"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İpi kopan tesbih taneleri gibi

Sebahattin YAŞAR
19 Ekim 2016, Çarşamba
Bir kişi için en kötü şey, hayat bulduğu çevresiyle çatışık hale gelmesidir. Çatışma sebebi şahıssa, altında büyük oranda vefasızlık vardır.

Oysa içinde olduğu ortam, sahip olduğu imkânlar, aldığı eğitim, tanındığı çevre vb. onlarca faktörde hayat bulduğu çevrenin ciddî tesiri vardır. 

İnsan, zamanla geldiği yeri, onu oraya taşıyan insanları, unsurları, kendisi için yapılan fedakârlıkları unutabiliyor. Bu insanın nankör tarafıdır.

Bir şahs-ı manevîden, bir fedakâr çevreden, bir cemaatten vefasızlıkla ayrılanlar, emin olun adeta sersemleşiyor, dengelerini kaybediyorlar. Gömlek değiştirelim derken, açıkta kalıyorlar. Fedakârlığa nankörlük tokatı celbediyor.

Aidiyeti bozulan insan, bağı kopmuş tespih tanesi gibi savrulur. Onun için ne yapıp edip cemaatiyle bağını koparmamalı insan. Evet, zaman zaman anlaşmazlıklar, farklı düşünmeler olacaktır. Bir aile gibi, cemaat içi meseleleri de meşveretle halletmeye çalışması en güzelidir.

Nasıl ki insan evlâdı bir yanlış yapınca, onu evlâtlıktan atmıyorsa, hatta ıslâhına çabalıyorsa, cemaatin bir kurumundaki eleştiri konusu gözüken bir meselede de yine aynı hassasiyet gözetilmelidir. Aidiyet bunu gerektirir.

Cemaatiyle meşreben bağını koparmış bir insanda önce nefis ve enaniyetin etkisiyle hissi bir rahatlama gözükür. Şahıs olarak cemaatini cezalandırdığını düşünür. Fakat bir zaman sonra pişmanlık hali kendini gösterir, fakat artık hatadan geri dönüş iyice zorlaşmıştır.

İşte size cemaatin şahs-ı manevisinden, duâsından, derslerinden uzaklaşmış bir beyefendinin psikolojisi; “Eskiden bir cemaatimiz vardı. Kendimizi oraya ait hissederdik. Şimdilerde ise yalnızları oynuyoruz. Muhabbetimiz bozuldu. Bir yerlere gidiyoruz, ama ne onlar bizi anlamlı buluyorlar ne biz onları. Ama kimse bunu seslendirmiyor. Evet, mahalli olarak kendimizi haklı bulduğumuz noktalar vardı, ama bu haklılık haklı bir sonuca dönüşmedi. Yaptığımız bir teklifin hemen kabul görmesini bekledik. Olmayınca da cemaate olan muhabbetimizi kaybettik. Bir haklılığımız var idi ise de, zaten şimdilerde o haklı olduğumuz konuların da bir hükmü kalmadı. Çünkü cemaatle olan bağımız kalmadı. Keşke haklı olsaydık ve o zaman anlaşılmasak dahi anlaşılmadan haklı orada kalsaydık. Günün birinde haklılığımızı aktarırdık. Şimdi o imkân da kalmadı.”

Evet açık ki, şu an cemaatin şahs-ı manevisinden ayrılan hiçbir kişinin öncesinden daha düzenli bir hizmet planı ve Nur dersleri yok.     

İnsan cemaati içinde hayat buluyor. Cemaatinin yaşaması ve uzun ömürlü olması da tahkik ehli müntesiplere bağlı oluyor.

Kimsenin cebine aklını koymayan, her türlü adımlarını istişare ederek atan, istişare sistemini güçlendiren ve varsa aksaklığı gideren, şahıs değil şahs-ı manevî etrafında birlik oluşturan bir yapı elbette Risale-i Nurların hayat verdiği bir yapıdır.

İman ve Kur’ân hizmetlerini ebedileştirecek olan sır da, ihlâs ve meşveret sırrıdır. İnsan hislerine kapılıp bir adım atmayagörsün, o adımın geri atılması çok da mümkün gözükmüyor. “Ben kararımda hata ettim” diyen yok gibi. Benlik ve nefis kafesliyor insanı. Yazık oluyor hayat bulamayan hakikatlere.

Ne yapıp etmeli cemaatin şahs-ı manevisinden kopmamalı insan. Yoksa Allah muhafaza solup gitmeye mahkûm oluyor.

Okunma Sayısı: 3682
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Rüstem Garzanlı

    19.10.2016 14:24:40

    Günümüzde en fazla müzdarip olduğumuz bir konu, bu nedenle evvela Sabahattin beyi tebrik ediyorum bu güzel fikirleri için... Kardeşim istişare mi kalmış? Cerbezecilerin kaldırdığı parmak, bir talimattır. Talimatı uygulanmayanın vay hâline, Karar: "Cemaate zararın dokunacak gerekçesiyle aforoz edilmişsin." Bu kadar basit. İstibdat'ta kuvvet ve cehâlet hakimdir. Kuvvet ve karar ağa efendiden; ceza, tecziye ve infaz taşerondan.... Karar senin,Yâ inkiyat; Yâ; aforoz....

  • RESUL

    19.10.2016 14:04:56

    Allah razı olsun müthiş bir yazı

  • omer caloglu

    19.10.2016 12:12:57

    Şikayet yerine çözüm, beklenti yerine fedakârlık, kendimizi vazgeçilmez görme yerine şükür, ısrar ve tahakkum yerine şefkat, reddetmek ve kabullenmemek yerine birlikte düşünmek ve faaliyet havuzunu tercih etmek, en büyük fedakârlık şahs-i manevimiz olacaktır. Allaha emanet olunuz

  • Osman Yıldırım

    19.10.2016 09:11:30

    Sayın Yazar, çok önemli bir konuya temas etmişsiniz Allah e beden razı olsun. Yalnız bu sadece bir cemaat sorunu değil bu son yıllarda ülkemizde oynanmak istenen bir oyunun toplum üzerine uygulanması hadisesidir.Yani cemaatten ayrılma ve kusmeler tamamen toplumun dönüştürülmesine yönelik bir oyun olduğu kanaatini tasimaktayim yani dinin siyasete alet edilmesinin oluşturduğu bir oyundur. Malumunuz. Nur talebeleri dini değil siyasete uhrevi makamlara bile alet etmekten azami dercede cekinirler. Bu hassasiyeti kırmak ve bir talebelerini siyasallaştırmak Siyasal ıslamın oynadigibir oyundur ve son yıllarda galiba bir noktada başarılı da oldular gibi. Allah feraset ve basiret versin ınşallah. Selam ve saygılar.

  • Garib Doğu

    19.10.2016 07:11:28

    Şahsi manevi birlik ve beraberlikle oluyor. Özünü de; ihlas,uhuvvet ve muhabbet,fedakârlık,tesanüd gibi sıfatlar,nurlar oluşturuyor.Şahsi manevinin istikameti ve devamı da istişareye bağlıdır. Bilindiği gibi İstişareyi, iki ayeti kerime emrediyor. Bu emre en çok bağlı olarak hareket eden de Efendimiz Aleyhissalatü vesselamdır. İstişareye riayet etmemenin mazereti olamaz.Eften püften bahaneler istişareyi bırakmanın gerekçesi olamaz. İlahi idare sistemi böyle kurulmuş ve böyle devam edecektir.Aksine hareket eden şeytanın desiselerine ve süfli hislerine kapılmış, mahkum olmuş demektir. Böyle bir insanın istikamet dairesinde hakka hizmet etmesi mümkün değildir. İfrat ile tefritten kurtulması oldukça zor. Hayatı, zikzaklardan,yalpalamalardan kurtulamaz.İç huzuru bulması da çok zor. Son zamanlarda cemaatın şahsi manevisinden ve istşareden ayrılanlardan biri yukarıdaki itiraflara benzer bir itirafta bulunmuş.''Ne olduğumuz,neye mensup olduğumuz belli değil diye bir serzenişte bulunmuş.''

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı