"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kitap masumiyetini tahribat için kullanmak tehlikesi!

Sebahattin YAŞAR
06 Aralık 2017, Çarşamba
Hafta sonu Mersin CNR Kitap Fuarı’nda idim.

Bundan önce de İstanbul TÜYAP Kitap Fuarı’na katılmıştım. İnsan böyle ortamlarda sadece kitap imzalamış, okuyucuları ile sohbet etmiş olmuyor. Bu ortamların insanlara kazandırdığı çok yönlü birikimler oluyor.

Her şeyden önce kitapsever insanlar kitap etrafında bir araya gelmiş oluyorlar. Yani hobi ilgililerinin zaman zaman bir araya gelmeleri gibi.

Ama doğrusu kitap-sever, kitap-okur, kitap-yazar bir insan olarak, bu kadar konunun ilgilileri olan beyefendileri, hanımefendileri, gençleri, çocukları bir arada görmek hakikaten heyecan verici.

Tabiî ciddî okuyucuların bu kadar kitabı bir arada görmeleri ve ulaşabilmeleri o da ayrı bir heyecan unsuru. Sanki bütün ulaşmak, görüşmek istediğin dostlarla bir araya gelmiş gibi bir şey.

Bir diğer kazanım fuarın düzenlendiği o şehrin, o toplumun kabaca bir fotoğrafını görmüş oluyorsun. Tabiî bunun içinde de başka başka değerlendirmeler ortaya çıkıyor. Kitapsever insanların o arenaya kattığı ruh hali bir şekilde anlaşılıyor. Çünkü aynı veya birbirine yakın düşüncedeki insanlar bir araya gelince, o ortamda o düşüncenin muhtevasına uygun bir ruh oluşuyor ve bu ruh insanların arasında bir ruh haline, bir davranış haline dönüşüyor.

Bu dar alanda da böyledir. Her düşüncenin bir ruh atmosferi vardır. Ve o, oraya hakimdir. Meselâ Mersin Kitap Fuarı’nda stantlara şöyle bir uğradığınızda, oradaki görevlilerle birkaç cümle konuşuverseniz, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Bir de fuar alanında bir araya gelen binlerce insanın ‘kitaba yakın’ olmaları hasebiyle oluşturdukları bir ruh hali var. Binlerce insanın bulunduğu alan içinde şöyle bir tur atsanız ve insanların yüzlerine yansıyan ifadeleri bir okusanız, hemen okuyan insanın, düşünen insanın bir hoşgörü ikliminde kendinizi bulacaksınız.

Meselâ bu tesbit İstanbul TÜYAP için değildir. Mersin’de görülen bir izlenimdir. İlginç ki, farklı yayınlar takip eden okuyucular, farklı hayat biçimleri, hayat tarzları bir arada birbirini kabul edip, saygı duyarak ve neredeyse ‘iyi ki benim gibi düşünmüyorsun ve iyi ki de varsın’ der gibi bir haleti çok rahat hissediyorsunuz.

Yani başka düşüncenin varlığını yok etme bakışları değil, ‘iyi ki varsın, ve iyi ki benim gibi de düşünmüyorsun’ mesajı size ulaşıyor. Bu da neyi sağlıyor, ‘Senin gibi düşünmüyorum, ama senin varlığını kendim için de anlamlı buluyorum.’ ‘Kendimi tanımlayabilmemin bir gereğisin…’ bakışını çok net görebiliyorsunuz.

Belki diğer fuarlar da başka başka şeyler söylüyordur. Onları da okumak gerekiyor. Meselâ diyelim, Tokat’ta düzenlenen kitap fuarı, ‘Benim gibi düşünmüyorsan seni yok ederim.’ tarzı bir kabadayılık ortaya koymadı mı?

Peki koydu da ne oldu? Birileri, ‘Böyle bir şey nasıl olur, benim şehrimde, benim ülkemde böyle bir kabalığa yer yoktur.’ diyerek, demokrasi ve hoşgörü kimliğine sahip mi çıktı?

Hanımefendi yazar, beyefendi yazar, binlerce liseli gencin hisleri üzerinden hareketle kitaplar yazıyor, argolar artık kitapların muhtevası haline geliyor, yine kimseden bir ses yok.

Yani bu nasıl bir demokrasi anlayışıdır ki, bir yerde yapıcı bir düşünceyi yoketmenin adımını atıyorsun, diğer tarafta ise, genç nesillerin adeta beynini yıkayan, onların his dünyalarını okşayıp, her türlü zehirli düşüncelerin ekilmesine ve sonrasında da anarşiye, teröre dönüşmesine ses çıkarmıyorsun. Böyle bir şey olabilir mi?

Şimdi asıl tahribat, zihinlerde kutsal bir yere sahip olan ‘kitap’ üzerinden yapılıyor. Yıkıcı düşünce, ahlâk bozucu tahribat artık kitap kılıfı altında masumane yaklaşıyor.

Hem Mersin fuarında hem İstanbul TÜYAP’ta gördüğüm şu idi ki, stadyuma tezahürata gelmiş gibi hatta neredeyse sloganı bile hazır bir liseli gençliği var. Onun için kitap arayışları içindeyken bir de bakmışsınız yan taraflardan bir tezahürat başlamış. 

Evet, her türlü düşüncenin varlığı demokrasinin gereğidir. Ama demokrasi de, hırsızları serbest bırakıp, kurtları bağlamak değildir.

Bunu da şundan anladım, Mersin CNR’da, gazete, dergi veya kitap noktasında pek çok okuyucumuzun aslında bizim gibi düşünmediğini, ama bizim varlığımızı, orada bulunmamızı, bu tarz düşünüşümüzü renkli ve anlamlı bulduğunu gördüm.

‘Yeni Asya gibi düşünmüyorum. Ama varlığınızı anlamlı ve gerekli buluyorum.’ gibi cümleleri rahatlıkla duyabiliyorsunuz.

Tabiî bu cümlelerin altında, ‘dindarsınız, ama yobaz değilsiniz’ var.

Bu büyük oranda yeni gelişen bir şey. Bu gelişme de yine Yeni Asya’nın başka düşünceye saygılı ve açık, insanlık ortak değerlerinde bütün farklı görüş ve düşüncelerle bir araya gelebilmek anlayışından doğup gelen bir şeydir. Ve güzel de bir şeydir.

Ve aslında artık yenidünyanın bu yaklaşıma ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Okunma Sayısı: 662
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdullah TUNÇ

    6.12.2017 12:06:23

    'Senin gibi düşünmüyorum,ama senin varlığını kendim için anlamlı buluyorum' kendimi taniyabilmemin bir gereğisin...' cümlesini çok anlamlı buluyorum.Bu başkalarının fikir ve düşüncelerine değer vermektir. Başka bakış açılarına tahammül etmektir. Bu fıtrata uygun hareket etmektir. Sözler,Y.Asya sh; 770' de bu konu ile ilgili,belki de bu konun temeli,esası,özü ve ruhunu oluşturan şu satırlar yazılı; ''Her bir insanın hakikati,birer ismin (İlahi isimlerin)nuruna dayanır ve hakikatına istinad eder.'' Demek her bir insan,Cenab-ı Hak'kın bir ismin bir nurunun yansımasıdır. Demek her bir insan,farklı yaratılmış bir alem, bir hazinedir. Öyle ise her insanın fikir ve düşünceleri,zekası,bakış açısı farklı farklı olur. Bu bir yaratılış hediyesidir.Her insanın kabiliyetleri fıtri olarak inkişaf ettirilmelidir.Fıtratına asla müdahale edilmemelidir. ''Avrupayı kalkındıran; bu farklı bakış açılarıdır.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı