"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

‘Helâlleşmek’ meselesi

Sebahattin YAŞAR
13 Eylül 2017, Çarşamba
‘Helâlleşme’nin en acıklısı, musalla taşının başında olanıdır.

Artık burası karşılıklı ‘helâlleşme’ imkânının kalmadığı an’dır.

Oysa yaşarken, yüz yüze ‘helâlleşmek’ en güzelidir.

Normal şartlarda ‘helâlleşme’ garip karşılanıyor. Küçük çaplı vedalaşmalarda ‘Hakkını helâl et.’ deyince, ‘Hayırdır, ne oldu?’ deniyor.

Bir de, ‘hakkını helâl et’ deyince, illaki bir şey varmış gibi algılanıyor.

Oysa, bilerek/bilmeyerek hak ve hukuk ihlâlleri söz konusu olabilir.

Hak ve hukuk ihlâlleri anne, baba, kardeşler ve akrabalar arasında olabileceği gibi; komşular, değişik şekillerde sosyal, kültürel, ekonomik ilişkiler içerisinde olunan bütün diğer insanlarla ilgili de olabilir.

Yani bir esnafın, alış veriş yaptığı müşterilerle maddî ve manevî ilişkilerinde hak ve hukuk ihlâlleri söz konusu olamaz mı? Yüz hatlarına, ses tonuna, mimiklerine hisleri karışmış olamaz mı? Bu da kul hakkına girmez mi? Helâlleşmeyi gerektirmez mi? Siz cinayet gibi gıybetleri, iftiraları bir düşünün… 

Helâlleşmeyi bir ahlâk haline getirmeliyiz.

Hukukumuz olan insanlarla samimane ve kolay helâlleşebilmeliyiz.

‘Keşke helâlleşse idik.’ dememek için, kolayca helâlleşebilmeliyiz. 

Zaten helâlleşince, helâlleşmeyi gerektirecek ihlâllere de giremez insan.

Helâlleşmemenin altında, ‘nasıl olsa daha görüşürüz’ düşüncesi yatıyor.

Bu, ölümü kendinden ve sevdiğinden uzak görmek yanılgısıdır.

Kıymetli annemle, meyve bahçesi sınır komşusu Fatma Teyze artık ileri yaşlara ulaşınca, helâlleşme ihtiyacı hissederler. Ne olur, ne olmaz diye.

Rahmetli Fatma Teyze anneme, ‘Dudu, iyi kötü günlerimiz oldu, bahçe ortaklığı yaptık, hakkını helâl et.’ der. Annem de, ‘Helâl olsun, lâfı mı olur.’ deyince, Fatma Teyze, ‘Zaman zaman birbirimizden habersiz topladığımız armutlar da olmuştur, bu helâle o da dahil değil mi?’ diye sorar. Gülüşürler, bir daha helâlleşirler.

Evet, genelde, ‘genel’ helâlleşilir. Ama helâlleşilen kişinin bilmediği, özel bir takım meseleler varsa, meselâ gıybeti edilmişse, maddî olarak hakkına girilmişse bu takdirde açık iletişimle helâlleşmek, yani kişinin neyi helâl ettiğini bilerek helâlleşilmesi önemlidir. ‘armutlar’ gibi!

Tayini çıkan beyefendi, topluluğa dönerek, ‘Arkadaşlar, aranızdan ayrılıyorum. Hakkım varsa helâl olsun, sizin de hakkınız varsa helâl edin.’ demişti de, oradakilerden birisi, ‘Ben sana hakkımı helâl etmiyorum.’ demişti. Meğer iş hayatıyla ilgili zamanında helâlleşilmemiş bir mesele varmış. Tabiî ilgili kişi de, ‘Gel o zaman hakkını vereyim de, helâlleşelim.’ diyemedi.

Demek, düzgün helâlleşilmeli. Maddî ve manevî bir borç varsa da ödenmeli. ‘Helâl olsun.’ deyince, gerçekten, içten, yürekten ‘helâl’ olmalı. 

Sadece dilden değil, gönülden helâlleşilmeli. Hiç iz kalmamalı. Yani ‘helâl olsun’ diyen de rahatlamalı.

Ta ki, musalla taşı başında, imam, ‘Ey cemaat! Bu merhuma hakkınızı helâl ediyor musunuz?’ dediğinde, gelgitler yaşanmasın. ‘Biz zaten helâlleşmiştik’ diyelim. 

İşimizi son ana bırakmayalım.

Okunma Sayısı: 1258
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı