"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kardeşleri için gözyaşları dökmek

Sebahattin YAŞAR
19 Nisan 2017, Çarşamba
Ne insanlar var. Hakkında düşünemeyeceğimiz, yorum yapamayacağımız, kanaat yürütemeyeceğimiz. Bilinmezler, tanınmazlar, görünmezler, ama dip dalga onların etrafında gelişir.

Rızaya, rahmete, berekete vesile olanlar onlardır. Onlar hemen hemen her yerde vardırlar. Bu gözle bakarsanız onları görebilirsiniz, onları bulabilirsiniz.

Bizim çevremizde de var onlar. Evliya gibi insanlar. Günlük algıların çok ötesindedirler. Sıra dışı bir hayat yaşarlar. Namazları farklı, duâları farklı, yemeleri içmeleri farklı. Herkesin önemsediklerini onlar önemsemezler. Herkesin gönül verdiklerine onlar vermezler. Para ile, mal ile, alış veriş ile çok da ilgileri, alâkaları yoktur. Maaştan ziyade kanaatle ve bereketle yaşarlar.

Daima veren eldir, onlar. Ceplerinde şekerleri, insanları sevindirecek bir şeyleri mutlaka vardır. Genelde onların çevresinde masumlar taifesi vardır. Çocuklar, ihtiyarlar, mecnunlar, divaneler…

Neyse ben bu konuya fazlaca girmeyeyim. Büyükler, ‘Her yerin bir delisi, bir velisi vardır.’ derler ya, bu da öyle. Zaten bu gözle bakarsanız onları görebilirsiniz.

Ben onlardan ziyade size emekli Muharrem Abiden bahsedeyim. Gençlerin arasında, hizmet-i iman ve Kur’ân’da oradan oraya koşturan bir kahraman Muharrem Abi. ‘Keşke’ diyor, ‘Bu hizmetin tadını emekli olmadan alsaydım. Emin olun o zaman beni kimse tutamazdı. Şimdi ihtiyarlık yakaladı, ama öyle kolay kolay bırakmam bu işi. Son nefesime kadar koşturmaya devam inşallah.’ 

Muharrem Abiyi bir kandil gecesinde cemaatle kılınan bir namaz sonrası şöyle biraz da uzaktan izliyorum. Tesbihat yapılmış ve ellerimiz açık son duâmızı yapıyoruz. Herkes dilinin döndüğünce bir şeyler istiyor Rabbinden.

Ben de istiyorum, ama gözüm ve kulağımda Muharrem Abinin üzerinde. Ne diyor Muharrem Abi, ne istiyor Allah’tan diye düşünüyorum. Yani bu yaşa gelince Allah’tan daha çok ne istenir diye merak ediyorum.

Muharrem Abi de durumu çok da gizlemiyor. Sanırım gözlerini kapatmış, kaptırmış duâ ediyor Rabbine. Ama öyle bir duâ ki hakikaten görülmeye değer.

Muharrem Abi, sessizce; ‘Kardeşlerimi…’ diyor, sesi kesiliyor,  ‘Kardeşlerimi…’ diyor sesi gelmiyor. Biraz daha dikkat kesiliyorum, Muharrem Abi, ‘Allah’ım Nur Talebesi kardeşlerimi koru…’ diyor ve ağlıyor.

Muharrem Abi, kendi nefsine, eşine ve çocuklarına, anne babasına yakın akrabalarına duâ eder bir niyaz içerisinde, Nur Talebesi kardeşlerine duâ ediyor. Kardeşlerine karşı içten bir muhabbet taşıyor. Bu bana çok manidar geldi. 

Bir cemaatin mensubu olmak işte böyle bir şey. 

Cemaatine gönül vermek, onun muhabbetiyle coşmaktır, şevklenmektir.

Kardeşlerinin meziyetleriyle iftihar etmektir.

Çıkan neşriyatına hamd etmektir.

Hiçbir şey yapamıyorsan da, Muharrem Abinin yaptığı gibi cemaatine, cemaatinin fertlerine, kardeşlerine duâlar etmektir. 

Duâmız bizi ehemmiyetli yapıyorsa, o zaman biz de bu ehemmiyetli kılıcımızla cemaatimize ve onun kahraman mensuplarına bolca duâlar etmeliyiz. Çünkü onlar güçlü ise biz güçlüyüz demektir.

Her namaz sonrasında, tesbihatla birlikte ve özel zamanlarda cemaatinin birlik ve beraberliğine duâlar etmek, oraya ait olmanın bir gereğidir.

Cemaati meseleleriniz rüyalarınıza giriyorsa ne mutlu size! 

Cemaatinizin derdiyle dertlenir, sevinciyle neşelenirseniz ne mutlu size!

Uğrunda yorulduğunuz, fedakârlık yaptığınız cemaat sizindir.

Dünyada insanın fani olduğu şey, ahirette onun elinden tutacaktır.

‘Nasıl yaşarsanız öyle ölür, öyle de dirilirsiniz’ hakikati bunu söyler.

Hizmette olan, inayettedir; hizmette ölen, inşallah Cennettedir.

Hizmetin delisi olan, onun velîsidir.

Okunma Sayısı: 1737
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdullah TUNÇ

    19.04.2017 08:15:22

    Bu yazı bana Üstadımızın şu veciz cümlesini hatırıma getirdi.'' Meziyetin varsa hafa türabında kalsın; ta neşvünema bulsun.'' Ve devamında; ''Zihassa-i meşhure! Taayyünle(Meydana çıkma,görünme ile) zulmetme.Ger(Eğer) perde-i hafanın (Gizlilik perdesinin) altında sen kalırsan,ihvanına verirsin ihsan ve bereketi'' ve bu bahis bir sahife kadar devam eder.Aslında bu bir velayet halidir.''Eğer taayyun(Görünme,ortaya çıkma,) edip, perde altından çıksan,mükerrem ( Şerefli )iken altında,üstünde zalim olursun.Güneş iken orada,(gizlilikte) burada gölge edersin.'' Mektubatta,'' O imanı tahkikiyi taşıyan halis ve sadık şakirtler dahi,bulundukları kasaba ve karye ve şehirlerde,hizmett-i imaniye itibarıyla âdeta BİRER GİZLİ KUTUP gibi, mü'minlerin manevi birer nokta-i istinadı olarak,bilinmedikleri ve görünmedikleri ve görüşülmedikleri halde, kuvve-i maneviye-i itikatları cesur birer zabit gibi kuvve-i maneviyeyi ehli imanın kalplerine verip mü'minlere manen mukavemet ve cesaret veriyorlar...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı