"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risâle-i Nur mesleği sahabe mesleğidir

Said YÜKSEKDAĞ
09 Ekim 2018, Salı
Risâle-i Nur, ahirzamanda te’lif edilmesine rağmen bizlere Asr-ı Saadeti yaşatmaktadır.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri (ra), te’lif etmiş olduğu Risâlelerin birçok yerinde Risâle-i Nur mesleğinin Sahabe mesleği olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca, Risâle-i Nur’un şahs-ı mânevîsinin Hz. Hasan’ın (ra) altı aylık hilâfetinin “bir muavini, bir mütemmimi, bir manevî veledi” olduğu ve “tam beşinci halife”1 nazarıyla bakabileceğimizi belirtmiştir. Peki, Sahabe mesleği nedir? Gerçekten de Risâle-i Nur’un mesleği Sahabe mesleği midir? Bu sorulara Risâle-i Nur’dan istifade ederek kısaca cevap vermeye çalışalım.

Bediüzzaman Hazretleri (ra), Sahabelerin (ra) Ehl-i Sünnet ve Cemaat nezdindeki mertebesini şu sözlerle ifade etmiştir: “Enbiyâdan sonra, nev-i beşerin en efdali Sahabe olduğu Ehl-i Sünnet ve Cemaatin icmaı, bir hüccet-i kàtıadır”2 Yani peygamberlerden sonra insan nev’inin en faziletli olanlarının, Ehli- Sünnet ve Cemaatin icmaıyla Sahabeler olduğuna ve umumî faziletlerde onlara yetişilmeyeceğine fikir birliği edilmiştir. İcma, bir asırda yaşayan bütün İslâm müçtehidlerinin bir mevzûda fikir birliğine varmaları demektir.

Evet, “Sohbet-i nebeviye öyle bir iksirdir ki, bir dakikada ona mazhar bir zât, senelerle seyrüsülûka mukabil hakîkatin envarına mazhar olur. Çünkü, sohbette insibağ ve in’ikâs vardır. Malûmdur ki, in’ikâs ve tebaiyetle, o nûr-u a’zam-ı nübüvvetle beraber en azîm bir mertebeye çıkabilir. Nasıl ki, bir sultanın hizmetkârı ve onun tebaiyeti ile, öyle bir mevkie çıkar ki, bir şah çıkamaz.”3 diyerek Peygamber Efendimizin (asm) sohbetinin, insanları anında etkileyen bir iksir olduğunu belirten Bediüzzaman Hazretleri (ra), bir dakikada O’na (asm) mazhar olan bir Sahabenin senelerce mânevî âlemde seyrüsülûk yapmaya bedel, hakîkatin nurlarına kavuşabildiğini ve yüksek bir mertebeye yükselebildiğini ifade etmiştir. Çünkü Peygamberimizin (asm) sohbetinde insibağ yani boyanma vardır. Bu sır sebebiyledir ki en büyük bir velî, Sahabelerin mertebesine ulaşamamaktadır.

Bediüzzaman Hazretleri (ra), Risâle-i Nur mesleğinin Sahabe mesleği olduğunu “Risâle-i Nur mesleği, tarikat değil, hakîkattir. Sahabe mesleğinin bir cilvesidir. Bu zaman tarikat zamanı değil, îmânı kurtarmak zamanıdır. Risâle-i Nur bu hizmeti lillâhilhamd en müşkül ve ağır zamanlarda yapmış ve yapıyor.”4 buyurarak veciz bir şekilde ifade ederek, Risâle-i Nur’un hangi şartlarda te’lif edildiğini, bu kudsi mesleğin ehemmiyetini ve seçkinliğini belirtmektedir. Çünkü “Risâle-i Nur, ibâdet yerinde ilim içinde hakîkate bir yol açmış, sülûk ve evrad yerinde, mantıkî bürhanlarla ilmî hüccetler içinde hakîkatü’l-hakaika yol açmış ve ilm-i tasavvuf ve tarikat yerinde, doğrudan doğruya ilm-i kelâm içinde ve ilm-i akîde ve usulü’d-din içinde bir velâyet-i kübra yolunu açmış ki, bu asrın hakîkat ve tarikat cereyanlarına galebe çalan felsefî dalaletlere galebe ediyor; meydandadır.”5

Peki, nedir Sahabe mesleği? Peygamber Efendimiz’den (asm) doğrudan îman ve Kur’ân dersini alan Sahabeler (ra) kuvvetli ve sarsılmaz bir îmana sahip olmuşlardır. Kendilerine şan, şöhret, makam ve hatta dünya içindeki her şey verilseydi bile, bir îman mes’elesini ona değiştirmezlerdi. Zira hakîki ve elemsiz lezzetin sadece îman ve Kur’ân’da ve İslâm’a olan hizmette olduklarını biliyorlar ve bunu hakkalyakîn yaşıyorlardı. Peygamber Efendimiz (asm), o mübarek zâtlardan birine İslâmî bir hizmet teklif ettiği zaman, onu hayatları pahasına da olsa tereddütsüz îfa etmişlerdir. Sahabeler, İslâm’a hizmet ettikleri zaman keşf ve keramet aramamışlardır. Hiçbir şahsî, içtimaî, dinî veyahut dünyevî menfaati gözetmemişlerdir. Onlar, kendilerini sadece tebliğ vazifesine, îman ve Kur’ân hizmetine adamışlardır. Sahabelerin, Peygamberimizin (asm) son peygamber olması hasebiyle ve Ehl-i Sünnet ve Cemaat âlimlerinin icmaıyla, peygamberlikten sonra gelen bir makamda olmalarına rağmen, onların hayatında pek nadir olarak keramet zâhir olmuştur. Olduğunda ona ehemmiyet vermemişlerdir. Bu hususta en güzel örnek “Eğer perde-i gayb açılsa yakînim ziyadeleşmeyecek” diyen İmam-ı Ali’dir (ra).6

Tarikat dairesine giren bir mürid, mürşid kabul ettiği şeyhine bağlanır ve onun vasıtasıyla kalbî ve ruhî hastalıkları tedavi eder. Bundan sonra mânevî makamlarda yükselirken keşf ve kerameti arar. Bilhassa mürşid kabul edilen bir şeyh, tarikat esaslarını müridlerine kabul ettirmek için keşf ve keramete ihtiyaç hisseder. Bu yüzden tarikatta keşf ve keramet tercih edici unsur olarak kabul edilir.

Risâle-i Nur dairesinde ise keşf ve keramet aranmaz. Bir Nur Talebesi, tıpkı Sahabelerin (ra) yaptığı gibi îman ve Kur’ân hizmetine yoğunlaşarak keşif ve kerametle meşgul olmaz ve böyle bir şey aramaz. Çünkü, “Sözleri kendi malı ve te’lifi gibi hissedip sahip çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini onun neşir ve hizmeti bilsin.”7 buyuran Bediüzzaman Hazretleri (ra) Nur Talebeliğinin hassasını ve şartını açıklamıştır. Nur Talebeleri önce kendi îmanını taklidden tahkîkiye dönüştürüp sarsılmaz bir bir îmana sahip olmaya çalışır. Sonra en yakınlarından başlayarak başkalarının îmânının kurtulmasına hizmet eder. Bu hizmetinde maksadı rızâ-yı İlâhi’dir. Şan, şöhret, makam sahibi olmak ya da keşf ve keramete mazhar olmak değildir. Bu hizmetinde kerametvarî muvaffakiyetlere nail olduğu zaman ise bunu, Kur’ân’ın ve Nur Dairesinde teşekkül eden şahs-ı mânevînin kerameti olarak kabul eder. Risâle-i Nur mesleği, Nur Talebelerine kazandırdığı bu vasıflar sebebiyle, Sahabe mesleği mesabesindedir. Evet, “Seciye-i âliye-i Sahabeyi ve meşreb-i nurâni-i Peygamberîyi beyan eden Risâle-i Nur dairesindeki feyiz”8 başka yol ve mesleklere ihtiyaç bırakmıyor. Bu yolda dinsizliğe ve zındıkaya karşı mücahede eden Nur Talebeleri, tarikat dairesine girmez, keşf ve keramet aramaz, bu yol ve mesleği terk edip başka mesleklere girmez.

Dipnotlar:

1- Emirdağ Lahikası, Said Nursî, Yeni Asya 2013, s. 139.

2- Sözler, Said Nursî, Yeni Asya 2013, s. 793.

3- A.g.e. s. 793.

4- Emirdağ Lahikası, Said Nursî, Yeni Asya 2013, s. 130.

5- A.g.e s.169

6- Asâ-yı Mûsa, Said Nursî, Yeni Asya 2013, s. 195.

7- Mektûbat, Said Nursî, Yeni Asya 2013, s. 576.

8- Lem’alar, Said Nursî, Yeni Asya 2013, s. 633.

Okunma Sayısı: 1406
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı