet yapıp, akıl ve kalbi mağlûp ediyorsun. Anlık zevk ve lezzete müptelâ oluyorsun, gelecekteki mükâfatı görmüyorsun. Lezzette böyle olduğun gibi elem cihetinde de anlık davranıyorsun. Ebedî Cehennemden değil hazır bir tokattan daha çok korkuyorsun. Bu yüzden günah ve haram işlememe sebep oluyorsun. Ne hakkın var bunu yaşatmaya? Bu yüzden seni artık sevmeyeceğim. Zira senin sevmenin ne denli bir bedbahtlık olduğunu çok iyi anladım.

Ey kendini beğenmiş nefsim! Bundan sonra seni sevemeyeceğim gibi artık seni beğenmeyeceğim ve sana itimad etmeyeceğim. Sana ne zaman itimad ettiysem sıkıntı çeken, üzülen hep ben oldum. Hem Hz. Yusuf Aleyhisselâm gibi bir Peygamber-i Âlişan bile “Ben nefsimi temize çıkarmam; çünkü nefis daima kötülüğe sevk eder, ancak Rabbim rahmet ederse, o başka” 1 deyip nefsine itimad etmezken ben sana nasıl itimad edeyim söylesene?

Ey kusurlu nefsim! Bundan böyle seni ittiham edeceğim ve bu sayede daha çok kusurlarını göreceğim. Çünkü “Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden istiğfar eder. İstiğfar eden, istiâze eder. İstiâze eden şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusurluktan çıkar. İtiraf etse, affa müstahak olur”2 buyurmakta dünya namına bir lezzet tatmamış Bediüzzaman Hazretleri. 

Bak nefsim, madem ki kusurunu gören ve itiraf eden affa müstahak oluyor, sen de sürekli kusur ve hatalarını itiraf et ki Rabb-i Rahîmin affına müstahak olasın.

Ey az da olsa dersini alan gafil nefsim! “Madem ölüm öldürülmüyor ve kabir kapanmıyor ve dünya misafirhanesinde yolcular gayet sür’at ve telâşla, kâfile kâfile arkasında toprak arkasına girip kayboluyorlar.”3 Elbette, kûlli âtin karîbun sırrıyla biz de pek yakında bu dünyadan göçüp gideceğiz. Bu yüzden ölüm sana gelmeden evvel tövbe ve istiğfar et. İnşâallah affetmeyi çok seven ve merhameti nihayetsiz olan Rabb-i Rahîmin affına müstahak olursun.

Ey nefsim! “Duânız olmazsa ne ehemmiyetiniz var.”4 sırrınca şu duâyı edip seninle olan hasbihâlime burada son vereceğim: “Ya Rabbî ve Ya Rabbe’s-Semavati ve’l-Aradîn! Ya Hâlıkî ve Ya Hâlık-ı Külli Şey! Gökleri yıldızlarıyla, zemini müştemilâtıyla ve bütün mahlûkatı bütün keyfiyatıyla teshîr eden kuvvetinin ve iradetinin ve hikmetinin ve hâkimiyetinin ve rahmetinin hakkı için nefsimi bana musahhar eyle. Beni, nefis ve şeytanın şerrinden ve kabir azabından ve Cehennem ateşinden muhafaza eyle. Âmin, âmin, âmin.”5

Dipnotlar:

1- Yusuf Sûresi, 53. Âyet.

2- Lem’alar, Said Nursî, Yeni Asya 2013, s. 240.

3- A.g.e., s. 573.

4- Furkan Sûresi, 77. Âyet.

5- Şuâlar, Said Nursî, Yeni Asya 2013, s. 103.

***

said_yuksekdag@hotmail.com

 

Okunma Sayısı: 1183
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı