"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risale-i Nur gözüyle takva

Said YÜKSEKDAĞ
14 Ağustos 2018, Salı
Her taraftan günahlara, haramlara maruz kalınan, şerrinden Allah’a sığınılan ahir zamanın dehşetli günlerinde Risâle-i Nur’u te’lif eden Üstad Bediüzzaman Hazretleri, bu eserlerde hakikî mü’min olma yolunda sunduğu en önemli ölçü ve düsturlardan biri olan takvayı ön plana çıkarmıştır.

Takvayı diğer alimlere göre daha farklı değerlendirmiş, insanoğlu için müjde mahiyetinde olacak mânâlar yüklemiştir. Bu yüzden Üstad Hazretlerinin takvaya yüklediği anlam bizler için önem arz etmektedir.

Takva; ‘vikaye’ kökünden türemiş olup sözlükte bir şeyi muhafaza etmek, korunmak, sakınmak, himaye etmek, bir şeyi ıslâh edip düzene koymak gibi mânâlara gelmektedir. Üstad Hazretleri ise “Kur’ân-ı Hakîm’in nazarında îmandan sonra en ziyade esas tutulan takvayı”1 çok kısa ve öz olarak: “menhiyattan ve günahlardan içtinâb etmek, def-i mefasid ve terk-i kebâir”2, yani günahlardan çekinmek, fitne, fesad, bozgunculuk ve her çeşit menfîlikten kaçınmak, bilhassa büyük günahları ve haramları terk etmek şeklinde tarif etmiştir. Takva sahibi kimseye de ‘muttakî’ denir. Takva, mü’minlerin muttakî birer kul olma yolunda önemli olduğu gibi, Nur Talebeleri için daha fazla önem arz etmektedir. Çünkü Risâle-i Nur’da hakikî Nur Talebeliğinin şartlarından biri olarak gösterilmiştir. Evet, “Risale-i Nur şakirdleri, bu zamanda, en mühim vazifeleri, tahribata ve günahlara karşı takvayı esas tutup davranmak gerektir.”3 Zira, “Takva içinde bir nevi amel-i salih var. Çünkü bir haramın terki vacibdir; bir vacibi işlemek çok sünnetlere mukabil sevabı var. Takva böyle zamanlarda, binler günahın tehâcümünde bir tek içtinâb, az bir amelle, yüzer günah terkiyle, yüzer vacib işlenmiş olur. Bu ehemmiyetli nokta, niyetle, takva namıyla ve günahtan kaçınmak kastıyla, menfî ibadetten gelen ehemmiyetli a’mâl-i salihadır.”4

Bediüzzaman Hazretleri Risâle-i Nur’da, “insanların ilk yaratılışlarında ibâdete istidadlı ve takvaya kabiliyetli olarak yaratıldıklarını ve ibâdetin kemali olan takvanın kuvveden fiile çıkarılmasının lâzım olduğunu”5; “hilkat-i beşerdeki hikmetin takva olduğunu ve takvanın da en büyük mertebe olduğunu”6 belirtmiş, “şirkten takva, kebâirden mâsivâullahtan kalbini hıfzetmekle takva, ikabdan içtinâb etmekle takva, gazabtan tahaffuz etmekle takva”7 diyerek takvanın mertebelerine dikkat çekmiş ve “Kalb, takva ile seyyiattan temizlenir temizlenmez hemen onun ardında îman ile tezyin edilmiş ve süslendirilmiştir.”8 hakîkatinin ehemmiyeti üzerinde durmuştur. Çünkü Üstad Hazretlerine göre “Arz, takva üzerine tesis edilmiş bir mescid hükmündedir.”9 Bu nedenle böyle bir zamanda, arzın en şerefli mahlûkatı ve misafiri olan insanın da takva üzerine olması ve takvayı esas alması lâzım ve elzemdir.

Hem, Kur’ân’ın, “Ey insanlar! Sizi ve sizden evvelkileri yaratan Rabbinize ibâdet ediniz ki, takva mertebesine vâsıl olasınız”10 gibi âyetleri ve Peygamber Efendimizin (asm), “Allah indinde en şerefliniz takvaca en ileri olanınızdır. Arabın Arap olmayan (acem) üzerine bir üstünlüğü yoktur. Arab olmayanın da Arab üzerine bir üstünlüğü yoktur. Siyah derili olanın beyaz derili üzerine bir üstünlüğü yoktur, beyazın da siyah derili üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takva iledir.” 11 gibi hadisleri de hep takvanın ehemmiyetini bildirmekte ve insanlar için yegâne üstünlük ölçüsü olarak takvayı göstermektedir.

Bediüzzaman Hazretleri Nur Risâleleri’nde, daima “farzları edâ, kebâiri terk” esasının üstünde durup, öncelik olarak farzların edâ edilmesini daha sonra da kebâir denilen büyük günahlardan içtinâb edilmesine dikkat çekmektedir. Bunun bir sebebi, insanı takva mertebesine eriştiren en mühim amellerin farz ibâdetler olmasıdır. Evet, farz ibâdetler insan için en kuvvetli korunma ve sakınma alanıdır. Yani insan, farz ibâdetleriyle adeta bir nevî muhafaza olunmaktadır. Başta namaz olarak bütün farz ibâdetler insanı düzelten ve takva derecesine yükselten en mühim amellerdir.

Bediüzzaman Hazretlerinin şu ifadeleri bu mes’eleyi aydınlatmaktadır: “İnsanın o yüksek ruhunu inbisat ettiren ibâdettir; istidadlarını inkişaf ettiren ibâdettir; meyillerini temyiz ve tenzih ettiren ibâdettir; emellerini tahakkuk ettiren ibâdettir; fikirlerini tevsi ve intizam altına alan ibâdettir; şeheviye ve gadabiye kuvvelerini had altına alan ibâdettir; zâhirî ve bâtınî uzuvlarını ve duygularını kirleten tabiat paslarını izale eden ibadettir. İnsanı mukadder olan kemalâtına yetiştiren ibadettir. Abd ile Ma’bud arasında en yüksek ve en lâtif olan nisbet, ancak ibâdettir. Evet, kemalât-ı beşeriyenin en yükseği, şu nisbet ve münasebettir.”12 Hem “İbâdet, fikirleri Sâni’-i Hakîm’e çevirttirmek içindir. Abdin Sâni’-i Hakîm’e olan teveccühü, itaat ve inkıyadını intâc eder. İtaat ve inkıyad ise, abdi intizam-ı ekmel altına idhal eder. Abdin intizam altına girmesiyle ve nizama ittiba etmesiyle, hikmetin sırrı tahakkuk eder.”13 Ayrıca “Dergâh-ı İlahîde abd, kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp kemâl-i rububiyetin ve kudret-i Samedâniyenin ve rahmet-i İlâhiyenin önünde hayret ve muhabbetle secde ederek”14 de takva mertebesine çıkabilir.

Elhâsıl: Bu mezkûr sırlara binaen, farzları en güzel bir şekilde yerine getirmek, günahlardan kaçınmak ve takvanın en üst mertebesine çıkmak için en kısa ve en selâmetli yol Kur’ân’ın çelik bir zırhı olan Risâle-i Nur’un gösterdiği yoldur. Bu nedenle Risâle-i Nur’un rehberliğinde bu büyük hakîkate ve mertebeye vâsıl olmak en isabetli ve en doğru tarz olacaktır. Zira “Risâle-i Nur yalnız bu vatan ve millet için değil, âlem-i İslâm ve bütün beşeriyetin ihtiyacına cevap verecek bir külliyat olarak te’lif edilmiştir.”15 “Risâle-i Nur, öyle bir ziya-i hakîkat, öyle bir bürhan-ı hak ve bir sirâc-ı hakîkat neşrediyor ve iki cihanın saadetini temin edecek Kur’ân ve îman hakîkatlerini ders veriyor.”16

Dipnotlar:

1- Kastamonu Lâhikası, Yeni Asya 2018, s. 154.

2- Age., s. 155.

3- Age., s. 155.

4- Age., s. 155.

5- İşârâtü’l İ’caz, Said Nursî, Yeni Asya 2018, s. 177.

6- Age., s. 182

7- Age., s. 183.

8- Age., s. 58.

9- Age., s. 293.

10- Bakara Sûresi, 21 Âyet.

11- Cem’u’l-Fevâid, 1/510, Hadis No: 3632.

12- İşârâtü’l İ’caz, Said Nursî, Yeni Asya 2018, s. 167.

13- Age., s. 166.

14- Sözler, Said Nursî, Yeni Asya 2017 s. 58.

15- Tarihçe-i Hayat, Said Nursî, Yeni Asya 2018, s. 659.

16- Sözler, Said Nursî, Yeni Asya 2017, s. 858.

Okunma Sayısı: 1492
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hüseyin YÜKSEKDAĞ

    14.8.2018 11:52:33

    Takva sahibi olmak isteyenlerin anne ve babasının rızasını ,bir de hayır dualarını almaktır.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı