"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Özür” özürlüler

Sebahattin YAŞAR
13 Kasım 2017, Pazartesi
Bir kusuru olduğunda kişinin özür dileyememesi ne acınacak bir haldir. Sanki özür dileyince bir tarafı eksiliyor.

‘Pardon’, ‘özür dilerim’, ‘kusura bakmayın’, ‘affedersiniz’ artık ifadesi ne ise, bir iki kelimelik bir cümle ne kadar yabancı geliyor birilerinin diline. İlk kez birisiyle karşılaşıyor gibi, bir yabancılık hali. Telâffuzunu bile yapamıyor. Kelimeler ağzına yakışmıyor. Çünkü bu kelimeler pek kullanılmamış.

‘Ben’likleri şişkin insanlar bunlar. Özür dileyince karizmanın çizileceğini düşünüyor. Oysa özür dileyebilmek bir erdemdir.

İnsan hatadan hali olamıyor. Özür dilemek, af dilemek aynı zamanda bir ‘kul’luk ifadesidir. Özür dilememek ise, bir ‘ben’lik, ‘firavunluk’ göstergesidir.

Üniversite öğrencilik yıllarımdaydı. İnkılâp tarihi dersinde hocanın anlattığı konu ile ilgili bir soru sormuştum. Cümlem biter bitmez hoca beni dört beş yüz kişinin huzurunda, anfiden dışarı atmıştı. Oldukça zoruma gitmişti.

Arkadaşlarımın da ‘çık, çık’ onayını alınca, çıktım. Kapıda beklemeye başladım. Ders bitti. Hoca çıktı. Odasına gittik. Bana o soruyu maksatlı sorduğumu söyledi. Ben de bunun mümkün olmadığını, sadece öğrenme amaçlı sorduğumu söyledim.

Tabiî hoca inanmadı. Ben de kendisine izah ettim. Kendimin sorumlu bir insan olduğumu, belediyede basın danışmanlığı görevi yürüttüğümü, birkaç mahalli gazetede, müstear isimlerle köşe yazarlığı yaptığımı, aynı zamanda İstanbul merkezli bir gazetede de muhabir olduğumu söyledim.

İkna oldu. Ve ben bu cümleleri söyleyince tavrı değişti. Artık çaylar geldi. Sohbet derinleşti. Hoca benden ‘özür diledi’. Ama doğrusu o özür içime sinmedi. Kusur üç yüz, beş yüz kişi huzurunda işlenmiş, özür ise iki kişilikti.

Ertesi hafta anfiye derse gittiğimizde, hoca bütün sınıf huzurunda beni kürsüye çağırdı. Ben bu sefer iyice heyecanlandım. Yine bir problem olursa artık kavgaya hazırlıklıydım. 

Kürsüye çıktım. Hoca, konuşmaya başladı: “Arkadaşlar! Geçen hafta ben arkadaşınızı dışarı attım. Ders çıkışı kendisiyle konuştum. Konuştuktan sonra yaptığım hareketin bir terbiyesizlik olduğu kanaatine vardım. Hepinizin huzurunda kendisinden özür diliyorum!” der demez, bütün sınıf bir yerlerden bir emir almışçasına ayağa kalkıp, hep birlikte hocayı alkışlamaya başladı. 

Bütün alkışlar hocaya idi. Hoca salonun kahramanı olmuştu. Özür dilemek hocayı büyütmüştü. Saygın hale getirmişti.

Bir yerde bir yanlış yapılmışsa, o yanlışın da farkına varılmışsa, özür dile(ye)memek, bütün kötülüklerin kaynağı olan nefsi korumaya almak, onu avukat gibi savunmak, taksirattan takdis gibi bir aldanma halidir.

Daha da kötüsü ne biliyor musunuz?

Yanlışı, hatası kendisine söylendiği halde veya hatasını bildiği, anladığı halde özür dile(ye)memektir. Böyleler, Risale-i Nur’da geçtiği şekliyle, “Nefsine nazar-ı rıza ile baktığı için ayıbını görmez. Ayıbını görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiaze etmez; şeytana maskara olur.”

Şeytana da maskara olmak, aziz olan, şeref sahibi insana yakışır mı?

Oysa, “Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiaze eder. İstiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar; itiraf etse, affa müstahak olur.”

Okunma Sayısı: 1181
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı